Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Yurtseverler ‘yurt’ severlere karşı!

Başlık size Dustin Hoffman ve Meryl Streep’in başrollerini oynayıp Robert Benton’un yönettiği ‘Kramer Kramer’e Karşı’ filmini hatırlatmış olabilir. Belki de hatırlatmamıştır, bilemiyorum. İnsan unutan bir canlı ne de olsa!

“Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” hemen herkesin bildiği bir söz. İnsanın ve toplumun unutkanlığına vurgu yapar. Hele hemen her gün akıl durgunluğuna yol açacak bir olayın yaşandığı, bizimki gibi toplumlarda yaşananlar hızla unutulup gitmeye mahkûm adeta.

“İnsanları ara sıra sarsmak yararlı olduğu gibi, toplumu da ilerleyebilmesi için sık sık sarsmak, hem de kesinlikle gereklidir.” der ünlü İrlandalı yazar Bernard Shaw. Ne var ki mesele bize geldiğinde sarsılmaktan bilincini yitirmiş, dağılmış, bölünmüş, düşünemeyen bir insan kalabalığı gözümün önüne geliyor.

Kızılay olayının üzerinden henüz ne kadar geçti ki, unutup gittik? Başkent Gaz denilen belediyeden devşirme şirketin halktan kopardığı paraları bağış adı altında dinci vakıflara nasıl pompaladığını, bunu yaparken bile dürüst davranmayıp Kızılay’ı araya sokarak bir de vergi kaçırdığını ne çabuk unuttuk?

Beşkent Gaz’ın Kızılay’a, Kızılay’ın Ensar’a, Ensar’ın Türken’e aktardığı 8 milyon dolarla, ABD Manhattan’da yapılan yurt.

Neydi Başkent Gaz’ın Kızılay’a, Kızılay’ın Ensar’a bağış gerekçesi hatırlayan var mı? Yurt yapmak! Peki, bu gerici vakıflar sizce eğitim-öğretime, bilime, eğitilmiş insanlara çok değer verdiği için mi böyle yoğun bir yurt sevdası peşinde koşuyor? Yani onlar yurtsever mi yoksa sadece “yurt” mu seviyor?

Ben kendimi bildim bileli dinci[1] ve gerici cemaat ve vakıfların en çok uğraş verdiği alan yurt yapmak. Devletin resmi istatistiklerine bile yansımış bu yurt severlik. Milli Eğitim Bakanlığının “Milli Eğitim İstatistikleri, Örgün Eğitim 2018-2019” adlı raporuna göre[2] Türkiye’de ortaokuldan yükseköğretime toplam 4 bin 585 özel yurtta, 174 bin 310 öğrenci barınıyor. Bu yurtların 2 bin 246’sı yükseköğretim, bin 593’ü ortaöğretim ve 746’sı ortaokul öğrencilerine hizmet veriyor. Bir detay daha: Bahsettiğimiz bu yurtların 2 bin 646’sı dernek, 395’i vakıf, 612’si şahıs ve 932’si ise diğer tüzel kişilik yurdu olarak geçiyor. Elbette bunlar izinli ve kayıtlı olanlar.

Çoğunluğu dinci ve gerici dernek ve vakıflarca işletilen söz konusu yurtlarda çok değil son üç-beş yılda yaşananları kim hatırlıyor peki? Yangın desem, çocuk istismarı desem, zehirlenmeler desem mesela, hatırlamanıza yardımcı olabilir miyim?

