KadınManşet

Rebecca Solnit: Genç feministler anlayışımı değiştirdi

Photograph: John Lee/The Guardian

Yeşil Gazete için çeviren: Özde Çakmak

Yaşlandıkça, sırra kadem basan bir ülkenin, ancak bazı akranlarınızın hatırlayabildiği fakat gençlerin akıl almaz ya da anlaşılmaz bulduğu bir ülkenin göçmeni olursunuz. Bu ülkeye önceler ülkesi diyebilirsiniz; büyük bir değişiklikten önce, işleri bu şekilde yapmadan önce, onun kabul edilemez olduğuna karar vermeden önce, eski bir soruna açıklık getirmeden önce… Beni artık pek de var olmayan bir dünya şekillendirdi, bu yüzden kendimi şu an söz gelimi 18 yaşında hayal edemiyorum çünkü bunu yapmak tamamen farklı birini hayal etmek demek. Öyle biri yok, ben ise – hepimiz gibi – tecrübelerim, fırsatlarım ya da fırsatsızlıklarım ve ideallerimin toplam etkisi olarak varım.

Gençliğimi şekillendirerek iz bırakan ve beni yalnız bir feminist – çok daha sonra ise birçok kişiden yalnızca biri – yapan şeylerin çoğu, kadınlara yönelik şiddetin dile getirilmemesi ve buna eşlik eden iftira, taciz ve suskunluktu. Bu bir salgındı ama her olay sözümona münferit bir olaydı, hiç kimse işlenen bu suçları kadınlara yönelik şiddeti eğlence olarak gören kültürle ilişkilendirmemeliydi. Bu durum, suçların olgusal bir gerçek olarak herhangi bir şekilde önem arz ettiğini inkar ederek, önleyici tedbir ve adli kovuşturmanın nadir olduğu kadar etkisiz de olmasını sağladı. Bu güçlerin hepsi varlığını sürdürüyor ama onların yanı sıra var olan başka şeyler de var: Canlı bir sohbet, konuşma, adlandırma, tarif etme ve tanımlama; bahaneleri, örtbası ve mazeretleri reddetme…

Yeni donanımlar tecrübenin sesine karşı…

Bu sohbetler benim içimi açıyor. Aynı zamanda son on yılımı haberlerde korkunç tecavüz, işkence, cinayet, ısrarlı takip ve aile içi şiddet hikayeleri okuyarak ve bunları doğrudan hayatta kalanlardan dinleyerek geçirdiğim için bir ikilem de. Değişimin geldiğini – yeterince olmasa da – görmek beni ne kadar heyecanlandırıyorsa, boğazıma kadar bu (çoğunlukla) erkek şiddetinin ve (çoğunlukla) kadın kıyımının içine dalmak da o kadar yoruyor.

Bana göre kuşaklar arası ayrımlar hakkındaki konuşmalar esas noktayı kaçırıyor ve hepsinin de feminizmi kuşaklar arası bir kedi kavgası – ne de olsa kadınların kavga etmesine herkes bayılır – olarak yerleştirme çabası çok yaygın.

Artık 18 yaşında değilim ama ne kadar çok şeyin değiştiğini bana gösterecek ve o muhteşem itaatsizlikleri ve yüksek beklentileriyle daha fazla şeyin değişeceğine söz verecek çok sayıda 18 yaşında kadın var. Geçen yıl tanıdığım genç bir kadın bir hastanede tecavüz kiti almak için eşlik ettiği arkadaşıyla gece boyu çektiklerini anlattığı yazıyı paylaştığında, birçoğumuz için zor kazanılmış gerçeklerin ve bakış açılarının onun dünya görüşünün bir parçası olduğunu görerek şaşırdım. O bu yeni donanıma sahipti ve insanların olanları fark etme becerilerini baltalayan kendinden şüphe etme haline; “aşırı tepki gösteriyorsun” diyerek başka bir ifadeyle “hissettiklerin yanlış” diyen ve aslında “hislerin başkaları için uygunsuz, bu yüzden onları doğar doğmaz boğ” demek isteyen o tecrübeli sese sahip değildi.

