Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Avustralya yangınlarının görülmeyen kurbanları: Macleay Nehri’nin ölü balıkları

Tarihin karşı karşıya kaldığı en büyük yangınlardan biri olan Avustralya yangınları, tahminlere göre 1 milyar canlıyı etkiledi. İnsanlığın çaresiz kaldığı bu yangınların boyutunun bu kadar büyük olmasının nedeni ise yine insan. Aslında yarattığımız tahribatın sonucunda ortaya çıkan felaketlerle baş etmeye muktedir olmadığımızı da tüm çıplaklığıyla görmüş olduk.

Avustralya başlı başına bir kıta özelliği gösteren devasa bir ülke. Kendisine özgü bitkileri, çölleri ve hayvanlarıyla orada bir yerde duruyor. Çoğunlukla kanguru ve koalalarla biliyoruz, ancak daha da önemli bir özelliği var. O da insanın doğa üzerindeki etkisini canlı olarak gözlemleyebildiğimiz bir yer olması! Geçtiğimiz yıllarda medyaya yansıyan bir haberde bunun ilk örneğini görmüştük. Habere göre, ülkede sayısı milyonları bulan vahşileşmiş evcil kökenli kedilerin önemli bir kısmı öldürülecekti. Neden olarak da kontrol edilemeyen sayıları ve yaban hayatına verdikleri zarar gösteriliyordu. İddia o ki 20’ye yakın memeli türünün neslinin tükenmesinden bu hayvanlar sorumluydu. Muhtemelen biz bunları tartışırken birçoğunu öldürmüşlerdir de. İnsanın 17’inci yüzyılda adaya getirip bıraktığı kediler, doğaları gereği (kontrol edilmeleri mutlak olan) çoğalmış ve diğer yaban hayatını ciddi olarak tehdit etmeye başlamıştı. Çözüm olarak akla ilk gelen ilk şey ise toptan infazları oldu. Başka bir yolu var mıdır bilmiyorum, ancak kaynağı insan olan bir sorunda kedileri cezalandırmak hiç ama hiç adil değil  ve insan bu durumdan ders almış gibi de görünmüyor.

Bir başka örnek de yine benzer bir infaz haberiyle karşımıza çıktı. Kuraklık ve sıcakları gerekçe olarak gösteren Avustralya hükümeti çözüm olarak da binlerce devenin öldürülmesini öneriyordu. Yine insanın taşımacılıkta kullanmak amacıyla 19’uncu yüzyılda getirip adaya bıraktığı develer, şimdilerde problem olarak görülüyordu. Bir deve ne kadar su tüketebilir? Bir insan ne kadar su tüketebilir? Develerin öldürülmesi en kolay yol, çünkü ulu insanın yüce ve ulvi yaşamının sürdürülebilirliği daha önemli. Neticede dünya bizim ve biz kimi istersek o ancak yaşayabilir. Kimin ölmesi gerektiğine de biz karar veriyoruz haliyle.

Tarih boyunca tüm canlı popülasyonlarının ya azalmasına ya da yok olmasına neden olan insanken sorumlu olarak başka hayvanları gösterip infaz etmek düpedüz bencillik.

Son yangınlar yeniden canlanmaya olanak verecek mi?

Avustralya ile ilgili diğer bir örnek de yangınlar. Burada yangınlar (bushfires) periyodik olarak meydana gelen, alışılageldik olaylardan biri olarak görülüyor. Yılın belli zamanlarında farklı bölgelerde aşırı sıcaklardan kaynaklı olarak yangınlar çıkıyor ve kısa sürede de kontrol altına alınıyor. Yangın sonrası ciddi bir canlanma ile ekologların recovery dedikleri olay gerçekleşiyor. Yani yangın bazen o kadar da kötü bir fenomen değil. Ancak son çıkan yangınların farklı bir özelliği var. Bir yangın ekologu olsaydım bu yangınlar sonrası meydana gelecek yeniden canlanmaya odaklanır ve olaya iyi tarafından bakmaya çalışırdım. Ancak yangın ekologu da olsanız son yangınların öyle pek de yeniden canlanmaya mahal verecek gibi göründüğünü kolay kolay söyleyemezsiniz. Çünkü yangının süresi ve şiddeti yeniden canlanmanın da sınırlarını ve süresini belirliyor. Örneğin daha önceki yangınlardan sonra toplu balık ölümleri gerçekleşmiyordu. Zira yangının şiddeti, oluşan külün yağmurlarla sucul ortama taşınsa bile balıkların topluca ölmesine neden olacak kadar büyük olmuyordu (bir tanesi hariç ki sonra değineceğim). Bu sefer durum farklı, çünkü işin içine bir de iklim değişikliği etkisi girdi. Bu da yangının şiddeti ve süresini artırıyor. Böyle olunca ortaya çıkan kül miktarı da artıyor. Bizim televizyonlarda ölmüş ya da saklanmış kangurular, yanmış hayvan bedenleri ya da kurtarılmış koalalar olarak gördüğümüz yangın sonrası durumun görünmeyen etkisi ise yangının söndürülmesinde kullanılan suyun içerisinde yaşayan canlıların maruz kaldığı etki. Yani yangınlardan suyun içinde de olsanız kurtulamıyorsunuz.

