Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Cadı Kazanı] İklim krizinin anahtarı: Şehirler – Nuran Seyhan Bayer

Şehirler ve sakinleri işgal ettikleri alan açısından dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sürekli büyüyor. Dünyaya her dakika, 10.000 metrekare şehir alanı ekliyoruz. Her beş günde yeni bir Paris, her yıl ise yeni bir Japonya inşa ediyoruz. Korkunç değil mi? Ama asıl korkunç olan dünya topraklarının %3’ünü işgal eden şehirlerin, dünya enerji talebinin üçte ikisini ve CO2 emisyonunun %70 ini oluşturuyor oluşu. Bu büyük karbon ayak izi aynı zamanda hava kitlesini de etkileyerek insanların sağlığı ve refahı konusundaki endişeleri de artırıyor. Dünya nüfusunun %91’i, Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği hava kalitesinin sınırlarını aştığı yerlerde yaşıyor.

Atmosferdeki mevcut partikül kirliliği bu oranda devam ederse, bugünün küresel nüfusu, yaşam süresinden 12,8 milyar yıl kaybedecek. Bireysel bazda ele alındığında grafikte görüldüğü gibi, insan yaşamını azaltanlar arasında birinci sırayı partikül kirliliği, son sırayı savaş ve terörizm almakta. Bu oldukça ironik bir sonuç.

Otomobilsiz günler…

Şehirlerin karbondan arındırılmaları çok yönlü ve bütünsel bir yaklaşımı gerektirir. Binaların yanı sıra özel ve toplu taşımacılığın elektrifikasyonu, yalnızca net sıfır emisyona ulaşmada değil, aynı zamanda kentsel hava kalitesinin iyileştirilmesinde de önemli bir rol oynayacağı için şehirlerin ve binaların karbondan arındırılması, kamu ve özel sektör için öncelikli ve birincil önlem olmalıdır.

Benzinli araçlara olan bağımlılığımızı azaltmak, sadece gezegen ve bireysel refahımız için daha iyi olmakla kalmaz, şehirlerimiz için daha iyi bir geleceğin yolunu açar. İnsanları otomobillerinden nasıl çıkaracağımız, hala küresel bir zorluk olmaya devam ediyor. Ancak otomobilsiz günler gibi geçici önlemler, yeni yaklaşımların kilidini açabilir.

1970’lerin ortalarında Kolombiya’nın başkenti Bogota, sokaklarını daha güvenli, daha kapsayıcı ve çekici hale getirmek için, İngilizce konuşulan ülkelerde “AÇIK SOKAK” olarak bilinen “CICLOVIA” hareketini, yani her pazar ve resmi tatil günlerinde otomobilsiz rotalar oluşturma hareketini başlatmıştı. Maddi olmayan bir alt yapıyı gerektiren bu uygulama, birçok Latin Amerika başkentine ve Avrupa ülkelerine sıçradı. Uygulama, halkın katılımı ve kendi kaderini tayin duygusunu pekiştirmişti.

CICLOVIA uygulamasının Latin Amerika şehirleri halkının sağlığı üzerindeki etkisini ölçen Kolombia Los Andes Üniversitesi araştırmacıları, programa harcanan her dolar için, halk sağlığı açısından üç dolar kar edildiğini gösterdi. Spor bakanlığı ise ülkenin daha çok il ve ilçesinde bu programı tanıtmak için ulusal bir ağ oluşturarak, uygulamanın fiziksel aktiviteyi geliştirmekte ne kadar etkili olduğuna dikkat çekti. Uygulama son olarak Afrika’ya; Cape Town, Johannesburg, Adis Ababa, Abuja, Nairobi Kigali ve daha birçok yere sıçradı.

Temiz enerji

Temiz enerjiye geçiş, iklim değişikliği ile mücadelenin anahtarıdır, ancak son beş yılda enerji geçişi ne yazık ki durgunlaştı. Enerji tüketimi ve üretimi küresel emisyonların üçte ikisine katkıda bulunuyor ve küresel enerji sisteminin % 81’i hala 30 yıl önceki fosil yakıt kullanım oranıyla aynı. Ayrıca, küresel ekonominin enerji yoğunluğundaki (ekonomik faaliyet birimi başına kullanılan enerji miktarı) iyileşmeler yavaşlıyor. 2018’de enerji yoğunluğu% 1,2 oranında arttı, bu da 2010’dan bu yana en düşük oran.

Dünya Ekonomik Forumu‘nun Enerji Geçiş Endeksi, enerji geçişinin karşılaştığı en büyük zorluğun, aralarında ABD, Çin, Hindistan ve Rusya’nın da olduğu dünyanın en büyük sera gazı yayıcılarının bu konuda  hazırlıksızlık olmalarından kaynaklandığını gösteriyor. Hazır olma açısından en yüksek puanı alan 10 ülke, küresel yıllık emisyonların sadece % 2.6’sını oluşturuyor. Tahmin edeceğiniz gibi İskandinav ülkeleri ilk sırada , onları Avusturya, İngiltere, Fransa, Hollanda ve İrlanda izliyor.

Temiz enerjiye geçiş süreci basit olmayabilir ama kamusal ve özel sektörün bu konudaki kararlığı ve önceliği süreci hızlandıracak en önemli etken. Ekonomik yarar tartışmalarına son verip dünyamız için, insanlar için “yarar nedir”in gündem oluşturması ve tartışmaların kaynağına yerleştirilmesi gerekir.

“Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlarda ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.”

Hannah Arendt

Kategori: Hafta Sonu