Uzun yıllar önce, aşağı yukarı şöyle bir aforizmaya rastladım: “Gençliğe olan saygıyı hatırla.” (Remember the respect due to youth.) Çağımızın en zararlı mitlerinden biri, bilgeliğin ağaç halkaları gibi istikrarlı ve standart bir şekilde yaşlanarak biriktiğidir. Bu tabloya göre, gençler yaşlıların bilgeliğine sahip değil, küçük gagalarını açmalı ve bilgelik solucanının ağızlarına düşmesini beklemeliler. Bu şekilde anlatılan bilgelik, aynı zamanda toplum olarak bizlerin bir şeyi daha iyi görmemiz, bir şeyin nasıl çalıştığını daha akıllıca bilir hale gelmemizden ziyade, bireysel bir gelişmenin sonucudur. Bana göre kuşaklar arası ayrımlar hakkındaki konuşmalar esas noktayı kaçırıyor ve hepsinin de feminizmi kuşaklar arası bir kedi kavgası – ne de olsa kadınların kavga etmesine herkes bayılır – olarak yerleştirme çabası çok yaygın. Bu kültür, kıtlık ve bencillikle ilgili bir savaş dramasında grupları karşı karşıya getirmeden nasıl hikaye anlatacağını bilmiyor.

Ben iş başındaki genç feministlere hayranlık duyuyorum, onlara minnettarım ve onlardan çok şey – mutlak bir gerçek değil, zamanla anlayışımı değiştiren ve bana kullanmam için yeni araçlar veren bir iç görü yığını – öğreniyorum. Sayısız genç kadın ve kız çocuğunda – ailemdeki yeni yürümeye başlayan bebeklerden arkadaşını tecavüz kiti almaya götüren genç kadına – hakları, ihtiyaçları ve doğruları konusunda bana yeni ve farklı gelen bir netlik ve özgüven seziyorum. Bu tohumları ektiği için daha önceki kuşağın hakkını teslim edebiliriz ama asıl güzelim hasat onlar. Onlar, zaferin ta kendisi.

Mümkün olan imkansızlıklar

Bu kolektif uyanış için, gençler genellikle daha talepkar, anlaşmaya daha az istekli, bir şeyin imkansız olduğuna inanmaya daha az hevesli olarak öne çıkıyor – öte yandan, bu yeryüzünde geçirdiğim neredeyse altmış yıl bana statükonun imkansız olduğunu söylediği şeylerin zaman zaman gerçekleştiğini öğretti. 20 yıl önce güneş ve rüzgar enerjisi pahalı olduğu kadar yetersiz olduğu için fosil yakıt çağını geride bırakmanın imkansız geldiğini hatırlıyorum. 1992 yılını da hatırlıyorum, ABD Senatosu’na toplam altı kadın seçilince, (ilk “renkli” kadın senatör de dahil olmak üzere) önceki yıllara göre daha fazla kadın Senato’ya girdiği için, Kadınların Yılı olarak göklere çıkarılmıştı. Şu anda 25 kadın senato üyesi var.

Feminizm toplumsal cinsiyet, haklar, eşitlik, rıza, söz hakkı tahayyülümüzü değiştirmek; kendilerini dışlanmış ve susturulmuş hissedenleri katılıma davet eden bir sohbet yaratmak için yedi kıtada sürdürülen (ve bazen de birkaç uzay istasyonundaki) muazzam uğraşın bir parçasıdır. Bu; ırk, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, trans hakları, engelli hakları, dini özgürlük, nöro-çeşitlilik ve çok daha fazlası ve bütün bunların tek bir kişide ya da etkileşimde nasıl kesişebileceğine dair bir sohbettir. Bu sohbette yer alan herkes diğerlerinden daha zorlu görünmeyi, daha uzağı görmeyi, yeni sorular sormayı, yeni olasılıkları kabul eden yeni terimler kullanmayı öğrenecektir. Sanki gecenin bir vakti kendimizden yayılan küçük ışıkla etrafta dolanıyor gibiyiz. Bazen daha net görene kadar hepimiz ışıklarımızı aynı soruna yöneltiyor, birinden diğerine açıklamalarımızı iletiyor, birlikte yol haritası çiziyor, dikkatimizi topluyoruz. Ta ki yeni bir yere gelene ya da yeni bir şeye dönüşünceye kadar.

Beni taciz eden ve tehdit erkekler hakkında konuşmak, işleri daha da kötüleştirecek gibi görünüyordu. İstediğim,benimle birlikte haykıracak biriydi.

Muazzam sayıdaki feministin aynı hashtag’i kullanmasında olduğu gibi, kelimenin tam anlamıyla koro halinde söylenen anlar da oldu geçmişte. Örneğin, 2014’te genç bir Müslüman kadın 22 yaşında bir incel’in (kadınlarla cinsel ilişki kuramayan online altkültür mensubu kadın düşmanı ve straight erkekler – çn.) Kaliforniya Üniversitesi, Santa Barbara kampüsü yakınlarında altı kişiyi öldürdüğü Isla Vista katliamına yönelik iç karartan erkek tepkisine yanıt olarak #yesallwomen etiketini başlattı. Şiddet tehdidinin, evet, tüm kadınlar için ne kadar büyük olduğunu kabul etmekten ziyade, dikkati suçsuzluklarını ispat etmeye çalışan erkeklere çeviren ve yaygın bir şekilde kullanılan #notallmen (tüm erkekler değil) hashtag’ine tepki veriyordu.

