Köşe YazılarıYazarlar

SÇD: Çevre için yeni bir umut mu, yeni sömürü aracı mı?

Geçen hafta içinde Ankara’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Türk Tabipleri Birliği adına katıldığım bir toplantı düzenledi. Bakanlık ve bazı belediye temsilcilerinin yanı sıra çok az sayıda meslek örgütü ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin katıldığı bu toplantı; bakanlıkça 2017’de yayımlanan ve kademeli bir geçiş süresi planlanan ‘Stratejik Çevresel Değerlendirme Yönetmeliğinin’ uygulamasının desteklenmesi amacı ile bir Avrupa Birliği projesi kapsamında gerçekleştirildi…

Stratejik Çevresel Değerlendirme nedir?

Stratejik çevresel değerlendirme (SÇD) toplantı öncesi dağıtılan broşürlerde ‘kalkınmanın olası olumsuz etkilerini azaltmak ve önlemek için, çevre ve sağlıkla ilgili unsurları stratejik planlama ve karar verme süreçleri ile bütünleştiren kilit bir araç ‘olarak tanımlanıyor. 2017’de çıkarılan yönetmelikte ise ‘çevrenin korunmasını sağlamak üzere sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, çevre üzerinde önemli etkiler yapması beklenen plan/programların hazırlanması ve onayı sürecine çevresel unsurların entegre edilmesi için uygulanan bir yöntem’ olarak belirtiliyor.

Gerek toplantı öncesi dağıtılan yazılı materyallerde gerekse toplantıda SÇD, seçilen alanın tümünde çevresel, sosyal ve ekonomik etkileri ölçebildiği için çevresel etki değerlendirmesinden (ÇED) daha değerli ve daha bütüncül bir bakış açısına sahip bir yaklaşım olarak anlatıldı. Yine toplantıda bakanlık bürokratlarının yaptığı sunumlara göre SÇD ile;

  • ÇED süreci kısalacak
  • Yatırımcı (!) desteklenecek
  • Çevre, insan sağlığı, göç, sosyal unsurlar (!) bölge geneli için değerlendirilecek…

SÇD yönetmeliği çıkartılırken çeşitli sektörler için bir geçiş dönemi tanımlanmış. Bu geçiş dönemine göre tarım, turizm, su yönetimi, mekânsal planlama ve kıyı yönetimi için yönetmeliğin yayınlandığı 2017’den itibaren SÇD uygulamaya geçilmiş. Ormancılık ve balıkçılık alanlarında 2020, atık yönetimi, enerji, sanayi, ulaştırma ve telekominasyon sektörlerinde ise, 2023’te uygulamaya geçilmesi hedeflenmiş. Böyle bir kademeli geçişe neden gereksinim duyulduğu sorularına verilen yanıt; uygulama için belirli bir hazırlık dönemine gereksinim duyulduğu ve AB ülkelerinde de kademeli geçiş uygulandığı yönündeydi. Ancak toplantıda enerji, sanayi, atık yönetimi gibi kritik sektörlerde uygulamanın neden 2023’e bırakıldığı sorularına doyurucu bir yanıt verilemedi.

SÇD süreci nasıl işliyor?

SÇD süreci eleme, kapsam belirleme, SÇD Raporunun hazırlanması (ve istişare toplantısı), kalite kontrolü, plan ya da programa ilişkin karar ve bilgilendirme- izleme aşamalarından oluşuyor. Eleme sürecinde, uygulanacak planın ek listeleri kontrol ederek SÇD’ye tabi olup olmadığına karar veriliyor. Kararı veren mercii ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. SÇD hazırlamakla yetkili kurum tarafından o bölge için düşünülen proje kapsamının belirlendiği aşamadan sonra SÇD raporu, yine yetkili kurum tarafından hazırlanıyor. Bu aşamada ÇED sürecindeki uygulamalara benzer bir ‘halk toplantısı’ da yapılıyor. Ancak halkın isteklerinin plana uygulamasına geçirilmesi ‘şart’ değil… Daha sonra bakanlık tarafından kontrol edilen plan ya onaylanıyor ya da reddediliyor. Onaylanan planın bilgilendirme ve izleme aşamaları da bakanlık tarafından yürütülüyor.

