ManşetYeşil GündemYeşillerden

16. Yeşil Diyalog: Sağ popülizmin alternatifi olarak yeşil siyaset

Yükselen yeşil hareketi konuşmak üzere Yeşil Düşünce Derneği ve Yeşiller Meclisi tarafından organize edilen 16. Yeşil Diyalog’un öğleden sonraki oturumunda yeşil siyasetin bir süredir yükselişte olan sağ popülizm ile çatıştığı sosyal, ekonomik ve ekolojik alanlar ele alındı.

Yeşil Diyalog, 16 yıldır her sene farklı bir tema çerçevesinde yeşil politikalar üzerine tartışmak, fikir alışverişi yapmak, deneyim paylaşmak ve politikaların yeniden üretim süreçlerini desteklemek üzere harekete ilgi duyan herkesi diyalog ortamına çağırıyor. Bu yıl gerçekleşen buluşmanın ilk oturumunda “Küresel Siyaset ve Avrupa’daki Yeşil Hareketlerkonuşuldu.

Sağ popülizm ve kutuplaşma karşısında yeşil hareket

Öğleden sonra gerçekleşen “Sağ Popülizm ve Kutuplaşma Karşısında Yeşil Hareket” isimli ikinci oturumda ise yeşil hareketin, özgürlük, demokrasi ve insan hakları gibi konularda ortaya koyduğu politikalar ile sağ popülizm karşısında oluşturduğu alternatifler konuşuldu.

Oturum, gazeteci Pelin Cengiz’in moderatörlüğünde; araştırmacı-gazeteci Sezin Öney, İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Yeşiller Meclisi Üyesi Ahmet Atıl Aşıcı ile tarihçi ve araştırmacı Orhan Esen’in sunumlarıyla gerçekleşti.

2019’un farklı bir yıl olduğunu söyleyen Cengiz, “Hem gelecekte olmasını beklediğimiz iklim krizinin etkilerini daha fazla yaşadığımız bir yıl olarak tarihe geçti. Hem de bir yandan da umut verici bir iklim hareketi doğdu. Gençler ve çocuklar ilk defa sorumlulardan kendi geleceklerinin hesabını sordular. Bütün bu gelişmelerin yanında dünyadaki pek çok ülkede sağ popülizmin yükselişine şahit oluyoruz” diyerek sözü konuşmacılara bıraktı.

Öney: Popülist partilerin tutarlı çevre politikası yok

Oturumda ilk olarak Sezin Öney “Sağ Popülizm ve Yeşil Hareketin Çatıştığı Alanlar” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Son yıllarda merkez siyasetin parçalandığına ve çok fazla oy kaybettiğine değinen Öney, popülist partilerin bu boşluğu doldurarak siyasete girdiğini ve bu yüzden popülizmin de çok fazla konuşulmaya başladığını söyledi.

Ben Stenley’in 2008 yılında “Popülizmin civa gibi olan doğası onu ciddiye almaya çalışanları sıklıkla çileden çıkarmıştır” sözünü hatırlatan Öney, ilerleyen yıllarda da kavramın muğlaklığının giderilmediğini belirtti.

Latin Amerika popülizmi ile bugünün popülizmi arasında büyük farklar olduğunu söyleyen Öney, yeni bir popülizm ayrımı yapmanın şart olduğunu belirtti. Konuşmasının devamında popülist partilerin çevre politikalarına değinen Öney şu değerlendirmede bulundu:

Sağ popülistler halkın, sıradan insanların gerçek çıkarları adına konuştuklarını öne sürüyorlar ama genel olarak baktığımızda tutarlı bir çevre politikası sunan tek bir sağ popülist parti bile yok. Sağ popülist partileri arasında iklim krizi politikaları arasında söylem farklılıkları var. Almanya’da AfD, Paris Anlaşması’na karşı ve iklim krizi ile ilgili bilimsel verilerin doğruluğunu sorguluyor. Türkiye’de de çevre politikalarının oluşmaya başlaması mecburiyet haline geldikçe büyük ihtimalle bizde de bu argümanlar ortaya çıkmaya başlayacak.

