Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Orman diye diye (12): Ormanın örgütleri- 2

Bir önceki yazıda Türkiye Ormancılar Derneği’nden (TOD) söz etmiştim. TOD 1951 yılından beri kamu yararına çalışan dernek statüsünde. Bir de doğası gereği kamu yararına çalışması gereken, kamu kurumu niteliğinde olan kuruluşlar var.

Anayasa’nın 135. maddesinde “…belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı…” diye açıklanan amaçlarla kurulmaları öngörülen bu kuruluşlar, meslek kuruluşlarıdır.

O halde kamu yararı kavramının burada anahtar rol üstlendiğini rahatlıkla görüyoruz. Fakat bu kavramın ne olduğunu açıklamanın yeri sanırım burası değil. Okuyucu kamu yararından ne anlıyorsa onu düşünebilir. Bununla birlikte ormancılık açısından kamu yararı kavramını çok da girift detaylara sokmanın gereği olmadığını düşünüyorum.  Çünkü Prof. Dr. Mihail F. Kostarev’in Şamanizm felsefesini özetlediği tek bir cümle bize bu konuda ışık tutacaktır[1]: “Orman için kötü ve zararlı olan bizler için de kötü ve zararlıdır. Kostarev’in bizler diye tanımladığı şeyin insanlar olduğu ve kamuoyunu da insanların bütünü olarak yorumlayabileceğimize göre önermeyi ormanlar açısından şu şekilde ifade etmek yanlış olmayacaktır: “Ormanların yararına olan kamunun da yararınadır.”

Ormancılık bilim ve mesleği, sık sık vurguladığım gibi ormanı ve doğayı koruma ihtiyacı nedeniyle şekillenmiştir. Ormancılığın özünde ormandan yararlanma değil ormanı koruma yatar. Zira insanoğlu [2] ormancılık ortaya çıkmadan önce de ormandan hep yararlandı. Ormancılık ormanın devamlılığı üzerine, yani ormanı koruma anlayışı üzerine şekillendi.

Aslında anlatmaya çalıştığım kısaca şu: Ormancının işi doğayı, ormanı korumaktır. Ormancı ormancı gibi düşünmelidir; madenci, inşaatçı, ekonomist ya da finans uzmanı gibi değil. Ormancı böyle düşündüğü içindir ki başka hiç kimsenin doğayı korumaktan söz etmediği dönemlerde doğa koruma önlemleri üzerine kafa yormuş, yasal düzenlemelere ön ayak olmuş ve uygulamalar gerçekleştirmiştir. Kanıt mı istiyorsunuz? Buyrun:

İstanbul Havalimanı’nın yapımı sırasında büyük bir ağaç katliamına sahne olan İstanbul Kuzey Ormanları için de Muhafaza Ormanı olsun kampanyası yapılmış ancak başarılı olunamamıştı.

Daha 1924 yılında çıkarılan 504 sayılı Türkiye’de Mevcut Bütün Ormanların Bilimsel Yöntemlerle İdare ve İşletilmesi Hakkında Kanun’un 8’inci maddesi,  toprağı koruma ve su rejimini düzenleme açısından önem taşıyan ormanların Muhafaza Ormanı olarak ayrılmasını ve bu ormanlarda kesim yapılmasının yasaklanmasını hükme bağlamıştır. Sorarım size, savaştan yeni çıkmış bitap bir ülkede toprağı korumaktan, su rejimini düzenlemekten, muhafaza ormanı tesisinden, odun kesiminin yasaklanmasından söz edebilecek meslek hangisidir? 1857 yılında kurulan Orman Okulu’nun oluşturduğu ormancılık birikimi doğa koruma açısından bu şekilde öncülük görevini üstlenmiştir.

Muhafaza ormanlarının ardından Milli Park kavramı da ülkemize 1956 tarihli ve halen yürürlükte olan 6831 sayılı Orman Kanunu ile girmiş, Prof. Dr. Selahattin İnal, M. Zekai Bayer gibi ormancılar bunun için büyük çaba harcamışlardır. Nihayet 1958 yılında ülkemizin ilk milli parkı olan Yozgat Çamlığı ilan edilerek doğa koruma tarihi açısından çok önemli bir aşama daha kaydedilmiştir. Ormancıların hem çevre bilimleri hem de doğa koruma açısından öncülüğünü, 1990’lı yılların başucu kitabı olan Ekoloji ve Çevre Bilimleri’nde Fikret Berkes ve Mine Kışlalıoğlu da açıkça dile getirmektedir.[3]

Bu kadar uzun giriş bölümünü ormancıların, daha doğrusu orman mühendislerinin yasal meslek kuruluşuna bağlantı yapmak üzere yazdım. Şimdi konunun özüne gelelim.