2017’de çıkarılan yönetmeliğe göre şu anda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın sayfasında yürütülen 15 SÇD çalışması görülüyor.(*) Bu çalışmaların birinin 2018, diğerlerinin 2019 yılı içinde başladığı, hepsinin eleme veya kapsamlaştırma aşamasında olduğu, yani tamamlanamadığı yine bakanlık sayfasında verilen bilgiler arasında. Anılan pojelerin ilk 13 tanesi su yönetimi ile ilgili ve yetkili kurum da Tarım ve Orman Bakanlığı. 14’üncü  proje de tarımla ilgili; yetkili kurum da yine Tarım ve Orman Bakanlığı. Son proje ise kıyı yönetimi ile ilgili olup yetkinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda olduğu görülüyor. 15 projenin de kapsam belirleme raporlarının henüz onaylanmadığı web sitesindeki bilgilerden anlaşılıyor.

Yanıtlanamayan sorular…

SÇD sürecinde ÇED sürecine benzer her aşama için belirlenmiş süreler olmasına rağmen hala hiçbir SÇD çalışmasının sonuçlandırılmamış olması, bu çalışmalarla ilgili soru işaretleri doğuruyor. (**)  Yönetmelikle ilgili olarak doyurucu yanıt alınamayan diğer soru ise sektörlerin kademeli olarak SÇD sürecine alınması… Özellikle çevre ve sağlık açısından; enerji, sanayi, atık yönetimi gibi son derece kritik sektörlerin yönetmelik yayınlandıktan 6 yıl sonraya bırakılması ve 2023 yılı için yönetmelik kapsamına alınması düşündürücü…

Diğer bir tartışmalı madde ise ‘yetkili kurum’ üzerine: Yönetmelikte yetkili kurum şöyle tanımlanıyor: ‘Yetkili kurum: SÇD’ye tabi bir plan/programın hazırlanmasından ve onayından/kabulünden sorumlu kamu kurum/kuruluşunu; SÇD’ye tabi bir plan/programı hazırlayan ve onaylayan birden fazla kamu kurum/kuruluşu olması durumunda söz konusu plan/programın hazırlanmasından sorumlu kurum/kuruluşu; SÇD’ye tabi bir plan/programın hazırlanma sürecinde birden fazla kurum/kuruluşun sorumlu olması durumunda ise koordinasyon görevini yürüten kurum/kuruluşu, ifade eder.’

Şu anda bakanlığın sayfasında yürütülen projelerde yetkili kurum olarak Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görülüyor. Ancak tanım dikkatli okunursa yerel yönetimlerin de SÇD Planı yapabileceği görülüyor. Buna rağmen yönetmeliğin yayımlanmasının üzerinden yaklaşık üç yıl geçmesine rağmen yerel yönetimlerin hiçbir SÇD planı yapamaması ilginç.  Toplantıda, özellikle 2017 yılından bu yana tarım, turizm, su yönetimi, mekânsal planlama ve kıyı yönetimi SÇD kapsamındaki sektörler olmasına rağmen Kanal İstanbul projesinin tartışıldığı günümüzde, bu bölge ile ilgili SÇD planı için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne; İzmir’in Çeşme-Alaçatı ve Urla bölgesinde turizm amaçlı acele kamulaştırmaların yapıldığı alanlarda da İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne Çevre ve Şehircilik Bakanlığının neden SÇD Planı yapma yetkisi vermediği en çok sorulan ama açıkça yanıt verilmeyen sorulardı.

Kanımızca SÇD, bu yaklaşımı ile yatırımcılar (!) için gerek ÇED sürecini iyice kısaltıp işlevsizleştirecek  gerekse çevre ve insan sağlığını değil, yatırımcıları rahatlatacak bir yaklaşım olarak görünüyor. Zaten Çevre ve Şehircilik Bakanlığı proje kapsamında bastırdığı broşürde SÇD Yönetmeliğinin hedefini ‘sürdürülebilir kalkınma hedef ve ilkelerini teşvik etmek ve yeşil (!) ekonomiye geçiş çabalarını desteklemek’ cümlesi ile çevre ve insan sağlığını değil; yatırımcıyı korumak olduğunu ortaya koymuyor mu?

Önümüzdeki günlerde uygulamalar arttıkça yanılıp yanılmadığımız daha iyi ortaya çıkacak. Umarım yanılırız…

* https://scd.csb.gov.tr/scd-sureci-devam-edenler-i-88863

** https://scd.csb.gov.tr/scd-sureci-tamamlananlar-i-88842