İklim KriziManşet

Emet Değirmenci Avustralya’dan bildiriyor: Apokaliptik yangın görüntüleri bize ne anlatıyor?

İnsan eliyle yaşamın yok edildiği iklim kaosu dönemindeyiz. İnsan kendi varlığını da tehdit eder hale geldi. Dünyanın evrim sürecinde bu duruma  Altıncı  Yokoluş/ Antroposen; sistemi sorgulayanlar ise kapitalizmin yol açtığı yıkım anlamında Kapitalosen diyor. Bu yok oluş ya da çöküş durumu yalnızca küresel iklim krizi değil, aynı zamanda yönetilemez olması sebebiyle sosyal kaos da yaratıyor.

Bugünlerde Türkiye’de deprem korkusu neyse Avustralya’da yangın korkusu o durumda ve ben Avustralya’dayım! Yalnızca kurak yaz aylarındaki yangınlara karşı alarm döneminde değiliz artık. Neredeyse yılın her ayı aynı derecede alarm halinde olmamız gerekiyor. 2 Ocak 2020 tarihinde yayınlanan bir istatistiğe göre Avustralya’da şimdiden 12 milyon hektar ormanlık alanın yok olduğu yangınlar, 2018’deki Kalifornia ve geçen yıl meydana gelen Amazonlar ve Sibirya’daki yangınlarla kıyas kabul etmez durumda. Bu da henüz Ocak başı itibariyle.. Ki burada yalnızca yaz mevsiminin başlangıcındayız.

2019 yılı Ağustos ortalarında New South Wales (Yeni Güney Galler) eyaletinde başlayan yangın, yıl sonuna doğru diğer eyaletlere de yayılarak neredeyse altı aydır devam ediyor.  Kanada ve Amerika’dan gelen itfaiye uzmanlarına rağmen önü alınamayan yangınlar, herkesin günlük yaşamını ve seyahatlerini etkiliyor.  İnsanların fiziksel ve ruh sağlığı hatta iş yerlerindeki etkinlikleri alt üst olmuş halde.

Yaşlılar ve yoksullar en çok etkilenenler

Şu ana kadar 1000’den fazla evin yandığı belirtiliyor. Çoğu gönüllü yangın söndürücülerinden oluşan onlarca insan yaşamını kaybetti. Sydney Opera Binası’nın bulunduğu Sydney Boğazı’nın duman ve küllerle kaplandığı görüntü, korku filmlerinden bir sahne değil, bir gerçek!  Elbette kaybedilen yalnızca maddiyat değil aynı zamanda biyolojik çeşitlilik büyük zarar görüyor. Koala, kanguru, iguana gibi yalnızca Avustralya’ya özgü türler de azalıyor. Astımın en yüksek olduğu ülke olarak bilinen Avustralya’da yalnızca insanlar değil, tüm canlı yaşamının geleceği de etkileniyor.

Aynı zamanda her afet gibi bu yangınlar da ekonomik durumuna göre herkesi farklı vuruyor. Karbonmonoksit zehirlenmesine karşı yaşlılar, hastalar, uluslarası öğrenciler, evinde filtre ve soğutma sistemi olmayan yoksullar, her şeyden olduğu gibi yangınlardan da çok daha ağır etkileniyor.

Avustralya, yeraltı su kaynakları itibariyle dünyanın en kurak kıtası. Tektonik ve volkanik yolla yeryüzünün şekillenmesi anlamında ise en stabil kıtası olarak bilinir.  Burada yeryüzüne damgasını vuran olaylardan biri vahşi orman yangınları. Bu yangınlar, doğal afetlerden biri olarak kabul edilir. Hatta “beyaz adam” buraya gelmeden önce Aborijinlerin alanda dolaşarak kontrollü yangınlar çıkardıklarını biliyoruz.

