Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Taksim Geçici Sergi Platformu propaganda basınının kafasını karıştırdı

Propaganda basınında geçtiğimiz hafta İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Taksim’e yerleştirdiği “Geçici Sergi Platformu”nun 652 milyon liraya mal olduğuna dair haberler yer aldı. Bu haberle birlikte de “Ödediğiniz paralar bakın nereye gidiyor, Büyükşehir Belediyesi halkın parasını çarçur ediyor” kampanyası başlatıldı.

Aklı başındaymış gibi gözüken kişilerden görüşler alındı, “Bu bütçe restorasyon işlerine harcansaydı, çok daha iyi olurdu” gibi yorumlar yapıldı.

625 milyon değil, bin TL

Arkasından hala adına “ana akım” denen medya, bu haberlere referansla “Büyükşehir’in tartışmalı Taksim Platformu” başlığını kullanmaya başladı. Ancak paylaşılan fotoğraflarda yer alan bilgilendirme panosunda bütçe olarak kocaman rakamlarla “625 bin lira” yazıyordu. Yani toplam 180 metrekarelik bir sergi alanı ve iki taraflı tribünleri olan bir çelik yapı ve sergileme düzeneği, aydınlatması v.b. için makul sayılabilecek bir bütçe.

Elbette ki kimsenin aklına böyle bir hata yapabilecekleri gelmedi. Haberi yapmadan önce kendi çektikleri ve yayınladıkları fotoğrafa acaba hiç bakmamış olabilirler mi?

Bin misli, küçük bir hata değil. Tetikte beklediklerini ve bu işin tam da zamanı deyip bu hatanın görev icabı, yani dezenformasyon yaratmak için yapıldığını varsayalım.  Kimin aklına gelir maliyeti bir yerine iki değil, on da değil, yüz de değil, maliyeti bin misli büyütmek? Kim yalanın bu kadarına cesaret edebilir? Bu kadarı da biraz fazla değil mi?

Doğrudan doğruya iletişimle ilgili görev verilen bir yapıdan söz ediyoruz “yandaş” basın dediğimizde. Oysa politik taraf olmak anlamında olmadığı için bu yapıya “yandaş” yerine “propaganda” basını demenin daha yerinde olduğunu düşünüyorum.

Evet, bugün bu kanaldan doğal olarak hiç bir objektif bir bilgi, yorum almak mümkün değil. Ancak o kadar da umutsuz olmamak lazım. Bu bağımlı yapı kimi zaman öyle bir hata yapıyor ki, objektif gazetecilik yöntemleri ile bile elde edilemeyecek bir çok bilgiyi bir anda ortaya faş edebiliyor.

Geçtiğimiz hafta yaşanan bu tuhaflık da bunlardan biri. Bu yüzden propaganda basınının neden böyle bir ölçek hatası yaptığı benim kafamı kurcalıyor.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı yerleştirmesi.

‘Çöp projeler’

Bu hatanın dezenformasyon amacıyla, bilerek yapıldığını düşünenler olabilir. Ben bu hatanın görev icabı, yani dezenformasyon niyeti ile değil, daha “samimi” nedenlerle yapılmış olabileceğini düşünüyorum.

Büyük ihtimalle bir kafa karışıklığı yaşandı. Öyle tahmin ediyorum ki hiç alışık olmadıkları türden, bağımsız bir tasarımcı tarafından projelendirilen geçici yerleştirme olan Taksim Platformu’nu, AKM gibi bir yapı zannettiler ve bu yüzden hata yaptılar. Yani bildikleri kriterlerle algıladılar ve yorumladılar. Bu yüzden gördükleri rakamları yanlış okudular. Çünkü teşne oldukları ahbap çavuş ilişkileri ile yürütülen kamusal nitelikli projelerde böylesine bir sonucun ortaya çıkması mümkün değil.

Kamu yönetimlerinde bilindiği gibi, ister şu görüşten, ister bu görüşten olsun, tasarım işleri tıpkı diğer konularda olduğu gibi, yandaşlık ilişkileri ile yürütülür. Kabataş’taki Martı Projesi gibi örneklere uzanmaya gerek bile yok. Sıradan bir durumdur bu. Büyükşehir Belediyesi’nin rafları binlerce uyduruk projeyle doludur. Bunların uygulanmaması değil, uygulanması çok daha büyük bir israf yaratacağı için bir kenarda öyle beklerler. “Çöp projeler” adı verilen projelerin gerçekte çok önemli ve görünür olmayan ikinci bir işlevi daha vardır. Muhalif olabilecek sembolik sınıfları, mimarları, sanatçıları, yazarları bağımlı kılmak ve susturmak. (Geçmişteki bir İBB Belediye Başkanı bu konudaki talimatın yukarıdan geldiğini söylemişti.)

