İklim KriziManşet

BM iklim soykırımının yaklaştığını söylüyor, aslında durum daha kötü

Çıldırma izniniz yok. Foto: George Rose/Getty Images

Yeşil Gazete için çeviren: Özgürel Başaran

Küresel hayhuyun ortasında imzalanan Paris İklim Anlaşması (makale 2018 yılındandır -çn.)  bir anlık görünüşe bakılırsa sanki gezegeni kurtaracak bir hareketin başlangıcıydı. Ancak neredeyse aynı anda, küresel ısınmayı iki derece sınırında tutmaya ilişkin konulan hedef, dünyanın en fazla tehlike altında yaşayanları için dramatik biçimde yetersiz görünmeye başladı. Marshall Adalarının temsilcisi buna daha sert bir isim verdi; iki derecelik ısınmayı “soykırım” olarak niteledi.

BM Hükümetlerarası İklim Değişimi Paneli (IPCC) sonunda çıkan ve tehlike çanları çalan raporunu okumuş olabilirsiniz, raporda 1,5 derecelik ısınmanın nasıl 2 dereceden çok daha iyi olacağına ilişkin inceleme, bu suçlamayı tekrarlıyor.  Hatta daha “yüksek perdeden tekrarlıyor” demek daha doğru olur. Rapor şimdiki eğilimler devam ederse 2040’a gelindiğinde dünya 1,5 dereceden fazla ısınmış olursa yüz milyonlarca hayatın tehlike altına gireceğini bildiriyor. Hemen hemen bütün mercan resifleri ölmüş olacak, her yıl kontrol altına alınamayan yangınlar ve sıcak dalgaları dünyayı kasıp kavuracak, kuraklık ve sellerle sıcaklıkların dalgalanması dünyanın yiyecek kaynaklarının büyük ölçüde daha az güvenli hale gelecek. Rapora göre bu olayların doğuracağı zararlardan kaçınmak için dünya ekonomisi, tarımı ve kültüründe öyle büyük bir değişim gerekiyor ki, “daha önce bunun bir benzeri tarihte görülmedi.” The New York Times gazetesi, raporun gelecek on yıllarda iklim krizine ilişkin “güçlü bir riske” işaret ettiğini bildirdi. Grist’te, Eric Holthaus “uygarlığın tehlike altında olduğunu” yazdı.

Çıldırmaya izin yok

Eğer bu cümleler yüzünden paniğe kapıldıysanız, haklısınız, gerçekten korkunçlar. Ama aslında durum bundan daha da kötü, ciddi ölçüde kötü. Çünkü raporun en kötü olasılık senaryosu, aslında iyi olasılık hatta en iyi olasılık senaryosunun da ötesinde. Soykırım ölçüsünde bir ısınma derecesi olarak görülen durum zaten bizim kaçınılmaz geleceğimiz. Asıl soru bu durumun daha ne kadar kötüye gideceği.

Şu andaki ölçeklenebilirlikten uzak durumlarına bakılırsa aslında sadece endüstriyel mutlakçılığın bir fantezisi olarak tanımlanabilecek, ciddi düzeyde karbon emici yeni teknolojilerin ortaya çıkışını hesaba katmazsak, ısınmayı yeni raporun iklim felaketi olarak tanımladığı 2 derecenin altında tutmak mümkün olmayacak. Gezegen olarak yüzyılın sonunda dört derecenin üzerinde ‘ısınacağımız’ bir yörüngede ilerliyoruz. IPCC, iki derecenin dünya çapında bir iklim felaketine işaret ettiği konusunda haklı. Dört derece bundan iki kat daha kötü. Şu anda da bu yönde ilerliyoruz — IPCC’nin doğru bir biçimde öngördüğünden iki kat daha korkunç ve her ne pahasına olursa olsun kaçınmamız gereken bir iklim cehennemi. Ancak raporun gerçek anlamı “iklim krizi sandığınızdan daha kötü” değil, çünkü araştırma sonuçlarını izleyen herkes bu raporda şaşırtıcı bir şey bulamaz. Gerçek anlam, “Çıldırmaya izniniz yok.”

