Köşe YazılarıYazarlar

Sırada Urla ve Çeşme mi var?

25 Ocak tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan bir kararname ile İzmir’in en tanınmış ve turistik bölgeleri olan Urla Zeytineli Mahallesi‘nde toplam 333 adet parsel, Çeşme Alaçatı bölgesinde ise toplam 178 adet parsel, ‘acele’ olarak kamulaştırıldı. Tüm kamuoyunun dikkati Kanal İstanbul Çevresel Etki Değerlendirme Raporu’nun (ÇED) üzerindeyken yapılan bu acele kamulaştırma, yeni rant alanları açma ve bu alanları Arap sermayesine pazarlama tartışmalarının adeta önümüzdeki dönemde sadece Kanal İstanbul ile sınırlı kalmayacağını gösteriyordu.

Başlangıçta ne amaçla yapıldığı kamuoyu ile paylaşılmayan bu acele kamulaştırmanın nedeni kısa süre sonra özellikle Arap medyasında çıkan reklamlarla ortaya çıktı. Bu reklamlara göre bölgede Araplar için 20 bin kişilik ‘yeni bir Çeşme’ kurulması amaçlanıyordu… Kamulaştırılan bu alana kurulması planlanan yeni Çeşme’ye yapılacaklar ise adeta dudak uçuklatıyordu… Reklamlara göre bir Suudi şirketi bölgeye lüks konutlar, devasa oteller, oldukça büyük bir havalimanı, marinalar ve alış-veriş merkezleri, golf sahaları yapmak istiyor. Üstelik bu reklamlarda yer alan planlara göre bölgede bir de kanal (!) açılacak… Evet, yanlış okumadınız; Alaçatı Koyu ile arkasındaki Mersin Körfezi arasında açılacak olan bir deniz kanalı; bölgeyi büyük bir ada haline getirecek. Gemilerin geçeceği genişlikte olan bu deniz kanalının açılması halinde Alaçatı’daki mevcut sörfe uygun koylar da ortadan kalkıyor.

Gözler Kanal İstanbul’un üzerindeyken…

Aslında Çeşme ve Urla için böyle bir adımın gelebileceği bir süredir konuşuluyordu. Daha birkaç ay önce bölge merkezi yönetim tarafından Çeşme Turizm ve Koruma Kapsamı Turizm Gelişme Bölgesi’ olarak ilan edilmiş ve belediyelerin yetkileri sınırlandırılmıştı. Yaklaşan tehlike büyüktü ve bu büyük tehlike tam şimdi kamuoyunun ilgisi Kanal İstanbul üzerindeyken hayata geçirilmeye çalışılıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yerel yönetimleri devre dışı bırakarak yapılan 1/100 binlik imar planlarında 2025 yılına kadar Çeşme’de 646, Urla’da ise 737 hektarlık yeni alanın imara açılması öngörülüyor.

Bu alanın büyüklüğünü anlatmak için şunu söylememiz yeter; Çeşme’de bugüne kadar olan yapılaşmanın toplamı 607 hektar. Yani beş yılda Çeşme’ye bugüne kadar olandan daha fazla bir yapılaşma hedefleniyor. Urla için de durum Çeşme ile aynı. Urla’da da bugüne kadar olan tüm yapılaşma 1945 hektar ve yapılaşmanın üzerine 737 hektar daha yeni yapılaşma alanı eklenecek. Yapılan tahminlerde bu denli büyük bir alanın turizm ve konutlaşmaya açılması bölgeye 20 bin ek insanın daha kalıcı olarak yerleşmesine neden olacak. Sorun bununla da sınırlı kalmıyor…  Yaklaşık bir yıl önce sit derecelerinde yapılan değişikle yapılaşmayı engelleyen koruma kalkanları da büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Çeşme ve Urla’da pek çok alanda Birinci Derece Doğal ve Sit tanımı, ‘Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak değiştirildi. Bu tanım değişiklikleri de eskiden Birinci Derece Sit olan yerlerdeki tarihi ve doğal alanlara rağmen yapılaşmanın önünü açtı.

Kısıtlı su kaynaklarına bir darbe daha

Bu uygulama ile birlikte zaten önemli ölçüde çevre sorunları yaşayan bölgedeki sorunların daha da derinleşmesi kaçınılmaz. Çeşme ve Alaçatı bölgesinin en önemli sorunu içme ve kullanma suyu kaynaklarının son derece kısıtlı olması. Bölgede su sorununu aşmak için yıllar önce yapılan Kutlu Aktaş Barajı da soruna kesin çözüm olmadı. Özellikle nüfusun çok arttığı yaz aylarında Çeşme’de su sıkıntısı kriz boyutuna ulaşıyor. Son proje ile bölgeye ek 20 bin insanın gelmesi bekleniyor. Bu su talebini daha da artıracak bir durum…

Ancak Arap Medyasındaki reklamlarda yer alan proje daha da yakından incelendiğinde bölgedeki su sorununu bu projenin daha da derinleşeceği görülüyor. Proje ile Çeşme-Alaçatı bölgesine turistler için büyük ‘golf sahaları’ yapılması planlanıyor. Golf sahaları sürekli olarak sulanması gereken çim sahalar… Bu alanların su gereksinimi de az-buz değil; hektar başına yıllık 10 bin ile 15 bin m³ su tüketiyorlar. Su tüketimini özellikle Çeşme gibi su fakiri bir bölgede artıracak yatırımlar yapmak; akıl ve bilim dışı bir durum…

Ayrıca bu sahalarda çok büyük miktarda suni gübre ve tarım ilaçları (pestisit) de kullanıldığı biliniyor. O nedenle de bölgedeki ekolojik dengenin olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz bir sonuç.

Bu projenin yaşama geçirilmesi halinde bölgede yaşanabilecek çevre sorunları sadece su krizi ile sınırlı olmayacak. Bölgede artacak karayolu ve yeni eklenecek hava trafiği, konut yoğunluğu, nüfus yoğunluğu başta hava kirliliği, gürültü artışı, doğal yaşamın olumsuz etkilenmesi, tarımsal alanların bölgedeki kirlilik ve oluşabilecek asit yağmurları sonucu verimliliğinin azalması gibi sorunlar karşımıza çıkacak diğer çevre sorunlarının sadece birkaçı…

Sonuç olarak bu proje bölgeye yeni ekolojik sorunlar taşıyacaktır. Tamamen kapitalist üretim ve tüketim ilişkileri içinde; çevresel kaynakları tüketen, bölge insanının mutluluğunu bozan; sadece kar hırsı ile hazırlanan bu proje için başta meslek odaları ve sivil toplum örgütleri, bölge insanı bilimsel ve hukuksal çerçeve içinde karşı duruşunu gösterecektir. İzmir insanı yaşadığı ortamı, çevresini; nasıl savunacağını 1985’li yıllardan bu yana gösteriyor…

Unutulmasın ki; ülkemizdeki çevre hareketlerinin beşiğidir İzmir