‘En tehlikelisi yapar gibi görünmek’

Uyguladıkları iklim krizi politikalarına göre partilerin üç temel yaklaşım benimsediklerini söyleyen Öney “Bir yandan Almanya’da AfD partisi gibi iklim inkarcısı partiler varken, bir yandan Çekya’daki Özgürlük ve Doğrudan Demokrasi Partisi (SPD) gibi konuya nötr duran partiler var” dedi. Öney, en büyük sıkıntının ise iklim krizini kabul eden ama ‘yapar gibi’ görünen partiler olduğunu söyledi:

Finlandiya Finler Partisi (PS), Macaristan Fidesz Partisi, Letonya’da Ulusal İttifak (NA) partileri bir yandan iklim krizini kabullenmiş bir ve buna yönelik çalışıyormuş gibi gösterirken aslında gerçek bir politika oluşturmuyor. İlerleyen yıllarda da çoğu ülkenin bu çizgiye kayacağını düşünüyorum.

En büyük tehlikenin ‘yeşil riya’ olarak adlandırdığı bu durum olduğunu söyleyen Öney,  “Greta Thunberg’in de dediği gibi politikacıların, iklim krizini meselesini bir PR aracı olarak kullanmaya başladığını görüyoruz” dedi. Öney, son olarak yeşil siyasetin bu riya ile nasıl mücadele edeceğine yönelik cevaplar üretmesi gerektiğini söyledi.

Esen: Budapeşte’den öğreneceğimiz çok şey var

Oturum Orhan Esen’in gerçekleştirdiği  “Budapeşte Yerel Seçimleri Bir Öğrenme Alanı Olabilir Mi?” sunumuyla devam etti.  Yeşil hareket denildiğinde en çok Avrupa’nın batısının odağa alındığını söyleyen Esen “Bunun bir istisnası varsa o da Budapeşte” dedi.  Macaristan’ın geçmişte çok umutsuz bir noktada olduğunu söyleyen Esen, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:

İyi ki Macaristan’da yaşamıyorum sözünü çok fazla söylemiştim. Çünkü orada da popülist bir yönetim var. Ülkenin; anayasanın keyfi değiştirilmesi, güçler ayrılığının azaltılması, basının susturulması gibi Türkiye ile birçok benzerliği var. Ancak bir fark var. Bizim Kürtler, Aleviler gibi birçok demokratik bloğumuz var. Macaristan’da bu bloklar yok o yüzden siyaset yapmak zorundalar.

‘Yeşiller Partisi diğer siyasi partileri bir araya getirdi’

Yeşiller Partisi’nden 2014 seçimleri öncesinde ayrılan küçük bir blokun altılı bir koalisyon oluşturarak uyguladığı başarılı politikalara değinen Esen, partinin kısa sürede Avrupa’dan edindiği deneyimlerle kendisini geliştirdiğini söyledi.

Küçük bir partinin diğer partileri bir araya getirerek onların ivmelenmesini sağlamasının oldukça önemli bir gelişme olduğunu söyleyen Esen, Yeşil Parti’nin 2014 yılındaki bölünmesini bilmenin bu süreci daha iyi anlamamızı sağlayacağını belirtti:

Başka siyaset mümkün’ isimli Yeşil Parti girdiği ilk seçimlerde yüzde 7 oyla 15 milletvekili sokuyor.  Bir sonraki 2014 seçimlerinde tek başlarına devam etmek istiyorlar. İçinde bulunan bir kesim ise ittifak partisi öneriyor. Bu öneride bulunan “Macaristan için Diyalog” kanadı 2013’te ayrılıyor. İttifak yanlısı olan gruptan Gergely Karácsony’nın da çok etkili olduğu bu süreçte Karácsony Budapeşte Belediye Başkanlığını kazandı. Bizim de Türkiye’de bu başarılı örneği göz önünde tutmamız gerekiyor