Bir yıl kadar önce iklim değişikliği ile ilgili en kötü durum senaryolarını incelediğim zaman, bu tür bir felaket tellallığı, bu tür korkutucu olasılıklara odaklanan anlatımların halkın katılımına inkar tavrı kadar zararlı olduğuna inanan bir çok bilim insanı için aforoz nedeni sayılıyordu. Geçen yıl içinde iklim araştırmaları sonucunda birkaç korkutucu gelişme gözlenmişti — Arktika göllerinden beklenenden daha fazla metan çıkışı ve permafrost ısınmayı hızlandırabilirdi, benzeri görülmemiş bir sıcaklık dalgası, Arktika’da kontrol altına alınamayan yangınlar ve geçen yaz dünyanın her iki büyük okyanusunda dolaşan kasırgalar. Ancak geniş çaplı uzlaşma aynı yöndeydi: Dört derecelik bir ısınmaya doğru ilerliyoruz, bu da bir çok bilim insanının inandığı gibi, yüz milyonların iklim nedeniyle büyük sorunlar yaşamasına ve “uygarlık” adını verdiğimiz toplumsal ve politik altyapının tehlikeye girmesine neden olmadan atlatılabilecek olan sıcaklığın iki katı bir sıcaklığa işaret ediyor. Şimdi değişen tek şey, bilim insanlarının da sonunda panik düğmesine basmış olması.

Paris Anlaşması’na tam uyum bile yetmiyor

Rakamlar çok küçük olduğu için bir dereceyle iki derecenin, iki dereceyle dört derecenin arasındaki farkı önemsiz görmeye eğilimliyiz. İnsanların deneyimleri ve hatırladıkları, bu eşikler hakkında nasıl düşünmemiz gerektiğine ilişkin karşılaştırma yapabileceğimiz hiçbir örnek sunmuyor, ancak ısınma dereceleri söz konusu olunca, dünya savaşları veya kanser ile ilgili istatistiklerde olduğu gibi, 1 bile istenmeyen bir rakamdır.

İki derecede buzul tabakalarının erimesi çöküş noktasına geçmeye neden olacak, bu da bu yüzyıl içinde dünyanın belli başlı şehirlerini sular altında bırakacaktır. Bu ölçüde bir ısınma sonucunda kişi başına küresel milli gelir %13 azalacaktır. 400 milyon insan daha su kıtlığından etkilenecek, kuzey enlemlerde bile sıcaklık dalgaları her yaz yüzlerce kişiyi öldürecektir. Gezegenin Ekvator kuşağında durum daha da kötüleşecektir. Hindistan’da milyonlarca kişinin yaşadığı şehirler yaşanamayacak derecede sıcak olacak, şimdikine göre her biri beş kat daha uzun ve 93 kat daha fazla insanın maruz kalmasına yol açan 32 kat daha fazla sıcak dalgası görülecektir. Burada sadece iki dereceden, kesinleşmiş en iyi durum senaryomuzdan söz edilmektedir.

Üç derece ısınma durumunda, Güney Avrupa’da kalıcı kuraklık olacaktır. Orta Amerika’daki ortalama kuraklık 19 ay, Karayipler’de 21 ay sürecektir. Kuzey Afrika’da bu rakam 60 ay, yani beş yıldır. Her yıl çıkan kontrolsüz orman yangınları Akdeniz’de iki katına, ABD’de altı katına çıkacaktır. Miami Beach’ten Jakarta’ya şehirleri yutacak olan deniz seviyesinin yükselmesinin ötesinde, nehirlerin taşması nedeniyle ortaya çıkan zararlar Bangladeş’te 30, Hindistan’da 20 kat ve İngiltere’de 60 kat daha fazla artacaktır. Burada sözü edilen üç derecedir — yani dünyadaki bütün uluslar Paris Anlaşması taahhütlerine uyarsa, ki uymuyorlar, elde edeceğimizden daha iyisi. Deneyimlere göre konuşursak, o dramatik yüksek teknolojili deus ex machina çözümlerini dikkate almazsak akla uygun olarak bekleyebileceğimiz en olumlu sonuç bu gibi görünüyor.

Dört derece ısınma durumunda, sadece Latin Amerika’da her yıl sekiz milyon dang humması vakası görülecektir. Küresel tahıl verimi %50’ye kadar düşerek her yıl ya da neredeyse yılda bir gıda krizlerine yol açacaktır. Küresel ekonomi, iklim krizinin var olmadığı koşullara kıyasla %30’dan daha fazla küçülecek, bugün var olanın yarısı kadar daha fazla çatışma ve savaş görülecektir. Hatta daha fazlası da olabilir. Güncel gidişatımız, hatırlayacağınız gibi, bizi daha da yukarı çekerken bu eğriyi de bükeceğimizi düşünmek için çok fazla nedenimiz bulunuyor — yenilenebilir enerjinin düşen maliyetleri, kömürden aşamalı olarak vazgeçme konusundaki küresel uzlaşı — unutmamak gerekir ki, yeşil devrim ve güneş enerjisinin fiyatına ilişkin ne duymuş olursanız olun, şu anda küresel karbon emisyonları hala artmaktadır.