Bugüne kadar Büyükşehir Belediyesi’nde uygulanan yöntem sembolik üretimin, planların, projelerin eleştirel bir yöntemle geliştirilmesi değil, ahbap-çavuş ilişkileri ile yönetilmesiydi. Politik görüşü ne olursa olsun, yönetimlerin kamusal alanda mimari tasarım, sanat gibi faaliyetlerdeki önceliği, üretimin bağımlı bir ilişki ile koşullandırılmasıydı.

 Büyükşehir tarihinde ilk bağımsız bir proje

“Taksim Geçici Sergi Platformu” ise bir geçici yerleştirme olmasına rağmen, Büyükşehir’in tarihinde ilk defa alışık olunmayan bir yöntemle, bağımsız bir mimar tarafından tasarlanmıştı. Hemen yanıbaşındaki devasa Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı (CİB) yerleştirmesi ise, üzerindeki uyduruk süslemelerle, rüküşlüğü ile sırıtıyordu.

Bu yüzden üç günde montajı yapılan bu mütevazı yapıyı gözlerinde büyüttüler. Gözlerinde büyüttükleri gibi maliyetini de binle çarptılar. Çünkü devasa bütçelerle hazırlanan koca koca projelerin nasıl işlevsiz kaldıkları, çöpe dönüştükleri ortada. Bu hatanın nedeni bu kadar basit. Ancak bu propaganda basınının istemeden de olsa ortaya koyduğu bu gerçeği  önemsemek gerektiğini düşünüyorum.

Ancak mesele bu hatalı haberle sona ermedi. Bugüne kadar Taksim Meydanı bir dolu ticari kullanıma sahne olduğu, devasa çadırlar kurulduğu halde hiç bir karar almayan, hiç bir konuda harekete geçmeyen Koruma Kurulu, üstelik daha montaj aşamasında (7 Şubat’ta) platformun kaldırılması için aniden bir karar aldı. Kurul da tıpkı onlar gibi bu geçici platformu AKM gibi bir bina zannetti ve hemen harekete geçti.

Bu davranışı da aynı propaganda basınında olduğu gibi “politik” nedenlere bağlayanlar var. Ancak bu görünen nedenin ötesine de bakmak gerekli.  Bu kararda Kurul denen yapının “ideoloji içindeki ideolojisi”ni de dikkate almak gerektiğini düşünüyorum. Piyasa mimarları ile iş gören, basmakalıp uygulamalarla patronajını geliştiren bu bürokratik yapının, böylesine deneysel bir mimari tasarımdan haz etmeyeceği dikkate alınmalı.

Sorun şimdilik merkeziyetçi rejime direnen İmamoğlu’nun bu sistemin içinde yer alıp, yer almayacağı. Çünkü bu kurumlar, ki bunların en başında hem özel, hem kamu olarak şehrin enerjisini emen tekelci, imtiyazcı, dışlayıcı yapıların başında Büyükşehir şirketleri geliyor ve bunlar bugünkü neoliberal, otokratik rejimin ideolojisini yeniden üretiyorlar.

Bunlar iktidarlara bağımlı, sekülerleşmemiş entelektüel ortamlar yaratarak, her türlü eylemsellikleri ile şehrin kaynaklarını, değerlerini çöpe dönüştürüyorlar. Binlerce misli bütçe harcansa da o hazırlanan planlar, projeler bir kara delik gibi şehrin enerjisini yutuyorlar. Ama bu devasa kurumların dışında kalan bağımsız bir kaç kişinin gönüllü çalışmasıyla yapılan iş bir anda başka bir enerji yayıyor.

Bu yüzden bu propaganda basınının yaptığı değerlendirme hatasıyla ortaya saçtığı gerçeğin gösterdiği gibi, asıl bu muazzam bürokratik yapıların neden çöp ürettiğine bakmak gerektiğini düşünüyorum. Şehrin mevcut değerlerinin korunamadığını söylemek eksik kalıyor, çünkü bu model yalnızca mevcut olanı değil, daha doğmamış olanı öldürüyor, yok ediyor.

 

 

Kategori: Hafta Sonu