Aşıcı: Daha önce de faşizmin yükselmesine tanık olduk

Oturumun son konuşmacısı olan Ahmet Atıl Aşıcı “Yeşil Yeni Düzen” üzerine bir sunum gerçekleştirdi. Macaristan’da yükselen aşırı sağ ile Yeşil Yeni Düzen arasında bir bağlantı olduğunu söyleyen Aşıcı, aslında popülizmin yükselişinin ilk kez olmadığını söyledi ve şu ifadeleri kullandı:

1929’da gerçekleşen ve tüm dünyaya yayılan ekonomik krize cevap bulunamadığında aşırı sağ bu zemini çok iyi kullanarak sağ faşizmin yükselmesine sebep oldu.  Bu dönemde krize karşı üç tane cevap üretildi. Bunlardan iki tanesi insanları ve toplumları hezimete sürükleyen faşizmdi, bir tanesi ise umut vadeden sosyal demokrasiydi.  1929’da nasıl Sosyal demokrasi yükseldiyse, günümüz krizinde de benzer kapsayıcılıkta bir kavramın uygulaması gerekiyor. Bu da bize Yeşil Yeni Düzen’i getiriyor.

‘2012 yılını mumla arar hale geldik’

Dünyada aşırı sağ yükseliyor ama gençlere sunduğu bir vaat yok, yoksulluk artıyor işsizlik artıyor ve iklimi mahvetmeye devam ediyoruz. Buna tepki olarak da yeşil hareketin yükseldiğini görüyoruz.  Türkiye’de de artan bir otoriterleşme var. Vizyon 2023 politikalarında da görüldüğü gibi klasik anlamda kalkınmacı bir söylem var. Bu vizyon 2012’de ilan edildi ve biz bu yılı bile mumla arar hale geldik. İşsizlik ve kişi başına düşen gelir azaldı ve biz hala Kanal İstanbul’u tartışıyoruz.

‘Kanal İstanbul Türkiye’yi fakirleştirecek’

Kanal İstanbul’u mevcut ortamda savunanların argüman olarak ekonominin hareketleneceği ve güçleneceğini gösterdiğini söyleyen Aşıcı,  “Eğer Kanal İstanbul yaparsa Türkiye daha da fakirleşecek. Maaşlar asgari ücrete doğru evirilecek. Eğer otoyollar, köprüler ve havaalanları bize istediğimiz ekonomik gelişmeyi verecek olsaydı şu anda bu krizi yaşamazdık. O yüzden bu kalkınmacı ekonomi anlayışını değiştirmemiz gerekiyor” dedi. Aşıcı konuşmasını şu ifadelerle sonlandırdı:

Yeşil Yeni Düzen oldukça kapsayıcı bir program. Yıllar önce bunu küçük bir Yeşil Parti savunurken şu an ABD ve Avrupa Birliği tarafından da kullanılan ana akım siyasetin içine girmeyi başardı.

Türkiye ekonomisinin bir dönüşüme ihtiyacı var. Sadece ekonomiyi kurtarmak yetmiyor, artan toplumsal eşitsizliği, yoksulluğu, iş kazalarını, iklim kriziyle mücadeleyi öne çıkarmak gerekiyor. Politikalarda ortaklaşmamız gerekiyor.

Ekoloji hareketleri

Sunumların ardından oturum soru-cevap bölümüyle devam etti. 16. Yeşil Diyalog’un son oturumu ise gazeteci ve iklim aktivisti Murat Can Tonbil‘in moderatörlüğünde başladı.

Oturumda Gelecek için Cumalar  İstanbul, Ankara ve Bursa,  Gelecek için Aileler, Bodrum İklim Acil, Yokoluş İsyanı ve Yeşiller Meclisi‘nden kişiler söz aldı.  Toplantının devamında katılımcılar, Türkiye’de ekoloji hareketini büyütmek için nasıl bir diyalog ortamı inşa edilmesi gerektiğini tartışmaya açtı.

 

Kategori: Manşet