Yangın ile ilgili olarak balıklar gündeme pek gelmedi. İnsanın ölmesine üzüleceği canlılar sıralamasında balıklar epey gerilerde kalıyor zaten. İşte o gerilerde kalan ancak yangından ciddi düzeyde etkilenen Macleay Nehri balıkları, son yangınlarda telafisi mümkün olamayacak düzeyde zarar gördü. Özellikle Avustralya’nın sembol balıklarından olan uzun yaşamlı Avustralya levreği en büyük zararı görenlerin başında geliyor. Yangınlar sonrasında yüzbinlerce balık öldü ve Macleay Nehri kenarları ölü balık bedenleriyle dolup taştı. Öyle ki nehrin 100 km’lik kısmındaki bölgesinde canlı balık kalmadı.

Ölü balıklar arasında en çok göze çarpanlar, Avustralya levreği, yılan balığı, öküzbaşlı kefal, sarı gözlü kefal, ringa, yayın balığı ve kaya balığı idi. Peki, karada çıkan yangın neden sudaki canlıları öldürür? Bu, aslında anlamsız bir soru. Çünkü çevre birbiriyle bağlantılı kompartımanlar bütünüdür. Karada gerçekleşen bir olay sudaki yaşamı da etkiler. Bu etki uzun vadede de olabilir, Avustralya’daki gibi kısa vadede de.

Yangın sonrası yağan yağmura herkes sevindi, çünkü yangının daha hızlı sönmesine ve tekrar canlanmanın başlamasına yardımcı olacaktı. Bu, karasal ortam için doğru ancak sucul ortam için durum tam tersini ifade ediyor. Yangın esnasında oluşan küller, yağmurla beraber nehirlere karıştı ve bir anlamda nehre aşırı organik madde girişi meydana geldi. Bu da nehirdeki canlılık için kıyamet anlamına geliyor.  Zira nehirlere giren aşırı organik yük bakterilere ve alglere yaradı ve sudaki oksijen bitme noktasına geldi. Buna bir de suya giren kül miktarının artmasıyla beraber meydana gelen çamurlaşmayı eklerseniz, balıklar için yaşanabilecek bir çevre de kalmamış olduğunu görürsünüz.

Bunun geri dönüşü ise pek mümkün değil. Ancak hızlı biçimde suya oksijen pompalamak belki bir dişi balığın kurtulmasına ve sahip olduğu yumurtaları da bırakarak ilerleyen dönemlerde o balık türünün tekrar canlanmasına yardımcı olabilirdi. Nitekim Kempsey şehri sakinleri de tam olarak bunu yaptı ve nehre yapabildikleri kadar oksijen pompaladılar. Ancak iyimser olmak gerçeği görmemizi engellememeli. Çünkü bundan tam 90 yıl önce benzer bir olayın gerçekleştiği Lechlan Nehri’ndeki balıklar bir daha asla nehir yaşamına geri dönemediler.  Muhtemelen Macleay Nehri için de bu kaçınılmaz son gerçekleşecek. Ayrıca durum diğer nehir ve göller için de geçerli.

Yağmur yağışı devam ederse benzer olaylar yangının gerçekleştiği diğer yerlerde de meydana gelecek ve yangın esnasında meydana gelen yok oluşa bir de yangın sonrası yok oluşları eklenecek. Nitekim Tilba Gölü’nde de benzer bir durum meydana gelmiş durumda. Şuradan durum takip edilebilir.

İnsan faaliyetleri gün geçtikçe daha da öldürücü olmaya devam ediyor. Artık söylerken bile kahroluyoruz. Son balık ölünce iş işten geçmiş olacak. Eğer ki iklim acil durumu ilan edilmez ve bu hoyrat tüketim kültürü değiştirilmezse yaşayacak bir dünya da kalmayacak.  Nitekim birçok canlı için yaşayacak bir dünya çoktan tükendi bile. Tıpkı Macleay Nehri balıklarına olduğu gibi.

 

Kategori: Hafta Sonu