DoğaEditörün SeçtikleriManşet

‘Obruklar hızla artıyor, gelecek nesillerin temiz, güvenilir su kaynakları risk altında’

Haber: Nebiye Arı

Konya, tarıma elverişli toprakları olan ve tarımsal üretimin yaygın olduğu bir şehir. Son yıllarda ise daha çok obruk oluşumu haberleriyle gündemimize geliyor. Daha çok tarım arazilerinde ve yerleşim yerlerine yakın arazilerde gerçekleştiğini gördüğümüz obruklar, yıllardır bölgenin bir gerçeği olmasına rağmen, bir süredir hem sayıları hızla arttığı hem de giderek daha geniş alanlara yayılması yüzünden insanların yaşamını tehdit edecek boyutlara ulaştı.

2017 yılında Konya-Karapınar havzası içerisinde 299 tane obruk tespit edildi, bugün ise derinlikleri ve uzunlukları farklı olan 350 civarında obruk var. Yaylada bulunan evlerin köşesinde, bahçe duvarlarının altında oluşan çok sayıda küçük obruğun yanı sıra, son dönemlerde oluşan ve tarımsal alanlarda traktör, kamyon gibi bir iş makinasını yutabilecek boyuta ulaşmış çok sayıda yeni obruk açılmış durumda. 1 km çapında bir obruk oluşması halinde, ki uzmanlar bunun mümkün olduğunu söylüyor, bir köyü de yutabileceği belirtiliyor.

Obrukların, Konya Ovası’nın hemen her yerine yayılması ve her geçen gün bir yenisinin oluşması, yöre halkının da korkulu rüyası haline gelmiş durumda. Konya-Adana karayolunun 70 metre yakınında son dönemde açılmış bir obruk bulunuyor. Enerji yatırımları, özellikle de rüzgar ve güneş enerjisi yatırım alanlarında da yeni obruklar oluşuyor. Obruklar sadece Karapınar’la da sınırlı değil, Konya’nın çevresinde Aksaray’da, Karaman’da, Afyon’da, Eskişehir’de, Sivas’ta da obruk sayısı artıyor. Eskişehir’de de mısır, ayçiçek, şeker pancarı ekilen ve yeraltı suyunun yoğun kullanıldığı Sivrihisar havzasında birkaç yıl içerisinde 12-13 obruk oluştuğu bildiriliyor.

 Konya Jeoloji Mühendisleri Odası başkanı ve Konya Teknik Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm başkanı Prof. Dr. Fetullah Arık’a göre, obruklar insan hayatını tehdit eden bir mesele haline gelmeye başladı ama asıl sorun gelecek nesillerin susuzluk tehlikesi ile karşı karşıya olması.

‘Kuraklık sebebiyle vatandaş, tarımsal üretimi devam ettirmek için yeraltı suyunu kullanıyor.’

Prof. Dr. Arık’a göre, kuraklık ve yoğun yeraltı suyu kullanımının sebep olduğu obrukların bölgede oluşmaya başlaması binlerce yıl öncesine dayanıyor. Ancak Arık, geçmişte 10-20 yılda bir oluşan obrukların sayısının son dönemde yılda 20-30’a ulaştığını ve bunun en önemli nedeninin de yeraltı sularının aşırı kullanımı olduğunu anlatıyor:

“Sözünü ettiğimiz bölge Tuz Gölü’nün hemen güneyindeki Karapınar bölgesi. Esasen obrukları bilimsel literatür içerisinde değerlendirmek gerekirse çökme dolini olarak söylenebilir, bölgede obruk ya da opan olarak isimlendiriliyor. Karapınar bölgesinde yoğunlaşma sebeplerinden bir tanesi, buranın özellikle kapalı bir havza olması ve havzanın en kurak yerine denk geliyor oluşu. Bölge Türkiye ortalamasının yarısı kadar yağış alıyor. Öte yandan Konya kapalı havzası içerisinde, Tuz gölü-Karapınar arası gibi daha spesifik alanlarda yağış daha az oluyor. Bu seviye aslında literatürde çölleşme sınırı olarak kabul edilen seviyeye denk geliyor. Geçen gün Adana’da bir günde gerçekleşen yağış, bu bölgede bir yıl içerisinde gerçekleşen yağıştan daha fazlaydı. Bu kuraklık sebebiyle vatandaş, tarımsal üretimi devam ettirmek için yeraltı suyunu kullanıyor. Yeraltı suyu sonsuz bir kaynak değil ve kullanımı arttığı zaman da havzanın tabanına doğru suyun daha da azaldığını görüyoruz.’

