Doğa MücadelesiEditörün SeçtikleriManşet

Balıkesir’de yeni JES gerginliği: 11 noktaya ruhsat ihalesi yarın

Haber: Cem Bahtiyar

Balıkesir Valiliği tarafından geçtiğimiz hafta açıklanan ve il genelinde 11 noktada bulunan jeotermal sahaların ihaleye çıkarılacağını açıklayan duyuru sonrası çevre örgütleri harekete geçti. Burhaniye ve Edremit’te basın açıklamaları ve imza kampanyaları düzenleyen aktivistler, itiraz dilekçelerini de yetkili kurumlara ulaştırdı.

Valiliğe bağlı Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı’nın Resmi Gazete’deki  duyurusuyla, Ayvalık, Bandırma, Balya, Burhaniye, Manyas, Sındırgı ve Susurluk ilçelerinde belirlenen 11 noktada  toplamda 260 bin kilometre kareden fazla bir alanda arama, sondaj ve sonrasında işletme amaçlı ruhsat verilecek ihalelerin 21 Ocak’ta gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Önceki gün Burhaniye’de Burhaniye Çevre Platformu (BURÇEP), Edremit Çevre Platformu (EDÇEP) ve Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nin çağrısı ile bir araya gelen çevre örgütleri ve STK’ler yaptıkları ortak bir basın açıklamasıyla mücadele çağrısında bulundu. Burhaniye Çevre Platformu adına yapılan açıklamada jeotermal faaliyetlerin, bölgede hem ekolojik hem de ekonomik anlamda yol açacağı olumsuzluklara dikkat çekildi.

Ekolojik, ekonomik ve kültürel zararlar

Yılda üç ila dört 4 ürün alınabilen ve ‘büyük ova’ vasfındaki Çoruk Ovası’nın yok olacağı, tarım ve hayvancılığın biteceği uyarısında bulunulan açıklamada, bölgenin başlıca geçim kaynağı olan zeytinciliğin de verim ve kalite bakımından etkilenmemesinin mümkün olmadığına dikkat çekildi. Açıklamada ayrıca tesislerin çevresindeki dere ve denizlerdeki canlı türlerinin de etkileneceği belirtilirken jeotermal kuyulardan çıkacak aşındırıcı gaz ve kimyasalların Adramytteion gibi birçok tarihi buluntular üzerinde de geri dönüşü mümkün olmayacak tahribatlara yol açacağı bildirildi.

Açıklamada daha önce Aydın Çevre ve Doğa Derneği tarafından açılan davalara ilişkin verilmiş iptal kararları dikkate alınmaksızın zeytincilik, tarım ve hayvancılık faaliyeti sürdürülen bu bölgelerde jeotermal kaynak sahası arama ve işletme amaçlı yatırım planlanmasının Anayasa ve uluslararası mevzuatla korunan yaşam hakkı, mülkiyet hakkı, çevre haklarının ihlali niteliğinde olduğuna dikkat çekildi. Bu idari tasarrufun  hukuk devleti ilkesine ve kamu yararına aykırı olduğu kaydedilen açıklamada, bölgede tarım, turizm, gıda, temiz su, hava kirliliği bakımından olumsuz etkilere yol açacak jeotermal faaliyetlerin ruhsatlandırılmasının önünü açan ihalelerin iptali istendi.

Uzmanlar, ‘kapalı devre sistem’ kullanarak ve  doğru uygulamayla herhangi bir su ve hava kirliliği yaratmadan ve emisyon salmadan, jeotermal santrallerle temiz enerji elde etmenin mümkün olduğunu söylüyor. Ancak Türkiye’de bu santralleri daha ucuza mal etmek ve daha fazla kar etmek için bu uygulama yapılmadığı için hem çevrecilerin hem de santralin kurulacağı bölgede yaşayan halkın tepkilerine neden oluyor.

‘Elde kalan tek temiz su kaynağı da kirlenecek’

BURÇEP dönem eş sözcüsü Hatice Engin, Yeşil Gazete’ye yaptığı değerlendirmede jeotermal faaliyetlerin özellikle su kaynakları üzerinde tehdit oluşturduğunu belirterek bölgeye yönelik ekolojik saldırıların giderek arttığına dikkat çekti. Engin, “Maden ve jeotermallerin de aynı bölgede olması durumunda çevrede arseniğin varlığı kaçınılmaz oluyor. Ayrıca iklim değişikliği sonucunda insanların tek ve temiz içme suyu kaynağı olarak yeraltı suları kalacak. Jeotermaller bu anlamda da yaşanacak kirliliğin ve su kıtlığının da sebebi olacak” diye konuştu. Aydın, İzmir ve Salihli’deki jeotermallerin yol açtığı ekolojik tahribatları hatırlatan Engin, aynı çevresel yıkımın Edremit Körfezi’nde yaşanmaması için ihalelerin bir önce iptal edilmesi gerektiğini belirtti.

‘Körfez’in geleceği ihaleyi alanın eline bırakılamaz’

EDÇEP dönem sözcüsü Kubilay Öztürk ise öncelikli taleplerinin ihalelerin iptali olduğunu söyledi. Öztürk, yapımı planlanan tesislerin derinlik ve ısı ile ilgili teknik bilgiler hakkında hiçbir bilgilendirme olmadan, ucu açık bir şekilde yapılmasının Körfez’in geleceğini ihaleyi alanın eline bırakmak olarak nitelendirdi.