Orman Mühendisleri Odası

TOD’dan sonra en köklü ormancılık örgütü Orman Mühendisleri Odası (OMO)’dır. TOD, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)’nin kurulması için çaba harcayan kurumlardan biridir ve TMMOB’nin yasal olarak kuruluşunu sağlayan 6235 sayılı kanunun kabul edilmesinin ardından 18-22 Ekim 1954 tarihlerinde yapılan TMMOB 1. Genel Kurulu’na delege gönderen az sayıdaki kuruluş arasında yer almış; bu genel kurulla birlikte kurulan 10 odadan [3] biri olan OMO’nun çekirdeğini oluşturmuştur.

Kuruluşundan sonra OMO genel olarak ormanların korunması hattında saf tutan bir meslek kuruluşu olmuştur. Yaklaşık 30 yıldır yakından takip edebildiğim oda seçimlerinde daima siyasi eğilim çekişmeleri olagelmiştir. Bunu anlamak zor olsa da hemen bütün odalarda bu çekişme yaşanmaktadır. Ne var ki, 2018 yılında yapılan seçimlerden sonra OMO, kişisel görüşüme göre doğa koruma konusunda en geride kalan TMMOB kuruluşu haline gelmiştir. Diğer bir söyleyişle, doğa korumanın temellerini atan mesleğin odası ormanların çeşitli yöntemlerle tahribinin destekçisi rolüne bürünmüştür.

AKP iktidarı, özellikle 2010’lu yıllarda sermayeci-doğa tahribatçı politikalarına destek oluşturmak üzere OMO ile yakından ilgilenmiş, bu odayı kendi yandaşlarınca yönetilen bir payanda haline getirmek için yoğun çaba sarf etmiştir. Öyle ki OMO dahil olmak üzere “ele geçirmeyi” başaramadıkları diğer TMMOB kuruluşlarını denetleyebilmek amacıyla 2016 yılında kamuoyunda çok tartışılan bir bakanlar kurulu kararı çıkarmayı bile göze alarak odaların idari ve mali denetimlerinin ilgili bakanlıklar tarafından yapılması gibi demokrasi ile taban tabana zıt bir uygulamayı başlatmışlardır. Nihayet 2018 yılında yapılan seçimlerde OMO’nun pek çok şubesinin ve merkezinin yönetimini hükümet yanlısı Birliğe Çağrı grubu kazanmış ve OMO neredeyse hükümetin bir yan kuruluşu haline gelmiştir.

Neden böyle düşünüyorum? Sadece oda yönetimini hükümet yanlısı bir grup kazandığı için mi? Elbette hayır. Oda yönetiminin ideolojik olarak nerede durduğu beni hiç ilgilendirmez. Zira bir önceki oda yönetimi de ideolojik olarak bana yakın bir yönetim değildi. Ama ormanların yanında duruyor, ormanların korunması için ormancı hassasiyeti ile davranıyorlardı. Yani beni ilgilendiren oda yönetiminin ideolojisi değil, ormanların korunması açısından nerede durduğudur.

2018’de günümüze geçen iki yıllık dönemde ormanların odak noktayı oluşturduğu, doğanın zarar gördüğü onlarca olay yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Bunlardan herhangi birinde OMO’nun ormanları korumak konusunda tavır aldığını hatırlayan var mı? Bırakalım bunu bir yana, başkanlığını 2015 seçimlerinde AKP’den milletvekili aday adayı olan ve kendini “ak kadroların bir neferi” olarak tanımlayan bir orman mühendisinin yaptığı OMO’nun 24 Haziran 2018 seçimlerinden önce bir kamuoyu açıklaması yaparak;

“…TMMOB Orman Mühendisleri Odası Yönetimi olarak, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Liderliğini, güçlü Cumhurbaşkanlığı ve güçlü meclis ile birlikte, Ülkemiz ve Aziz Milletimizin bekası olarak görüyor ve desteklediğimizi kamuoyuna açıkça ilan ediyoruz…”

demesine şaşırır mısınız? Şaşırmayın, ileri demokrasi işte böyle bir şey. Yandaşsanız, hangi koltukta oturursanız oturun her şeyi söyleyebilirsiniz. Böylelikle siyaset size daha önce ulaşamadığınız makamları sunabilir belki de. Ama yanlış bir şey görüyorsanız ağzınızı açmadan önce terörist, vatan haini, fetöcü vb. etiketlerin üstünüze hemen yapıştırılacağını göze almalısınız.