TİBAŞ olayı ve düşündürdükleri

Bazıları “Çalışıyorlar ve paralarıyla hizmet ediyorlar, size ne?” diyebilir. Görüşlere saygımız sonsuz ama bu gerçekten çok sığ bir bakış açısı olur. Zira yurtları işleten dernek ve vakıfların çoğu kamu kaynaklarıyla fonlanıyor. Örneğin İBB’den fonlanan dernek ve vakıflar konusu henüz çok taze. Kızılay meselesi taze bile değil, dumanı tütüyor daha. Şimdi de TİBAŞ[3] konusu gündemde. Bu olaya karşı bir avuç “yurtsever” insan seslerini duyurmak için günlerdir çırpınıyor. Sorunu kısaca ama başlangıçtan bugüne özetlemekte yarar var:

TİBAŞ Vakfı Üsküdar Acıbadem’de kendine ait yaklaşık 6 bin m2 (6 dönüm) bir alanı Üsküdar Belediyesi’ne park ve belediye hizmet alanı olarak kullanılmak üzere bağışlıyor[4]. Görüleceği üzere konunun temelinde yine bir yeşil alan, kamusal alan var. Daha sonra Üsküdar Belediyesi bu alanda Şehit Mete Sertbaş Parkı ve Acıbadem Kültür Merkezi yapmak üzere çalışmalara başlıyor. Ancak gelişmeler hiç de bu şekilde devam etmiyor ve Üsküdar Belediyesi söz konusu alanın belediye hizmet alanı olarak ayrılan kısmını Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’na 49 yıllığına ve bedelsiz olarak tahsis ediyor. Daha teknik tabirle irtifak hakkı[5] tesis ediyor. Ne için? Sorulur mu, elbette yurt yapmak için!

Belediye vatandaşı kandırabilir mi?

Yurtsever Üsküdarlılar dava açıyor, olaya İBB müdahil oluyor, karşı davalar, ruhsat ve iskân vermeler, mühürlemeler… Ben daha fazla detayına girmek istemiyorum. Ancak merak edenler TİBAŞ Parkı Gönüllüleri‘nin basın açıklamasını okuyabilir.[6]

Kimilerine basit gibi görünebilecek olan bu olayın hiç de basit olmayan, hatta ülkemizin temel sorunlarına ışık tutacak boyutları var. Kısaca açıklamaya çalışayım:

Öncelikle İstanbul gibi bir kentin Üsküdar gibi büyük ve tarihi ilçelerinden birinin belediyesi nasıl olur da belli bir amaç için bağışlanan bir araziyi o amacın dışında kullanmaya niyet edebilir? TİBAŞ Vakfı’nın araziyi bağış amacı park ve belediye hizmet alanı olarak kullanılmak olduğuna göre, bu arazi bir başka vakfa hangi düşünceyle, bedelsiz olarak tahsis edilip orada özel yurt işletmeciliği yapılmasına aracılık yapılabilir?

Üstelik bu aracılığı, bir kültür merkezi inşaatı yapıyormuş gibi gösterip yurt binası yapılmasına göz yumarak, yani açık bir kandırmacayla yapması “kamu hizmeti” yapmakla yükümlü bir belediyeye yakışır mı? Belediye inşaat tanıtım levhasında hala Acıbadem Kültür Merkezi İnşaatı yazarak bağışa uygun davranıyormuş gibi görünmeye çalışırken adı geçen vakfın alenen yurt inşaatı yaptığını duyurması ve yakında bu yurdun faaliyete geçeceğini ilan etmesini hangi hukuk ve ahlak kuralıyla açıklamak mümkün olabilir?

Devlet ne işe yarar?

Burada bir diğer önemli nokta ise sıkça olduğu şekilde, kamu kaynağının özel kişi ve kurumlara tahsisindeki keyfiliktir. Benzer keyfiliği daha önce sık sık dillendirdiğimiz üzere orman alanlarının tahsisinde de izliyoruz. Ülkenin (halkın) ormanları isteyenin istediği tesisi yapıp istediği işletmeyi kurabildiği bedava arsaya dönüştü adeta. Merkezi hükümetten ders almış olmalılar ki, yukarıda bahsettiğimiz örneklerde de gördüğümüz üzere sözde muhafazakar bu belediyeler “tüyü bitmemiş yetim hakkı”nı, “kul hakkı”nı toplumun geneli ile alakası olmayan belirli grup ve kesimlerin çıkarına, üstelik de açıkça hukuka aykırı yol ve yöntemlerle sunmakta hiçbir sakınca görmemektedirler.