Haberler değil ama bilim insanlarının paniği yeni bir durum

Yukarıda anlatılanların hiçbiri yeni haberler değil, verilerin çoğu sadece bu sağduyuya dayalı veri formundan alınmıştır. Aslında IPCC raporundaki hiçbir şey de yeni bilgi değildir, ne bilim insanları için, ne iklim aktivistleri için, ne de son yıllarda ısınmayla ilgili yeni araştırmaları yakından izleyenler için yeni sayılır. IPCC’nin yaptığı şudur: Yeni bulguları ya da yeni yaklaşımları ortaya koymak yerine var olan saf bilimsel araştırmalardan oluşan karmaşık yığını birleştirip, üzerinde uzlaşılmış değerlendirmeleri gösteren, kesin olarak tartışmasız bilgi birikimini dünyanın politika belirleyicilerine sunmak üzere tasarlamak. Panel, neredeyse 1988’de toplanmasından bu yana, sorunla ilgili değerlendirmelerinde fazla temkinli olduğu için eleştirildi— temkinli kişilik yapılarına sahip büyük bir bilim insanı grubu, hepsinin üzerinde uzlaştığı (ve politika geliştiricilerin de üzerinde çalışabileceğini umdukları) tahminlere yoğunlaşıyordu. Panelin Wikipedia sayfasında “Geçerliliğini kaybetmiş raporlar” ve “IPCC raporlarının muhafazakâr yapısı” ile ilgili farklı başlıklar bulunuyor.

İşte bu yüzden raporun genel panik yaratan tonu dikkat çekici— iklim hakkında yeni haberler ortaya çıkmış olmasa da, bilimsel topluluk kendi bulgularının sonuçlarını açıklarken sonunda temkinli olmayı bir kenara bıraktı.

Yüksek karbon vergisi sadece başlangıç

Aynı zamanda, neyse ki uygulanabilir bir öneride de bulundular, şu anda uygulananlardan ya da uygulanması düşünülenlerden çok daha yüksek oranda bir karbon vergisi getirilmesini önerdiler— bir ton karbonun maliyetinin 2030’a gelindiğinde 5,000 dolara yükseltilmesi önerisinde bulundular, bu fiyat 2100’e gelindiğinde ton başına maliyetin 27,000 dolara yükselmesi anlamına gelebilir. Güncel olarak, 42 belli başlı ekonominin ortalamasına göre karbonun fiyatı ton başına sadece 8 dolardır. İklim değişimi alanında ekonomi çalışmalarını neredeyse tek başına icat ederek isim yapan ve ekonomi alanında yeni Nobel ödülü alan William Nordhaus‘un önerdiği karbon vergisi ton başına 40 dolar, bu da bizi 3.5 derecelik ısınmada sabitliyor. Nordhaus bu dehşet verici düzeyi “optimal” olarak görüyor.

Ancak karbon vergisi sadece eyleme geçirici bir kıvılcım olabilir, eylemin kendisi olamaz. Gerek duyulan eylemse, çoğumuzun hayal bile edemeyeceği bir ölçek ve hızla gerçekleştirilmelidir. IPCC raporu bu eylemi daha önce eşi görülmemiş olarak nitelendiriyor. Diğer aktivistler bu tür bir eylemin tüm insanlık tarihindeki benzer örneği olarak ABD’nin 2. Dünya Savaşına hazırlığını gösteriyor ve bu tür bir hareket için çağrıda bulunuyorlar— dünyadaki bütün rakip toplumlar, milliyetçi hükümetler ve kendi çıkarları için çalışan endüstriyel kuruluşlar, ısınmayı varoluşsal bir tehdit olarak görüp, dengeli ve yaşanabilir bir iklim arayışı ortak amacı çerçevesinde örgütlenmelidir.