Fakat bu korodan çok genellikle bir sohbet havasında gerçekleşti. Yalnızca “Tecavüze tecavüzcüler sebep olur” gibi son derece basit bir ifade – belki 2010 yılında Feministing adlı websitesi tarafından ortaya atılmıştı ya da onlar da başka bir yerden almışlardı – bütün vurgunun kadının ne giydiği ve içtiği üzerinde olmasına ve kadının rahibe kıyafetiyle elinde bir tabanca tutup bir banka kasasının içinde saklanmayarak başka ne hatalar yaptığına dair bütün o mağdur suçlamalarını püskürtmek için bir araç ve perspektif verdi.

Ekilen tohumlar filizleniyor

Bu yüzden gençlere hayranlık duyuyorum, bu; boomer’lar (2. Dünya Savaşı’ndan hemen sonraki nüfus patlaması yıllarında doğan milyonlarca bebekten ötürü Baby Boomers Kuşağı olarak isimlendirilen çocuklar-çn) y kuşağından (Milenyum kuşağı– 1980 ile 2000 arası doğan kuşak) şikayet ettiğinde ve yaşça daha büyük kadınlar patriyarkanın sürdürülmesi görevini  “evet, bu çok boktan, bizim üzerimizde bir etkisi var ve bu yanlış” demeyi kabul etmek yerine, “o kadar da kötü değil/daha cesur ol” çerçevesinden kurtulamayacak kadar kanıksadıklarında söylemeye değer bir şeydir.

John F Kennedy başkan olduğunda dünyaya gelen bir tek ben değilim. Winston Churchill’ın başbakan olarak son döneminde doğan Mary Beard geçtiğimiz günlerde sessizliğin kayıp kıtası hakkında yazarken şunları söylemişti: “2010’lu yıllarda öğrencilerimin Ovid’in Dönüşümleri’ni ya da Livy’nin eski kitaplarını okuma konusunda kaygılı olmalarının nedenlerinden biri, bu eserlerin ne hakkında olduğuna dair çok daha keskin bir fikre sahip olmaları. Elli yıl önce, Dönüşümler’in tecavüz üzerine kurulu bir şiir olduğunu genellikle farketmezdik (bu bize öğretilmemişti). O zamanlar, onu bir dizi “baştan çıkarma” (tuhaf bir zevk imasıyla) olarak görürdük; mağdurların ağaçlara ya da başka şeylere dönüşümü ise antik mitolojinin tuhaf yönlerinden biri olarak ele alınırdı.”

Jia Tolentino. Fotoğraf: Elena Mudd.

O, milenyum kuşağını kırılganlık suçlamalarına karşı savunurken, ben de bu kuşağın daha sivri algılarına yönelik coşkusunda onu destekliyorum. Bu kuşaktan feminist Jia Tolentino 2018 yılında New Yorker’a yazdığı bir yazıda, göle ve ağaca dönüşen o kadınlar gibi, “sakin ve dingin olmanın bir yolunu bulmak, koşmayı bırakmak için giderek artan utanç verici bir istek” duyduğu için, ABD Üst Derece Mahkemesi adayı Brett Kavanaugh’un duruşmasından sonra Ovid’i yeniden değerlendirdi. Tolentino ve Beard’in öğrencileri gibi genç okurlar Dönüşümler’in tecavüzle dolu olduğunu fark ediyorlarsa, bu daha yaşlı okurlar, yazarlar ve muhalifler tarafından hazırlanan altyapı sayesindedir. Devlerin omuzları üzerinde dursak da durmasak da, geçmişin doğada ayrışan toprağı üzerinde yürüyoruz ve o zamanlar ekilen bazı tohumlar şimdi filizleniyor ve hatta açıyor.

