Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Plastik ayak izini azaltmak 2: Zor ama etkili önlemler

Bir önceki yazımızda plastik ayak izini azaltmanın en kolay beş yolunu yazmıştık. Alışkanlık haline gelmesi kısa zaman alan bu yöntemlerin çoğaltılması, plastik ayak izini daha da azaltacaktır. Gelin bu önerilerin bir kısmını daha inceleyelim.

1- Planlı alışveriş ve saklama kabının gücü

Çoğumuz alışverişlerimizi planlı yapar ve elimizde düzenli bir liste ile pazar ya da markete uğrarız. Ancak bunun mümkün olmadığı zamanlar da mevcut. Örneğin işten eve dönerken ihtiyaç duyulan bir şeyi alma eylemi, bu hazırlıksız ve plansız alışveriş davranışın en fazla gün yüzüne çıktığı durumdur. O anda ne çok kullanımlık çantamız ne de içerisine gram usulü satılan bir şeyi koyabileceğimiz kabımız olmayabilir. Varsa bile yetersiz kalabilir. Öncelikle bir önceki yazıda birinci maddede belirttiğimiz alışkanlığın, düzenli alışveriş için yeterli olmadığını belirtmemiz gerekiyor. Bunun için alışveriş davranışımızda aşağıdaki değişiklikleri yaparsak plastik ayak izimizi önemli ölçüde azaltmış oluruz:

  • Alışverişe çıkmadan önce alınacak şeyleri ve sürprizleri hesaba katacak bir liste hazırlamak ve bu listedekileri sığdırabilecek miktarda çok kullanımlık çantayla alışverişe çıkmak. Bu davranış poşet tüketiminizi sıfırlayacaktır.
  • Peynir, zeytin, ananas, reçel, açık halde satılan kuru bakliyat ve benzeri şekilde açık satılabilen tüm ürünler için uygun kaplarla alışverişe gitmek. Bu davranış da tek kullanımlık ambalaj tüketiminizi minimize edecektir.
  • Deterjanlar için mümkünse doldurmaya imkân tanıyan güvenilir satıcıları tercih etmek,
  • Evde yoğurt yapma alışkanlığı kazanmak ve bunun için de doldurulabilir şekilde süt satan güvenli işletmelere yönelmek. Bu davranış sizi haftada bir yoğurt kabı çöpünden kurtaracaktır.
  • Mümkün olduğunca yerel markaları tercih etmek. Böylece taşıma esnasında kullanılan muhafaza plastiklerindeki payımızdan da kurtulmuş oluruz. Aynı zamanda sera gazı salımına katkımız da azalmış olur.
  • Abur cuburdan uzak durmak. Abur cubur gıdaların ambalajları adeta birer kabus ve bunları tüketerek bu kabusa ortak olacağımızı unutmayalım.
  • Çocuklara içinden sürpriz oyuncak çıkan çikolatalı yumurtalardan almamak. İnanın sahiller bu sürpriz yumurta kaplarıyla dolu.

2- Musluk suyu içme talebi

Musluktan içilebilir su akması Avrupa için oldukça sıradan bir durumken bizim ülkemizde adeta bir ayrıcalık haline gelmiş durumda. Belediyelerin çeşmeden akması gereken suyu parayla satar halde olması ise işin bir başka trajik yönü. Bulunduğunuz yerde çeşmeden su akıyorsa, şanslısınız. Örneğin Adana’da çeşme suyunun depo olmayan mülklerde içme suyu kalitesinde olması kendimizi şanslı hissetmemize neden oluyor. Böylelikle yıllık tükettiğimiz 160 litre ambalajlı sudan kurtulmuş ve ortalama 300 TL tasarruf sağlamış oluyoruz.

Yani, bulunduğunuz ilin çeşme suyu içilebilir durumdaysa size tavsiyem; için. Yok değilse belediyenizden içme suyu talep edin. Ödediğiniz yüksek meblağlar karşılığında çeşmenizden akan suyu içemiyorsanız, bu işte bir sıkıntı var demektir. Kaldı ki pet şişe içerisinde satılan suların çoğunluğu oldukça kalitesiz. Bakmayın temiz ve kokusuz göründüklerine… İçilebilir çeşme suyu talep edin. Bunun için çaba harcayın.

3- Ambalajlı üründen uzaklaşmak

Son zamanların en önemli problemlerinden biri de ambalajlı ürünlerdeki artış.  Üstüne bir de ambalajsız ürünlerin de yine plastik poşetler ve kaplar içerisinde satılması, bu problemi daha da içinden çıkılamaz bir hale getiriyor. Bu durumun altında yatan en önemli neden ise, ambalajlı gıdayı ilk ve son kullanan siz olacağınız için plastiğin hijyen ve güvenilir gıda izlenimi yaratmasıdır. Bunun yanı sıra market ve pazarlardaki uygun olmayan depolama ve satış koşulları ile üreticilerin yaptıkları gıda sahtekarlıkları, ambalajlı ürünlere olan ilgiyi arttırmaktadır.

Ancak çevreci kaygıların yükselişi, ambalajlı ürünlere olan ilgiyi kısmen de olsa azaltabiliyor. Burada sektör analizi yapacak değilim, zaten anladığım bir konu da değil. O sebeple güvenilir üretici ve satıcının olduğu varsayımı ile bazı öneriler yapacağım.