Bu doğru. 2. Dünya Savaşı benzetmesi de abartılı değil. IPCC’nin şimdi felaket olarak adlandırdığı bir ısınmadan kaçınmak, dünyanın bütün enerji altyapısını yeniden kurmayı, tarımsal etkinliklerin neden olduğu karbon salınımlarını durdurmak için tarımsal uygulamaları bütünüyle gözden geçirmeyi ve zengin Batıda yaşayan bizlerin yaşama biçimimize ilişkin bir dizi kültürel değişiklik yapmamızı gerektiriyor. Ayrıca bütün bu sayılanları yirmi ya da belki 30 yıl içinde yapmak zorundayız. Karşılaştırmak için düşünürsek, New York’ta Second Avenue metrosunun yeni yapılan üç duraklık uzatması 12 yıl sürdü. Her şey göz önüne alındığında, ilk kazılardan bu yana projenin tamamlanması 45 yıl aldı.

Fazla vakit kalmadı

Bu her şeyin bittiği ve lanetlendiğimiz anlamına gelmiyor. Isınmayı dört derecenin altında durdurmak, bu dereceyi aşmaktan daha iyidir, sıcaklığı üç derecenin altında tutmak daha da iyidir ve iki dereceye ne kadar yaklaşırsak bu o kadar mucizevi olacaktır. Çünkü iklim değişimi iki seçenekten oluşan bir olgu değildir, herhangi bir sıcaklık derecesinde birdenbire bütün gücüyle ortaya çıkmaz; bu zaman içinde, sera gazları üretmeye devam ettiğimiz sürece daha da kötüye giden bir fonksiyondur. Bunu ne kadar zaman sürdüreceğimiz de gerçekten bize bağlıdır, bu da konunun politika alanında belirleneceği anlamına gelir; bu bakımdan IPCC raporunun kamuoyunda yaratacağı panik, politik baskının verimli bir biçimi olabilir.

Ayrıca daha önce sözünü ettiğim zorlamalı seçenekler bulunuyor — karbon tutma ve  güneş enerjisine ilişkin gezegen mühendisliği (geoengineering) gibi — ancak bunların her biri güncel olarak uygulanabilir olmaktan uzakta ve teoride bile, korkutucu sakıncaları var. Ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde bu teknolojiler ciddi biçimde ucuzlasaydı ve daha etkili hale gelseydi bile, küresel ölçekte uygulanması da gerekirdi — her yerde karbon emen büyük tesisler oluşturulması gerekecekti. Bunları kurmak oldukça uzun bir zaman alacaktı, başka bir deyişle, bunun için gereken çok yıllık süreye sahip değiliz.

IPCC raporu ortaya çıktığında, daha önceki raporların yazımında görev almış ve yerel önlemlere ilişkin dikkate değer çalışmaları olan önemli bir iklim bilimciyle yemeğe çıktım. Ona New York’ta denizin yükselmesine ve sele karşı gerçekten bir deniz duvarı ya da bir dalgakıran inşa edilip edilmeyeceğini sordum. Evet, Manhattan ne pahasına olursa olsun korunacak, dedi. Ama bunun gibi büyük altyapı projelerinin yapımı on yıllar sürer, genellikle 30 yıl alır. Bugün inşa etmeye başlasak bile, bariyer Howard Beach, Güney Queens bölgesi ve Brooklyn’i korumak üzere zamanında bitirilemezdi, dedi. Ona göre, yakında şehrin duruma uyum sağladığını göreceğiz, yeni altyapı projelerini o bölgelerde durdurarak, sonunda kanalizasyon onarımları gibi rutin bakım hizmetlerinden de vazgeçilecek ve şu anda oralarda yerleşik olan kişilere öldükleri zaman evlerini çocuklarına bırakamayacakları hissettirilecek. Tabii New York’u koruyacak bir deniz duvarı sadece New York Limanı’nın dar kısımlarını kapsayacağı için, bütün Long Island’ı açıkta bırakacak.

Bu deniz seviyesi yükselmesinin sadece bir tek (çok zengin) büyük şehir bölgesi için yarattığı tehdit. Dünya bundan çok daha büyük, ama iklim değişikliği de öyle. Aynı zamanda da çok hızlı gelişiyor, Al Gore’un iklim değişimi ile ilgili kitabını yayınladığı günden bugüne kadar sadece 25 yıl içinde, insanlığın atmosfere bıraktığı tüm karbonun yarısı salındı. IPCC’nin sözü edilen raporu dramatik bir çıkış olarak görülebilir ve öyledir de. Ama bunun gibi başka raporlar da yoldadır. Kalan bunca az zamanımızı boşa harcamaya devam ettiğimiz sürece, haberler daha da kötüleşmeye devam edecektir.

Makalenin İngilizce Orijinali

Kategori: İklim Krizi