Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Yeşil alandan yeşil altyapıya: Paradigmanın değişimi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) 5-6 Şubat tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde İstanbul Yeşil Alanlar Çalıştayı’nı düzenledi. İBB ile Ağaç ve Peyzaj AŞ’nin ortaklaşa organize ettiği çalıştay, kentin en önemli konularından birine odaklanmıştı. Her ne kadar organizasyonun adı çalıştay olsa da tipik bir sempozyum niteliğindeydi. Ayrıca konunun tüm taraflarının çalıştayda temsil edildiğini söylemek de olanaklı değil. Ormancılar ve peyzajcıların ağırlıklı olduğu katılımcılar listesinde az sayıda ziraatçı da dikkatimi çekti. Ancak şehir plancılığı, mimarlık ve çevre mühendisliği gibi alanların çalıştayda temsil edilmemesi dikkat çeken bir diğer önemli konuydu. Bu durum organizasyondan mı kaynaklandı yoksa bu alanların temsilcileri katılmayı mı tercih etmediler bilemiyorum. Ancak ilk seçeneğin daha güçlü bir olasılık olduğunu düşünüyorum. Bundan sonraki benzer organizasyonlarda farklı mesleki ve bilimsel alanların yeterince temsiline dikkat edilmesi gerekiyor.

Çalıştayda neredeyse her bildiri sunumunda İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan miktarına ilişkin bilgi verildi ve neredeyse hiçbiri bir diğeriyle uyuşmadı. Bu konu sık sık sosyal medyada da işleniyor ve benzer şekilde pek çok farklı bilgi öne sürülüyor. İBB’nin resmi verilerine göre İstanbul’un toplam aktif yeşil alan miktarı 106 milyon m2 ve kişi başına düşen aktif yeşil alan 7,04 m2. Buna ek olarak yaklaşık 81 milyon m2 pasif yeşil alan bulunduğunu da eklemek gerekiyor.[1] Diğer dünya kentleriyle karşılaştırma açısından aşağıdaki şekil açıklayıcı olabilir:

Hassasiyet iyi ama yeterli değil

Malum, İstanbul 25 yıl sonra farklı bir anlayışla yönetilmeye başlandı. Çalıştayın açılış konuşmalarında verilen mesajlar umut vericiydi. Başkan Ekrem İmamoğlu, örneğin, yeşil alanlarla ilgili çalışmalarda ekonomik ve ekolojik hassasiyete vurgu yaptı. Kısıtlı kamu kaynaklarıyla yapılan “dikey bahçe” ve kontrolsüzce kullanılan mevsimlik çiçeklerle yapılan düzenlemeler gibi zırvalıkların gösteriş, israf ve ekolojik intihardan başka bir şey olmadığını bizler söylüyorduk. İmamoğlu bu tür uygulamalara devam edilmeyeceğini söyledi ki, mutlu olmamak elde değil. Yine Park, Bahçe ve Yeşil Alanlar Daire Başkanı Prof. Dr. Çağatay Seçkin’in verdiği mesajlar da gelecek için umutlanmamıza neden oldu. İthal ve pahalı bitkiler yerine yerli üretimin desteklenmesi ve doğal türlere ağılık verilmesi İstanbul’da güzel şeylerin olacağının sinyali.

Ne var ki, temel bakış açısı olarak halâ yeşil alan kavramına bağlı kalınmış olduğunu görmek üzücü. Oysa dünya ve özellikle Avrupa çoktan yeşil alan paradigmasını terk etti ve yeşil altyapıya geçiş yaptı. Öyle ki AB bu konuda 2013 yılında “Yeşil Altyapı: Avrupa’nın Doğal Sermayesini Geliştirmek” adlı çok önemli bir Avrupa Komisyonu bildirimi de yayımladı.[2]

