Kazdağları GünlüğüManşet

Su ve Vicdan Nöbeti yoluna devam ediyor – Pınar Bilir * 

26 Temmuz’da başlayan Su ve Vicdan Nöbetimiz dört hedef belirlemiş ve yola çıkmıştı:

  1. Kirazlı Balaban bölgesinde yapılan ağaç kesimine bir an önce son verilmesi, ki buna orman katliamına son verilmesi demek daha doğru bir tabir.
  2. Bu sahada kesilen ağaç sayısının tespiti. Burada hedeflediğimiz ağaç sayısını tespit edip onun üzerinden politika üretmek değil, ÇED raporuna aykırı hareket edildiğini ispat etmekti.
  3. Kirazlı başta olmak üzere Kazdağları yöresindeki metalik madencilik projelerinin ve ruhsatlarının iptal edilmesi.
  4. Kirazlı Balaban’da tüm bilimsel raporlara rağmen 215 ha alanın “insan derisinin yüzülmüş” haline gelen görüntüsünden sorumlu olanların yargılanması.

Nöbet boyunca ilk günlerde kesim devam etmiş olsa da sonrasında aslında kesim işçilerinin vicdanı ile durmuş, zaman zaman gözümüzün göremeyeceği uzak köşelerde kesimler devam etmişti. Ağaç sayısına ilişkin ilk tespit TEMA Vakfı tarafından yapıldı ve 195.000 ağacın katledildiğini belirttiler. Ekim ayında Türkiye Ormancılar Derneği tarafından yapılan açıklamada 347.815 ağacın katledildiği açıklandı. Yani, şirketin iddialara verdiği cevapta söylediği 45.600 ağaç devede kulak kaldı.

Şirket hala çalışmalarını sürdürüyor 

Peki, Kazdağları ve yöresinde maden projeleri iptal edildi mi?

Su ve Vicdan Nöbeti “Bizi görün, fark edin, bu madenleri istemiyoruz” diyen Çanakkale ve yöre halkının 10 yılları aşkın süredir verdiği mücadelenin fark edilir yüzü oldu. Yüzbinlerce insan 26 Temmuz’dan ekim ayı sonuna kadar aralıksız bölgeyi ziyaret etti ve katliama tanıklık etti. 13 Ekim’de işletme ruhsatı yenilenmeyen şirket, resmi internet sitesinden de Türkiye’deki inşaat faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

Oysa şirket hala alt yapı çalışmalarına devam ediyor ve Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunda yer almayan Kumarlar Köyü’nde üstlendiği bir barajın yapımını sürdürüyor. İnşaat faaliyetlerinin durması gerekirken altın madeni için verilen ÇED’e aykırı olarak, Kumarlar Köyü’ne inşa ettikleri barajdan maden sahasına su hattı çektiler. Ayrıca yine ÇED’e aykırı bir işlem yaparak, maden sahasında sıyrılan üst toprağı depolamayı da sürdürüyorlar. Yetkililer bu toprağın yol yapımında kullanıldığını, bölgenin rehabilite edileceği zaman başka bir sahadan toprak getirileceğini söylediler.

Reklam başka, hayat başka

Şimdilerde şirketin sosyal medya reklamlarına denk geliyor olmalısınız. 12.5 km yol yaptıklarına, öğrencilere burs verdiklerine, yöre halkı için içme ve kullanma suyu göleti inşa ettiklerini anlatıyorlar. Ama iş, reklamlarda anlatılan gibi değil.

Köylerin zamanında İmece usulüyle açtığı yol, şirketin ruhsat alanı dışında kalınca alternatif bir güzergahı bulup bir yol inşa ettiler. Bizler saha ziyaretlerimizde bu yol yapımı çalışmasına denk geldiğimizde şirket henüz işletme ruhsatı almamıştı. Ancak, o dönemde de çokça dile getirdiğimiz gibi, şirket işletme ruhsatı alacağından öyle emindi ki işletme ruhsatı almadan yol yapımına başlamıştı. Şimdi ruhsatın yenilenmediği bir dönemde, şirket CEO’su çalışmalarına Mart 2019’da başladıklarını açıkladı. Aynı tarihte, yine resmi internet sitelerinde, bekledikleri son izni Enerji Bakanlığı’ndan aldıklarını belirtmişlerdi. Aslında sahada 2017 yılında ağaç kesimi ve 2018’de de bu yolun inşaatı başlamıştı. Yani, yaptıkları reklamlarla, işletme izni almadan çalışma yapmaya başladıklarını; dolayısıyla suçlarını itiraf ediyorlar.

Altınzeybek-2 Barajı adını verdikleri, ÇED kapsamında olmayan bir köyde inşa ettikleri barajın ise içme ve kullanma suyu depolamak amacıyla yapıldığını söylüyorlar, oysa bu barajın su toplama havzasında ÇED olumlu raporu almış olan kurşun madeni bulunuyor. Malum reklamlarında bu detayı belirtmeye gerek duymamışlar. Ama kurşun madeni çalıştığında, onların Altınzeybek-2 dediği, bizim içinse Kumarlar Göleti olan barajdan içme ve kullanma suyu kaynağı yaratılamaz. Zaten şirketin de köylere su verme gibi bir arzusu olduğunu düşünmüyoruz.

İlk günkü gerekçelerle, nöbet sürüyor

Su ve Vicdan Nöbeti ilk gün ne söylediyse, hangi gerekçelerle yola çıktıysa hala aynı yolda yürümeye devam ediyor. Her cumartesi işletme ruhsatı yenilenmeyen şirketin bir çalışma yapıp yapmadığını denetlemek için sahaya gidiyor. Maden sahası etrafındaki tüm köyleri ziyaret ediyor ve olan biteni, yeni gelişmeleri doğrudan muhataplarından dinliyor. Kumarlar Köyü’nün baraj yapımına değil, barajdan madene su verilmesine karşı örgütlenen mücadelesi ve köy kadınlarından biri olan Cemile’nin “köyümüzden aldığınız suyla Çanakkale halkını zehirleyemezsiniz” söylemiyle dayanışmayı büyüterek devam ediyor. Çanakkale’deki tüm kurumlarla görüşmelerini sürdürüyor, hukuki süreçleri takip ediyor, madenin mart ayında tekrar faaliyete geçmesi ihtimaline karşı alternatif eylem planları belirliyor. Çünkü bizler Çanakkale halkı olarak biliyoruz ki Kazdağları ve yöresindeki metalik madencilik projeleri buradaki yaşamı bitirecek. Bu bir Su Hakkı Mücadelesi, bu Su bizim.

(*) Su ve Vicdan Nöbeti Koordinasyonu