Editörün SeçtikleriEkolojiManşet

Maden zehirliyor, belediye temize çekiyor

Haber: Cem Bahtiyar

Geçtiğimiz hafta Ayvalık’taki demir madeni ile gündeme gelen Balıkesir’de Büyükşehir Belediyesi,  İvrindi ve Madra bölgesinde bulunan TÜMAD Madencilik’e ait altın ve gümüş madenleriyle ilgili, maden faaliyetlerinin olumsuz bir etkisinin olmadığına karar verdi.

Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Çevre ve Sağlık Komisyonu tarafından yapılan incelemeler neticesinde Madra bölgesinde bulunan altın madeni sahası ve İvrindi ilçesine bağlı Değirmenbaşı ve Küçükılıca Mahallelerinde bulunan altın ve gümüş madeni ve zenginleştirme tesisinin çevreye hiçbir olumsuz etkisinin bulunmadığı belirtildi. Komisyon tarafından hazırlanarak Büyükşehir Belediye Meclisi’nde CHP ve AKP‘li üyelerin ‘oy birliği’ ile kabul edilen raporla ilgili konuşan Burhaniye Çevre Platformu dönem eş sözcüleri Hatice Engin ve Süleyman Eryılmaz ise, meselenin böyle oldubitti’ye getirilemeyecek kadar önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Kazdağları’ndaki maden sahasından daha büyük bir alan

Söz konusu maden sahaları, Çanakkale’de Kazdağları bölgesinde bulunan ve çevre aktivistlerinin yoğun protestolarıyla kamuoyuna yansıyan Kirazlı’daki 613 hektarlık maden sahasından yaklaşık 1/3 oranında daha büyük; toplam 856 hektar bir araziyi kapsıyor. Bu alan içinde İvrindi ilçesine bağlı Değirmenbaşı ve Küçük Ilıca mahallelerinin yanı sıra Burhaniye ilçesine bağlı Karadere ve Korucaoluk mahalleleri de bulunuyor. Burhaniye ilçesindeki birçok mahalleye içme suyu sağlayan Düdüklü Suyu’nun kaynağı da bu alan içinde yer alıyor.

ÇED için ayrı kredi için ayrı rapor

Madenlerin 2015 yılında hazırlanan ÇED raporlarında bile ifade edilen çevresel olumsuz etkilerine dikkat çeken BURÇEP sözcüleri, ÇED Raporu ile Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (AİKB)’ndan alınacak kredi için 2017’de hazırlanan raporda birçok farklılık görüldüğüne vurgu yapıyor.

ÇED hazırlık raporunda toplamda ortalama derinlikleri 200 metre olan dört adet çukur açılacağı belirtilmesine rağmen AİKB’e hazırlanan raporda bu çukurlardan ikisinin su temini için kullanılacağı belirtilmiş. Oysa ilk raporda 100 hektarlık alana yığılacak ‘pasa’ olarak adlandırılan; prosesten geçen değerli madenlerin alındığı cevherin ilk açılacak iki çukur işlevini yitirince, bu iki çukura doldurulacağı yazılı. Kredi için AİKB’e hazırlanan raporda ise pasa ile doldurulacak çukurlar, yağmur ve kar sularının biriktirileceği ve su temini için kullanılacak çukurlar olarak gösterilmekte.

Yılda 2 milyon metreküpe yakın su kullanılacak

Yine ilk raporda söz konusu maden işletmelerinde yıllık 743 bin 230 metreküp su kullanılacağı kabul edilerek belirtilen miktarda suyun temin için üç adet kuyu açılacağı ifade ediliyor. Ancak üç vardiya ile 24 saat çalışacak olan işletmeler için AİKB’e gönderilen raporda, kullanılacak su miktarı saniyede 58 litre olarak belirtilmiş. Bu durumda günde 5 milyon 11 bin 200 litre yani yılda 1 milyon  804 bin 32 metreküp su kullanılacağı ve bu suyun temini için altı adet kuyunun açılacağı ifade ediliyor. 10 yıllık ruhsatı bulunan işletmenin toplamda kullanacağı su miktarı ise 18 milyon 40 bin 320 metreküp.

