Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Dağ fare doğurdu, çöp tüccarları kazandı

Çöp ticaretinin bir kamu sağlığı problemi olduğunu ve derhal yasaklanması gerektiğini buradan sürekli olarak tekrarladık.  Gelişmiş ülkelerin baş etmek yerine az gelişmiş ülkelere gönderdiği çöplerin “değer” muamelesi altında güzellenmesinin, uzun vadede az gelişmiş ülkeleri çöplükleşmeye doğru götüreceğini Çin, Malezya, Endonezya, Bangladeş ve Türkiye üzerinden anlatmaya çalıştık. Bu konuda meydana gelebilecek gerek sağlık gerekse de güvenlik problemlerinin göz ardı edilemeyecek ya da önemsiz görülemeyecek kadar hayati olduğunu anlatmaktan dilimizde tüy bitti. Nitekim benzer tehditleri algılayan bazı ülkeler çöp ithalatını durdurdu (Çin gibi), bazıları da imkansız hale getirmeye başladı. (Filipinler gibi).

Ancak henüz çöpün ticaretini yasal düzenleme ile düzenli hale getiren bir ülkeye rastlamadık. Bu nedenle çöp ticaretinin genellikle yasa dışı ve usulsüz olarak gerçekleştiğine dair haberler ve yayınlarla karşılaşıyoruz. Bu, çöp tüccarlarının da işine gelmiyor denilebilir. Neticede çöp tüccarı da olsanız bir itibarınızın olması gerekiyor. Ancak buradaki ‘itibar’ çöpün meşru bir ticari değer haline getirilerek satılması. Çünkü bu ticareti “meşru” yollarla yapmak birçok sorumluluktan da kurtulmak anlamına geliyor. “Daha vandal” tüccarların üç kuruş daha fazla kâr için ülkeye usulüne uygun olmayan yollarla zehirli çöp sokmaları sonucu oluşacak itibar kaybı daha sert önlemlerin de alınmasını beraberinde getirebilme potansiyeli taşıdığı için elde edilecek yasal zırhlarla beraber söz konusu uygulamaların önünün alınmasına da neden olacaktır. Yani ne kadar erken o kadar iyi onlar için.  İşte geçen hafta yayımlanan çöp ithalatı genelgesiyle birlikte Türkiye artık çöp tüccarlarının bu kirli ticareti rahatça ve yasal yollarla yapabilmelerinin de taşlarını döşemiş oldu diyebiliriz. Böylelikle hem daha sert önlemlerin önü alındı, hem de ortaya çıkacak daha büyük kamuoyu tepkisi için “ama biz yasal bir iş yapıyoruz” ön savunması oluşturulmuş oldu. Artık başkasının çöpünü yasal olarak düzenli ve sürekli ithal eden bir ülke konumuna yükseldik diyebiliriz.

Atık toplayıcılarının işi de tehdit altında

Türkiye kirli bir ülke! Maalesef çöp yönetiminin sıfır denecek düzeyde olmasının en belirgin sonucu da gözle görülür kirlilik.  Bu kirliliğin para eden kısmını düzensiz atık toplayıcıları kısmen gideriyordu. Sayıları yüzbinleri bulan bu atık toplayıcıları bir bakıma devletin düzenli olarak yapması gereken bir işi daha düzensiz ama etkili bir şekilde yapıyorlardı ve hala da yapmaya devam ediyorlar. Aileleriyle birlikte düşünüldüğünde sayıları milyonu bulabilen bir kitlenin doğrudan etkilendiği bir sektör oluşmuş durumda. Geçtiğimiz yıl “off the record” görüştüğümüz, bir Büyükşehir çöp bertaraf işletmesi sorumlusu; alanlarına gelen çöplerdeki plastik, karton vb. “kıymetli” çöplerin oranının bu toplayıcılar nedeniyle %1 civarında olduğunu belirtmişti. Yani üretilen çöpün ayrıştırılmasında sahada yetişmiş ve tecrübe kazanmış oldukça etkili ve ciddi bir iş gücünden bahsediyoruz. İşte bu toplayıcıların var olan düzensizliği düzenlemek amacıyla gerçekleştirdikleri iş kolu da bu çöp ithalatı garabeti yüzünden tehdit altında. Çünkü geri dönüşüm firmaları bu toplayıcıların topladıkları atıklara, çöp ithalatı başladığından beri daha düşük fiyatlar vermeye başladı. Önceleri tonuna 1000 TL ödenen toplayıcılara artık kimi yerlerde 300 TL ancak ödeniyor. Yani bir yerde milyonlarca ekmek kazanan atık toplama emekçisi, diğer tarafta da başka ülkelerin çöpüne meraklı atık tüccarları; hem de bir avuç.