Yoğurttan bahsetmiştik. Bunun yanında peynir, tereyağı, kaymak  vb. süt ürünlerini satın alırken yerel markalardan güvenilir olanları tercih etmek şartıyla, gram usulü satılanlardan almak ciddi bir plastik çöp azaltışı sağlayacaktır. Haftada 1 kg süt ürünü tükettiğinizi ve bunun da ortalama üç tür süt ürününü kapsadığını varsayarsak, her biri için üç farklı plastik ambalajdan kurtulabilirsiniz. Açık ürünlerin de plastik ambalaj ile satıldığını düşünecek olursak, evinizde kullandığınız saklama kabı ile alışverişe gittiğinizde, plastik tüketiminiz bu kalem için sıfır olacaktır. Aynı durum diğer ambalajlı satılan ve açık satılan muadilleri olan gıdalar için de geçerlidir. Bunun yanında ambalajlı abur cubur tüketiminden de uzak durmak daha önce de belirttiğimiz gibi plastik ayak izinizde önemli bir düşüş sağlayacaktır.

3- Sallama değil, demleme çay

Çay kültürü, ülkemizde oldukça yaygın bir kültürdür. Günde bir bardak ila on bardak arasında değişen miktarda kişi başı çay tüketimi aralığımız söz konusu. Gel gelelim özellikle ofislerde sallama çay alışkanlığı yaygın olduğu için, bundan kaynaklanan plastik çöp miktarında ciddi oranda artış meydana gelmekte. Buna bir de tek kullanımlık kağıt görünümlü plastik bardak tüketimini de eklemekte fayda var. Burada geleneksel olan, “Demleme çay en iyi çaydır” yaklaşımını öne çıkartmak faydalı olacaktır. Gerek lezzet gerekse de çöp üretimi açısından demleme çay her anlamda doğa dostudur diyebiliriz. Her mekânda, demleme çay yapılabilecek düzenekleri ortak kullanım alanlarına koyarak, ciddi bir plastik çöp miktarı azaltışı gerçekleştirebiliriz. Buna bir de “kendi bardağını kullan” hareketini eklersek oldukça şık ve faydalı bir iş yapmış oluruz.

Öte yandan sallama çay, ciddi miktarda plastik salımına neden oluyor. Bu konuya daha önce de değinmiştik. Hatta sallama çay, mikroplastik konusunda en tehlikeli gıda maddesidir denilebilir. Yani, demleme çay ile hem doğayı hem de kendinizi korur; ne sallama çaydan gelen mikroplastiğe, ne de o çöp olduktan sonra oluşacak mikroplastiğe maruz kalmamış olursunuz.

4- Tek kullanımlık tıraş bıçaklarından kaçınmak

Sıklıkla tıraş olmak zorunda olan erkekler, yılda en az 200 adet tek kullanımlık tıraş bıçağı harcıyor. Bu tıraş bıçaklarının geri dönüştürülemeyen plastiklerden üretildiğini unutmayın.

Personelinden her gün sinekkaydı tıraş beklentisi olan kuruluşların da kendilerine bir göz atmalarında fayda var tabii. Bu konuda kişinin elinden gelen bir şey yoksa, o zaman ustura kullanımını öğrensek ya da çok kullanımlık ama değiştirilebilen sade jiletli metal tıraş bıçaklarından kullansak iyi ederiz. Zira, sadece tıraş olarak ciddi bir çöp üretiminden sorumluyuz.  Daha az sıklıkla tıraş olanlara ise mümkünse tek kullanımlık bıçak kullanmamalarını öneririm. Bu onlar için daha da kolay bir davranış değişikliği olacaktır.

5-Sabunun kokusu vs şampuan kokusu

Marketlerin şampuan reyonlarında farklı markaların yüzlerce çeşit şampuanını görmek mümkün.  Hepsinin tek yaptığı, saç yıkamak. Saçın dışında, bir de duş jeli meselesi var. İki işi birden yapabilen sabun ise artık popülerliğini yitirdi. Gerçi onun da farklı çeşitleri söz konusu, ancak sabun duş alınırken kullanılan bir temizlik malzemesi olmaktan, el yıkamada kullanılan bir malzemeye dönüşmüş durumda. Bu durumu derhal değiştirmemiz; çoğunluğu pazarlama politikasının ürünü olan şampuanların yerine sabun kullanma alışkanlığına dönmemiz gerekiyor. Zaruri haller (dermatolojik meseleler -ki şampuan ile çamaşır deterjanı arasında çok az fark olduğunu unutmadan-) dışında sabun kullanımı, bizi ayda en az üç kutu duş malzemesi tüketiminden bizi uzaklaştıracaktır. Üstelik artık eskisi gibi yeşil sabun ile de sınırlı değilsiniz. Çok çeşitli sabuna hem de çoklu paketlerde ve gayet de ucuz olarak ulaşmak mümkün. Sabun hem kirletici olarak hem de plastik tüketimi açısından şampuana göre adeta bir melek. Siz de kendinizi bu meleğin kanatlarına emanet edin derim.

Haftaya bu listeyi daha da uzatarak devam edelim.

Doğayla kalın…

 

 

Kategori: Hafta Sonu