O zamanlar konuşamadığımız çok şey vardı, hala yeterince konuşmadığımız bazı hususlar  ve sonuçlar var. Yakın zamanda, gelişme çağındaki suskunluğum hakkında Recollections Of My Non-Existence (Varolmayışımın Hafızası) adlı bir kitap yazdım. Çünkü söyleyebileceğim hiçbir şey beni taciz eden ve tehdit eden erkeklere etkili bir “hayır” anlamına gelmedi, yapabileceğim hiçbir şey onları vazgeçirmedi ve sesimi yükseltmek muhtemelen herşeyi daha da kötüleştirir gibi görünüyordu. Yeni başlayanlar için istediğim şey, bunun kesinlikle yanlış olduğunu benimle birlikte haykıracak biriydi. Birinin her şeyi nasıl değiştireceğimize ve bunu neden yapmamız gerektiğine dair benimle birlikte sorular sormasını istedim.

Bitmedi, daha yeni başlıyor

Hala yaygın olarak görülen deneyimlerim oldu. Geçen yaz, arkadaşımın ergenlik çağındaki kızı kendisini taciz eden erkeğe cesur bir şekilde karşı çıktığı için ölümle tehdit edildi – gençliğimde defalarca başıma gelen türden bir olay. Oldukça sıradan ve o kadar çok ki… Geçtiğimiz birkaç yıl  olağanüstü bir diriliş ve kadın tecrübelerinin yeniden keşfinin yanı sıra en az gençlerin yaşlılardan öğrendiği kadar yaşlıların da gençlerden öğrendiği yıllar oldu.

Ben hala bu sohbetin bitmekten çok uzakta olduğunu düşünüyorum. Ama başladığı için mutluyum. İnsanlar feminizmin bir şekilde bir başarısızlık olduğunu ileri sürdüklerinde doğduğum dünyayı, annemi boğazına kadar bastırılmış öfkeyle dolduran dünyayı, kadınların yasa ve örf gereği eşitlikten çok daha uzak olduğu dünyayı anımsıyorum. ABD, Birleşik Krallık ve birçok farklı ülkedeki evlilik yasaları kadınları; kocalarının bedenleri üzerinde  tecavüz etme ve dövme hakkına sahip olduğu ve finansal kararlardan tıbbi kararlara kadar tercihleri kocaları tarafından kontrol edilen bir çeşit mülk, taşınabilir eşya ya da evcil hayvan şeklinde tanımlıyordu. Kadınlar hemen hemen bütün ekonomik, yasal, toplumsal, eğitimsel ve idari yetki konumlarından dışlanmıştı ve iş yerinde cinsel taciz gibi ciddi ve yasalara aykırı bir olayı tanımlayacak bir ifade bile yoktu. Devam edebilirim ama katılımda bulunma ve hatta karşı çıkma zeminini baltalayarak kadınları rutin olarak öznel, güvenilmez, kabiliyetsiz yaratıklar olarak kötülemenin nasıl rutin hale geldiğini belirttikten sonra duracağım. Bu iş bitmiş değil, son 50 yıldır buna dikkat çekiyoruz.

Literatüre kesişimsellik terimini kazandıran akademisyen ve aktivist Kimberlé Crenshaw. Fotoğraf: Felix Clay/The Guardian

Bu baskı biçimlerinden birkaçını görmek bile büyük bir kolektif projeydi. Çığır açıcı (seminal: İngilizce’de aynı zamanda sperm anlamına gelir) – bu sözcüğün feminen bir eşanlamlısı var mı? Ovaryen? (ovarian: İngilizce’de yumurtalık/yumurtalıkla ilgili anlamına gelir) – diyemeyeceğim ancak geliştirici kitaplardan biri olan Betty Freidan’ın Kadınlığın Gizemi’nde, Freidan “adı konulmayan sorun”dan sözeder. Biz bu sorunu yavaş yavaş adlandırdık: yeniden devreye giren patriyarka ve gaslighting gibi eski sözcüklerle; ötekileştirme, mansplaining (bu arada bu ifadeyi ben uydurmadım) Kate Manne’ın himpathy (ç.n: bunu daha önce “erpati” şeklinde çevirmiştim), Kimberlé Crenshaw’ın kesişimsellik, tecavüz kültürü, misogynoir, slut-shaming gibi yeni sözcüklerle.

Son yıllarda hayatlarımızı incelemek, tarihsel açıdan susturulmuş olanların sesini duyurmak ve her daim sesi duyulanların biraz sesini kısmak için oluşan büyük kolektif araştırma seferi güzel ve muhteşemdi. Eskiden kim olduğumuzu, şimdiki kimliğimizi ve kim olabileceğimizi gösteren yeni bir harita çizdik. Bu küresel sohbette bir ses olmak benim için zevk ve onur; başkalarını dinlemek de başlıbaşına bir ders ve esin kaynağı oldu. Adım gibi bildiğim tek bir şey var: Daha yeni başlıyoruz.

Makalenin orijinali için tıklayın.

 

Kategori: Kadın