Nedenler

Şu an yaşanan felaketin nedenlerinin başında fosil yakıt (kömür vb) lobileri tarafından desteklenen hükümet, stratejik planlarda özelleştirmeye önem verilmesi ve suyun özelleştirilerek başta maden şirketlerine satılması geliyor. Bilindiği üzere, madencilik endüstrisi en fazla yer altı suyu kullanır.  Bu da akiferi kurutabilir.  İşte Avustralya’da yaşananların bir nedeni olarak bu da gösteriliyor.  Nehir sistemlerinin ekosisteme aykırı yönetimi ve özel barajların yapımı da sorunu büyütüyor. Yıllardır Murray-Darling bölgesindeki nehirlerin beslediği Great Artesian Base’in  gittikçe kuruduğuna dikkat çekiliyor sağduyulu ve öngörülü bilim insanları tarafından.  Buna ek olarak daha önceki  yazımda söz ettiğim gibi, endüstriyel tarım ve hayvancılığın yol açtığı topraktaki tuzlanma ve nehirlerin kuruması da en önemli etkenlerden biri.  Aynı zamanda nehirlerin önüne yapılan büyük barajlar endüstriyel tarım ve hayvancılığa hizmet ediyor, doğanın canlanmasına değil.

Bazı bilim insanları okaliptüs ağacının soyulan gövde kabukları ve yapraklarında taşıdığı yağ nedeniyle yangını körüklediği kanatinde. Oysa  okaliptüs buranın yerel ağacı. Adaya özgü koalalar ve kuşların bir kısmı onunla besleniyor ve 600 den fazla türü mevcut.

Başka bilim insanları ise her ağacın yanabileceğini, asıl otlara ve fırça şeklinde olan çalılık ağaçlara odaklanmak gerektiğini söylüyor.  Aborijinlerin kontrollü yakma usulünde de zaten bunlara odaklanılıyordu. Otlar yakılarak bir yandan toprağa külü potasyum sağlarken bir yandan da kanguruların otlakları yenileniyordu.

Yerli pratiklerinden uzaklaşılması ve kolonizasyon

Mevcut vejetasyon, uzmanlar arasında sık sık tartışılıyor adada. Ekosistemin yeniden dengesi sağlanana kadar ağaçlandırmada dikkatli olmak gerektiğine vurgu yapılıyor. Belki yeniden ağaçlandırmada okalüptüsün gevrek ve gövdesi kolay soyulan türleri elenip yangına dirençli olduğu söylenen Mountain Ash denilen türü seçilebilir.

Geçen senenin ağustos ayında İzmir Gaziemir ve Karabağlar yöresinde çıkan ve uzun süre söndürülemeyen yangında da tartışıldığı gibi çıralı bir ağaç türü olan çam ağaçları ise, Avustralya’da istenmeyen bir parazit ağaç olarak tanımlanıyor. Adeta bir monokültür gibi her yeri sarı,  kızıl ve kara çam türleriyle doldurmanın yangına eğilimi artırdığı belirtiliyor.

Aborijinlerin yakma pratiğini eleştirenler varsa da ben hala o sistemin doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu kontrollü yangınlar, hava koşullarının gözetilmesi dahil doğanın döngüleriyle  bütünleşmiş  bir uygulama… Doğayı yeniden canlandırma pratikleri gittikçe unutturulanlar arasında. Yerliler bu mevsimlik yakmaları o kadar sistemli yapıyormuş ki, adeta toplumsal örgütlenmenin bir parçasıymış.  O dönem hiç uyumadan, nöbeti birbirinden devralarak küçük alanlarda parça parça çıkarılırmış bu yangınlar.

Kısacası iklim kriziyle başa çıkmanın en önemli yollarından birinin arazi yönetiminde yerli ve yerel pratikleri geri getirmek olduğu anlaşılıyor.  Elbette var olan toprağın özellikle yeraltı suyunun korunması ve hatta akiferin beslenmesine yönelik stratejiler geliştirilmesi de önemli.  Avustralya, bu katastrofiden adım adım kurtulmanın yollarını arayıp bulmak zorunda. Herkesin yangın ekolojisini anlama ve değişen iklime uyum açısından stratejilerini siyasi partiler üstü tutulması gerektiği açık. Fosil yakıt lobilerinden uzak durmak, madencilik, tarım ve hayvancılık ve yeniden ağaçlandırma  stratejilerini gözden geçirmek ise en başta gelen maddeler arasında.

More in İklim Krizi