Burada önemli olan ayrımın jeotermal su ile akışkanlar olduğunu belirten Öztürk, hali hazırda Edremit’te mevcut jeotermaller olduğuna da dikkat çekerek şunları söyledi:

“Mesela Burhaniye’deki proje sahaları tarım arazilerini kapsıyor. Edremit’te ise ayrı bir durum söz konusu. Konut ısıtma ve termal turizm amaçlı tesisler mevcut. Bunlar belediye iştiraklerinin kontrolünde. Belli bir ısı ve derinlikle sınırlandırılmış tesislerden bahsediyoruz. Bunların da sıcak suları derelere, dolaylı yoldan denize dökmesi sorun yaratıyor. Biz buna karşı ayrıca bir mücadelede yürütüyoruz. Çevre İl Müdürlüğü gibi kurumlarla görüşmelerimiz oluyor. Önlem alınması için çalışmalar yürütüyoruz. Valilik tarafından planlanan jeotermal ihaleleleri için ise öncelikli talebimiz iptal edilmesi. Edremit özelinde alternatif önerimiz ise; yapılacaksa da bunun karşılıklı görüşmeler ile yerel yönetimlere devredilmesi ve belli sınırların getirilmesi. Termal su ile jeotermal enerji santrallerin (JES) ayrımını yapmak gerek.”

Jeotermal bir yıkım olarak Aydın örneği

Jeotermal denince akla ilk gelen yerlerden biri, Aydın. 2007 yılında çıkarılan yasa ile Aydın genelinde jeotermal faaliyetler hızlıca ruhsatlandırılarak hayata geçti. Jeotermal tesislerden çıkan zehirli akışkanlar, bir süre sonra çökerek toprağa ve yeraltı sularına karışıyor. Tesislerden havaya salınan buharda yoğun olarak karbondioksit, metan ve hidrojen sülfür gibi tehlikeli gazlar ile bor ve arsenik mevcut. Gazeteci Metehan Ud’un sivilsayfalar.org’da yer alan haberine göre havada 1 ppm olması gereken bor oranı Menderes Ovası’nda yaklaşık 60 ppm. Açılan sadece bir kuyudan çıkan hidrojen sülfür ortalama 26 kilometre karelik bir alanı etkilerken yaklaşık 42 gün boyunca havada kalabildiği belirtiliyor. Verimli toprağıyla yüzyıllar boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış Büyük Menderes ve Gediz havzaları, artık kuruyan pamuk tarlaları, üzüm bağları, incir ve zeytin ağaçlarıyla ya da toplu balık ölümleriyle gündeme geliyor.

Enerji üretiminin yüzde 2’sini oluşturuyor

Aydın’daki deneyimin en yakın tanıklarından Aydın Çevre Platformu sözcüsü Mehmet Vergili,  Aydın’da da benzer yöntemlerle yapımına başlanan ve kısa bir süre sonra tarım alanlarının yok olmasına sebep olan jeotermal tesislerin tamamen ranta yönelik ve hiçbir şekilde enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılmadıklarını anlattı. Bu yöntemle üretilen enerjinin, toplam enerji üretiminin yüzde 2’sini oluşturduğuna dikkat çeken Vergili, yalnızca kaçak ve kayıp enerji meselesinde alınacak önlemlerin, bu projelerden kat be kat daha faydalı olacağını vurguladı:  “Açılan tesisler en fazla 10-15 sene içinde bulundukları yerdeki kaynakları tüketip kapanacak. Olan, geri gelmeyecek tarım alanlarına, su kaynaklarına, kısaca bölgenin doğasına olacak.”

Yasalar da engel

Vergili, yürüttükleri hukuk mücadelesindeki kazanılmış davaların incelenmesini de önerdi.  Türkiye’de de tüm dünyada olduğu gibi söz konusu tesislerin yapımını zorlaştıran, çevre yasaları mevcut. Örneğin, yerleşim yerlerine olan uzaklıkları en az 3 km olmalı. Tarım arazileri ve zeytinlik vasfındaki topraklar ise kanunla koruma altına alınmış durumda.

Dünyanın hiçbir yerinden 1. sınıf tarım arazilerinin jeotermal sahalara açılmadığını belirten Vergili, “Ancak ülkemizde bu tesislerin yapıldığı ya da yapımı planlanan proje alanlarına baktığınızda büyük bir bölümünün tarıma en elverişli bölgeler olduğunu görüyoruz. Bunun dünyada ikinci bir örneği yok. Yasada da çok açık şekilde belirtilmiş. Ancak uygulama her konuda olduğu gibi bu meselede de yok” diye konuştu.

Zeytin Koruma Kanunu’nun da jeotermal faaliyetleri tümden engellediğini belirten Vergili, Balıkesir’deki bu girişimlere karşı verilecek hukuk mücadelesinde bu gibi kanun ve yönetmeliklerin mevcut olduğunu, açılacak hiçbir davanın kaybedilmeyeceğini belirtti.