Zararı sınırları aşmış vaziyette

Her iki rapor da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın web sitesinde yer alıyor. Raporlarda Avrupa Kalkınma Bankası’nın kredi kriterleri kullanıldığı için söz konusu tesislerin kaçınılmaz olarak vereceği zararlar da belirtiliyor.  Burhaniye kent merkezi, İvrindi kent merkezi ve bu havzalarda bulunan yeraltı ve yer üstü su kaynaklarının risk alanı kapsamında olduğu ifade edilen raporlarda, Türkiye sınırları içerisinde yer almadığı için belirtilmese de Midilli adası da etki alanı içinde.

Drone ile çekilen fotoğraflar: Oben Ulu

Çevreye vereceği zararı kendi raporlarında belirtmişler

BURÇEP eş sözcüleri Engin ve Eryılmaz, TÜMAD’ın nasıl bir ekolojik yıkımın olacağını aslında kendi hazırladığı raporlarla ortaya koyduğu görüşünde. Eryılmaz “Daha cevherin çıkarılması sırasında ortaya çıkacak ağır metaller ve patlatmalar ile oluşacak tozun bitkilere, hayvanlara ve insanlara zararları göz önüne bile alınmamış. Siyanürlü liç yönteminin risklerinden bahsetmiyorum bile. Üstelik de bu havza 1. derecede deprem bölgesi. Olası bir depremde yaşanacak ekolojik yıkımı düşünmek bile istemiyoruz” diyor. Eryılmaz, maden ile ilgili olarak açıklanan ve ne yazık ki oybirliği ile Büyükşehir Meclisinden geçen raporun bilimsellikten uzak olduğunu belirtirken yaşanan ekolojik yıkımın üzerini örtmek için yazıldığını söylüyor.

HDP’li Kenanoğlu: Tahribatı durduracak yargı yok

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu da İvrindi’de söz konusu maden faaliyetlerinin durdurulması için meclise sunduğu araştırma önergesiyle bölgede yürütülen maden faaliyetlerinin ekosisteme yönelik ciddi riskler barındırdığı ve Maden Atıkları Yönetmeliği’ne uyulmadığı belirtmişti. Yeşil Gazete’ye konuşan Kenanoğlu şunları söyledi:

“Bu kapitalist yaklaşım maalesef ki ülkemizin doğasını, suyunu, yaşam alanlarını da hoyratça tahrip etmektedir. Balıkesir coğrafyası da bu tahribatın yaşandığı bölgelerin başında gelmektedir. İvrindi ve Madra bölgesinde geçmişten günümüze birçok maden sahası bulunmaktadır. İvrindi bölgesinde 1950’li yıllarda kullanılan ve etkileri günümüze kadar süren altın maden sahaları bulunmaktadır. AKP iktidarının tüm yetkileri tek elde toplama siyaseti sonucunda doğanın tahribatı daha da artmıştır. AKP’li yöneticilerin aldığı kararları, yaptığı ihaleleri iptal edecek ne bir kurum ne de bir yargı kalmıştır. Balıkesir bölgesinde Kazdağları’nda, Madra Dağları’nda, İvrindi bölgesinin tahrip edilmesini durduracak bir yargı yok. Belediye Başkanı’nın aldığı kararları şikâyet edecek bir merci kalmamıştır. Ama maalesef ki İvrindi ve Madra bölgesinde yeni altın ve gümüş sahalarının açılması AKP Belediye Başkanını ve şirket sahiplerini değil orada yaşayan halkı ve bölgesinin geleceğini mahvedecektir. Şirket sahipleri doğayı tahrip edip alacağını aldıktan sonra çekip gidecekler tıpkı kendilerinden öncekilerin yaptığı gibi. Bölge halkının tarım alanlarını, hayvanların yaşam alanlarını, sularını tehlike altına sokacak bu karara karşı tüm yaşam savunucularının ortak bir mücadele ile karşı durmaları gerekmektedir.”

Raporu hazırlayan komisyonun CHP’li üyesi Selim Panç, sorularımıza yanıt vermekten kaçındı.