Değinilmesi gereken asıl sorunlardan biri de devletin barınma güçlüğü çeken öğrencisini ortada bırakması, adeta “Ne halin varsa gör!” demesidir. Devletin kalite ve sayı olarak yeterli yurt yapması anayasal görevidir. Devlet bu görevini, belki de bilinçli olarak yerine getirmeyerek bazı vakıf, dernek, cemaat vb. yapılanmaların ekmeğine yağ çalmakta, çaresiz insanların çocuklarını bu yapılanmaların kucağına atmaktadır. Devletin bıraktığı boşluğu dolduran ya da özel olarak doldurması istenen yapılanmaların ülkenin başına nasıl çorap ördüğü unutulmuş olamaz. Hal böyleyken Kanal İstanbul gibi, mevcut havalimanını kapatıp yeni bir hava limanı yapmak gibi, araç geçmeyen yollar ve köprüler inşa etmek gibi projelere her nasılsa kaynak bulan devletin, ülkenin evladına kaliteli ve parasız eğitim fırsatı sağlayamaması, barınma sorunu olanlara yurt temin edememesi kabul edilebilir olmaktan çok çok uzaktır.

24 saat polis korumasında inşaat

Dün (12 Şubat 2020) inşaatın yapıldığı alana gittim. Acıbadem Mahallesi Muhtarı Semra Aydın ve olanlara karşı çıkan bazı eylemcilerle konuştum. Üsküdar Belediyesi tartışmalara konu alanın park kısmında kalan muhtarlığın üç gün içinde tahliyesini istemiş. İstanbul Büyükşehir Belediyesi görevlilerinin inşaata girip işlerini yapmalarına polis engel oluyormuş. Vakıf inşaat sınırlarını (koruma perdelerini) kaldırımın ortasına kadar getirmiş. Geri kalan kısmı da polis kapatmış.  Yaya olarak caddenin inşaat tarafından yürümeniz mümkün değil. Polis anayasal yurttaşlık haklarını kullanan yerel eylemcilere karşı inşaatı koruma altına almış. Gerçekten utanç verici bir görüntü. Onlarca polis ve polis araçları 24 saat boyunca orada görev yapıyorlar. Peki, ne için? Kamunun yani halkın hakları yerine bir vakfın hukuk dışı yöntemlerle edindiği çıkarlarını korumak için.

TİBAŞ konusuna değerli dostum Dr. Hülya Şen aracılığıyla vakıf oldum. Bilenler bilir, kendisi gördüğü haksızlıklara yasal sınırlar içerisinde isyan etmeyi çok iyi bilen bir yurttaş. Onun gibi bir avuç insan yeşil alanlarının, kültür merkezlerinin Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’na peşkeş çekilmemesi için canla başla çaba harcıyorlar. Sanırım onlar da biliyorlar ki, kendileri haklarını korumazsa devlet organizasyonunda onların haklarını koruyacak kurumsal mekanizmalar çoktan tükenmiş. Amasra anladı bunu, Artvin (Cerattepe) anladı, Çanakkale (Kazdağları), Karadeniz’de pek çok köy anladı; şimdi Acıbadem halkı anlıyor. Yerel demeden, bölgesel ya da ulusal demeden yasal halk direnişleriyle toprağımızı, ormanımızı, parkımızı, binamızı korumak doğrudan görevimiz artık.

Ee, ne diyorlar, her şeyi devletten beklememek gerek!

***

[1] Dindar değil dinci; yani dini dünyevi çıkar ve amaçlar için kullanan.

[2] Rapora şu adresten erişilebilir.

[3] Türkiye İş Bankası Munzam Sandık Vakfı

[4] Bu bilgi Hayır Üsküdar grubunun 08.02.2020 tarihli basın açıklamasından alınmıştır.

[5] Bir çeşit üst kullanım hakkı.

[6] Söz konusu basın açıklaması için tıklayın 

 

Kategori: Hafta Sonu