Çalıştayda, Bartın Üniversitesi Orman Fakültesinden değerli dostum Prof. Dr. Erdoğan Atmış’la birlikte hazırlayarak sunduğumuz bildiride bu konuya değinerek toplam ve kişi başına düşen yeşil alan göstergelerine bağlı yetersiz yeşil alan anlayışı yerine bu alanlar arasındaki bağa, ekosistem hizmetlerine, yeşil altyapı aracılığıyla kent ve kır kucaklaşmasının sağlanmasına, canlı hareketliliğine, iklim krizi ile mücadeleye ağırlık veren yeşil altyapı anlayışına geçilmesi gereğine vurgu yapmaya çalıştık. İstanbul’da yeşil altyapı birbirinden kopuk ve ekosistem hizmetlerinin sunumu açısından işlevsiz yeşil alanlar yerine bütün yeşil alanlar arasında kurulmuş bağa dayanan bir yeşil alan ağı kurulması gerekiyor. Her bir yeşil alan (bütünüyle doğal, yarı doğal ya da kültürel) farklı ekosistem hizmetlerinin sunulmasına aracılık ediyor. Bahsettiğimiz ekosistem hizmetleri doğayı gözlemlemekten sportif aktivitelere, mantar ve yemiş toplamak gibi yararlanmalardan yeşil alanlarda gıda üretimine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Yalnızca insanlar için düşünülen yeşil alan anlayışının tersine yeşil altyapı diğer canlıları da odağına alıyor. Yeşil altyapının tam olarak ne olduğunu anlamak için aşağıdaki şekli incelemek yararlı olacak.[3]

Şekilden de rahatlıkla görülebileceği gibi yeşil altyapı kavramı kentler için devrimsel bir dönüşüm aslında ve yaşadığımız çağın iklim krizi gibi tehditleriyle mücadele etmenin önemli araçlarından biri. Üzücü olan şu ki çalıştay hem belediye yetkililerinin hem de diğer paydaşların yeşil altyapı kavramının henüz çok uzağında olduğunu ve geleneksel yeşil alan kavramına saplanıp kalmış olduklarını ortaya koydu. Bu nedenle en kısa sürede yine İBB’nin katılım açısından daha geniş kapsamlı bir yeşil altyapı çalıştayı düzenlemesi kaçınılmaz gibi görünüyor.

İstanbul’da arazi kullanımı nasıl değişti?

Çalıştayda sunulan en çarpıcı bildirilerden biri “Ekonomik Büyümeye Yönelik Kalkınma Politikalarının İstanbul’daki Peyzaj Değişimine Etkisi” adını taşıyordu. Yine Bartın Üniversitesinden Erdoğan Atmış ile İnönü Üniversitesinden Serhat Cengiz ve Sevgi Görmüş tarafından hazırlanan bildiri çok çarpıcı alan kullanımı değişikliklerini gözler önüne serdi. 1984-2017 yılları arasında yaşanan değişimi ortaya koyan çalışmaya göre değişik arazi kullanım türlerinin bu dönemde geçirdiği değişim aşağıdaki tabloda net bir şekilde görülüyor:

Aradan geçen 33 yılda toplam kara alanına oranı azalan arazi kullanımları tarım, seyrek vejetasyon alanları ve ormanlar. Tarım alanlarının oranı %31,76’dan %23,07’ye gerilemiş. Görülüyor ki İstanbul’un en büyük kaybedeni tarım alanları. Ormanlarda %56,1’den %49,61’e, seyrek vejetasyon alanlarında ise %1,86’dan %0,48’e gelen bir azalma var. Buna karşılık kentsel alanlar %4,81’den %13,64’e, maden ve inşaat sahaları %0,93’ten %3,53’e, ulaşım ağı %1,26’dan %2,73’e, kentsel yeşil alanlar ve konut bahçeleri %1,92’den %3,85’e ve su yüzeyleri de %1,36’dan %3,05’e sıçramış.

Hal böyleyken halâ Kanal İstanbul gibi projelerden söz etmek, söz etmekten öte bu projelerin topluma nasıl faydalar getireceğini anlatmaya çalışmak herhalde bu ülkenin insanlarının aklıyla dalga geçmek gibi bir şey olsa gerek. Neyse ki çoğunluk o faydaların ne tür faydalar olduğunu ve hangi sınırlı kitlenin avucunu kaşındırdığını görüyor.

***

[1] İnsanların kullanımına açık olan yeşil alanlara aktif yeşil alan, insan kullanımına kapalı olan mezarlık, yol kenarı ağaçlandırmaları gibi yeşil alanlara da pasif yeşil alan deniliyor.

[2] Bildirime tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu bildirim Doğayı Koruma Merkezi tarafından 2019 yılında Türkçeye çevrildi. Türkçe bildirime ise şu adresten erişilebilir.

[3] Bu şekil sözü edilen komisyon bildiriminden alınmıştır.

More in Hafta Sonu