Atık ithal etme sevdasının altında yatan yegâne faktör küresel eşdeğerleriyle birlikte plastik üreten sektörün kar hırsı. Bu hırs, plastiğin sanki hiç zararı olmayan bir maddeymiş gibi sunulması manipülasyonunu da doğuruyor. Üreticiler bunun için vakıflar ve çalışma grupları oluşturup bu algıyı sürekli olarak pompalıyorlar. Bu esnada yanlarına aldıkları ve konu hakkında ayakları yere basan doğru düzgün fikirleri olmayan kimileriyle birlikte, aslında plastik çöpün bir ham madde olduğunu ve bu ham maddenin de boşa harcanmaması gerektiği gibi bir algıyı yaratıyorlar. Neden mi? Çünkü çöpü aslında azaltılması ve minimum düzeyde üretilmesi gereken bir zararlı madde değil de pazarlanabilir bir madenmiş gibi sunabilirlerse, ticaretini de daha sorunsuz yapabilecekler. Böylelikle üretip pazarladıkları üründen kazandıkları paraya ek olarak bir de tüketilip çöp haline gelmesi sonucu para kazanabilecekler. Tabii bunu yaparken de konunun halk sağlığı ile olan ilişkisinin gizlenmesi gerekiyor. Bunun da en kolay  plastiğin toksik kokteyl tarafını değil de hayatımızın her alanına girmiş halini sunarak yapabilirler. Nitekim çıkar çevrelerinin oluşturdukları çalışma gruplarının sloganlarından ve reklam filmlerinin içeriklerinden bunu açık ve net bir şekilde anlayabiliyoruz. Gelişmiş devletler de bu algıyı, çöplerini daha az gelişmiş ülkelere daha rahat gönderebilmek için destekliyorlar. Böylelikle çöpün bertaraf sürecinde oluşacak toksik zararı da ötelemiş oluyorlar. Ayrıca tabii bu toksik zararı bertaraf etmek için yapmaları gereken harcamadan da kaçıyorlar. Yoksa bu kadar değerli olan bir şeyi neden kendileri değil de başkaları değerlendirsin diye göndersinler ki? Size de mantıksız gelmiyor mu?

Üste para ödeme iddiaları

Çöpün ticaretinde bir para alış verişinden ziyade üste bir de ödeme yapıldığı iddiaları var ki durumu daha da kirli ve pis hale getiren bir olgu. İşte tüm bu kötü kokular yayan ticaretin artık yasal bir kılıfı var. Bundan böyle yurt dışından çöp getirme yeterliliğine sahip şirketler, ilk yıl sahip oldukları kapasite üzerinden hesaplanan miktarın %80’ini yurt dışından ithal edebilecekler. Daha sonraki yıllarda da elde edilecek atık istatistikleri üzerinden kota tekrar belirlenecek ve atık getirmeye devam edebilecekler. Denetimin nasıl olacağını ise az çok tahmin edebiliyoruz.

Geçen yıl çöp ithalatı, başka bir düzenleme girişimi ile kontrol edilmeye çalışılmış ancak görünmeyen bir el nasıl olduysa bu girişimi bertaraf etmişti. Önceki düzenleme şimdikinden çok daha anlamlı ve faydalıydı. Zira çöp getirmek isteyenlere ağır vergi yaptırımı getiriyordu. Yeni düzenlemede vergi yok, sadece kota var, o da %20. Örneğin bir işletmenin yıllık tüketim kapasitesi 100 bin ton civarında ise bunun 80 bin tonunu yurt dışından getirebilecek (genelgeden anlaşılan bu). Diğer 20 bin tonu ise iç piyasadan almak zorunda olup olmadığının garantisi mevcut değil. Böylelikle eskiden tonuna 1000 TL civarı ödediği yerli çöpü artık daha ucuza kapatabilecek. Çünkü genelge kota belirliyor ancak kotanın %20’lik kısmının iç piyasadan alınmasının zorunlu olduğuna dair bir yaptırımdan bahsetmiyor. Bu durum da tüccarların keyfiyetinin belirleyici olacağı ihtimalini doğuruyor. En azından genelgenin bu kısımları hiç ama hiç açık değil. Ancak yoruma oldukça açık. Bu saatten sonra bu genelgenin üstünde bir başka düzenlemenin yapılması pek mümkün görünmüyor. Olsa bile bu pis/kirli işi engelleyecek yeterlilikte olmayacaktır. Temennimiz çöp ticaretinin gelişmiş ülkeler tarafından yasaklanması ki bu da ancak kamuoyu baskısıyla mümkün. 2020 yılı içinde plastik çöplerin atık ticareti kapsamından çıkartılıp yasaklı maddeler listesine alınması konusunda Avrupa nezdinde bazı girişimlerin olacağını biliyoruz. Ancak işin içinde milyonlarca dolarlar olduğu için başarı şansının ne olduğunu kestiremiyoruz. Nasıl ki Basel Konvansiyonu zehirli atıkların ticaretini ya da transferini engelleyemediyse yapılacak yeni düzenlemelerin de çöp ticaretini engelleyemeyeceğini az çok tahmin edebiliyoruz. Ancak her şeye rağmen azaltacağından şüphe yok.

Önümüzdeki yıllar, çevre açısından oldukça sancılı yıllar olacak. Yeni çöp dağları ya da usulüne uygun olmayan bertaraf haberlerini çok duyacağımızdan şüpheniz olmasın.

Doğayla kalın.

Kategori: Hafta Sonu