Bir önceki oda yönetimince ormanların ve ormancıların haklarını korumak amacıyla idari yargıda açılmış davalardan sözünü ettiğimiz oda yönetimi tarafından feragat edilmesinin nedeni ne olabilir? Bunu özellikle ormancı meslektaşlarıma sormak istiyorum. Örneğin, İstanbul 7. İdare Mahkemesi’ndeki 2016/1866 sayılı davadan neden feragat edilmiştir? OMO yönetimi İstanbul Zekeriyaköy’de 31 bin 305 m2 orman alanının OGM tarafından kiraya verilmesinde nasıl bir kamu yararı görerek bu idari işlemin yandaşı haline gelmiştir? Veya yine, yeni OMO yönetimi Danıştay 8. Dairesi’nde 2016/9355 sayı ile eski yönetim tarafından açılan davadan hangi gerekçeyle çekilmiştir? Acaba devlet ormancılık kuruluşlarının ve bu kuruluşların yöneticilerinin oda seçimlerinde bu gruba oy verilmesi için yaptığı yoğun baskının karşılığı mıdır bu feragatler?

İki yıl geçti ve yeni bir seçim dönemi başladı. Yakında merkez seçimleri de yapılacak. Malum grup bilindik yöntemlerle kamu çalışanı ve kamu çalışanı adayı olan tüm orman mühendislerini yakın markaja almış durumda. Daha fazla odun üretimi için sözleşmeli olarak göreve alınacak 1200 orman mühendisinin, yine bu dönemde yapılan ve adalet ilkesine bütünüyle aykırı bir düzenlemeyle uygulamaya sokulan mülakatları da tamamlandı. Ama kimlerin işe alınacağı halen açıklanmıyor. Acaba neden? Seçim sonuçlarına göre mi karar verecek dersiniz 181 yıllık Orman Genel Müdürlüğü? Yok canım, hiç olur mu öyle şey? Böyle şeyler şeytanın bile aklına gelmez zira!

Sözü çok uzattım biliyorum. Ama merak edip Birliğe Çağrı Grubu’nun bu seçimler için neler vaat ettiğine baktım. Gizli saklı değil, web üzerinden ilan etmişler.[5] Bütün hedeflerini 43 maddede toplamışlar. İster inanın ister inanmayın ormanların ve doğanın korunması anlamında yalandan da olsa tek bir hedef yok. Ama ne var biliyor musunuz? “Türkiye’nin 2023 yılına ilişkin 500 milyar dolar ihracat hedefine dönük bir ormancılık vizyonu oluşturmak!” diye bir hedef var. Breh, breh, breh! Bunun daha açık ifadesi nedir biliyor musunuz? Ormanları, para getirecek her türlü projenin emrine sunacak bir ormancılık vizyonu!

Ülkede doğa korumaya öncülük eden bir mesleğin bu hallere düşmesi yahut düşürülmesi içimi sızlatıyor. Eminim bu meslek için yıllarını harcayıp bu dünyadan ayrılan onlarca yerli ve yabancı hocanın, meslek büyüğünün de kemikleri sızlıyordur. Binlerce genç orman mühendisi iş umuduyla, binlerce çalışan orman mühendisi de aman başıma bir iş gelmesin kaygısıyla sandığa gidecek. İnsanım, anlayabiliyorum. Fakat orman kalmayınca orman mühendisine de ihtiyaç kalmayacak. Umarım onlar da beni anlarlar.

Ve son söz: Bu günler de bir gün tarih olacak. Ama altın harflerle değil kapkara yazılarak.

***

[1] Kaynak: Davletov, T.B. 2019. Şaman: Doğanın Şifası Uyanınca. Asi Kitap, İstanbul. s. 130.

[2] Kadın haklarının sıkı bir savunucusuyum; ancak, konuyu insanoğlu demeyin insanlık deyin, bilim adamı demeyin bilim insanı deyin, şöyle demeyin böyle deyin gibi işlevsiz şekilciliğe indirgemenin kadın hakları mücadelesine yarardan çok zarar getirdiğini düşünüyorum. Bu nedenle farklı düşünenlerden özür dileyerek insanoğlu demeyi tercih ediyor ve buradaki oğul sözcüğünü kesinlikle cinsiyetle ilgili bir kavram olarak değerlendirmiyorum.

[3] Berkes, F., Kışlalıoğlu, M. 1990. Ekoloji ve Çevre Bilimleri. Remzi Kitabevi, İstanbul.

[4] Diğer odalar: Elektrik MO, Gemi MO, Harita ve Kadastro MO, İnşaat MO, Kimya MO, Maden MO, Makine MO, Mimarlar O ve Ziraat MO’dur.

[5 http://www.birligecagri.com/birlige-cagri-grubu-2020-secim-bildirisi/

Kategori: Hafta Sonu