Prof. Dr. Arık, tarımsal sulama için yeraltı kaynaklarının kullanılmasının 1960’lı yıllara dayandığını, söylüyor ve ekliyor:

“O yıllardan itibaren süreç yeraltı suyunun aleyhine işledi. Yeraltı suyunda her geçen yıl yarım metre-1 metre gibi bir azalma söz konusuyken, artık birkaç yıldır 6-7 metreye varan düşümler yaşandığını görüyoruz. Yeraltı suyunda her yıl böyle 6-7 metre bir düşüm gerçekleştiği zaman, sonsuz olmayan bu kaynak sebebiyle bir gün susuz kalacağımız aşikar. Geçmişte yeraltı seviyesi yüksek iken, daha yüksek noktalarda, dağlarda, tepelerde obruklar oluşuyordu, günümüzde ise bu yerleşim merkezlerine doğru geldi. Yeraltı suyu kullanımının negatif etkisi aslında burada görünüyor; seviyeyi düşürdüğümüz için hem tarımsal alanlara, hem enerji yatırımlarına, hem önemli karayollarına, hem de en önemlisi yerleşim alanlarına yaklaştı. İnsanların hayatını tehdit ediyor şu anda. Durumun bu noktaya gelmesinde doğal jeolojik koşullar ve kuraklığa ilave olarak insan faktöründen söz etmek gerekiyor.”

‘Konya havzasında buğday, arpa gibi az su tüketen bitkilerin üretimi, alan bazında ciddi şekilde azalmış vaziyette.’

Çiftçinin tarımsal üretim için başvurduğu yeraltı suyu kullanımının azaltılmasının mümkün olduğunu anlatan Prof. Arık, sürecin cezalandırma ile değil, teşviklerle yürütülmesi gerektiğini düşünüyor:

“Havza içerisinde önceden beri üretilen hububat tarımı, buğday, arpa gibi az su tüketen bitkilerin üretimi, alan bazında ciddi şekilde azalmış vaziyette. Onun yerine mısır, şeker pancarı, ayçiçek, yonca gibi yemlik bitkileri geldi. Küçükbaş hayvancılık da, büyükbaş hayvancılığa evrildi. Bu büyükbaş hayvanların su tüketiminin yanı sıra, bir de beslenmeleri için çok su tüketen yemlik bitkileri gerekiyor aynı havza içerisinde. Olaylar birbirini tetikleyerek sürekli yeraltı suyunun aleyhine işliyor. Geldiğimiz noktada DSİ’nin resmi verilerine göre yıllık 6-7 metrelik bir çözüm kesinlikle karşılanamaz bir durumda. Konya kapalı havzası içerisinde hububat tarımı yapan vatandaşlar özendirilmeli. 15-20 yıldır buğdayın, arpanın fiyatında neredeyse hiç değişiklik olmuyor ama bütün girdilerin fiyatı yükselmiş vaziyette. Vatandaş içinde vicdani bir sorumluluk da taşıyor ama zorunluluktan dolayı devam ediyorlar. Eğer buğdaya bir teşvik verilirse, bu insanlar da buğday üretimine yönelir ve havzadaki yeraltı suyundan tasarruf etmeye başlarız.”

‘Erken uyarı sistemleri geliştirebilirsek, büyük can kayıpları olmadan vatandaşı uyarabilmek istiyoruz.’

Prof. Dr. Fetullah Arık, obruk sorununa dair ilgili kurumlarla görüşmeleri sonucu, can kaybı ve yeraltı suyu kullanımının azaltılmasına yönelik bir takım projelere başladıklarını da anlatıyor:

“2014 yılında Kadınhanı-Pusat yaylasında vatandaşın tarlasının çevresinde oluşan bir obrukla ilgili ihbarı incelemeye gittik. Bu olay sonrasında AFAD il müdürlüğü ile bir görüşme yaptık ve  bu meseleye dair nasıl bir çözüm üretilmesi gerektiği noktasında ortak akılla hareket etme kararı aldık. Valiliğe konuyla ilgili bilgilendirme yaptık. Valilik koordinasyonunda ilgili kurumlarla birlikte birkaç toplantı yaptık. Bu toplantılarda obruklarla ilgili mahiyeti, sayısı vb. konulara dair bir proje geliştirme kararı alındı ve bu doğrultuda raporlar kaleme alarak AFAD’a ilettik. AFAD projeyi desteklemeye karar verdi, KOP idaresinin sağladığı kaynaklarla MTA (Maden Teknik Arama) bu alanda bir çalışma yapmaya başladı. MTA’nın yöntemleri, obruk oluşabilecek alanları tahmin edebiliyor. Bizzat tahminlerinin doğruluğunu gözlemledik bu süreçte. 2019 yılında bölgedeki güncel durum raporlaştırılarak hem KOP idaresine hem de AFAD’a iletildi. Bu süreçte eksiklik olarak gördüğümüz tek şey, yerleşim alanlarıyla ilgili doğrudan bir çalışma olmamasıydı. AFAD başkanlığı, Jeoloji Mühendisleri Odası Konya şubesi ve KTÜN (Konya Teknik Üniversitesi) Jeoloji Mühendisliği Bölümü birlikte bir proje geliştirmek için bir araya geldik. Bütün havzayı içine alan ve özellikle de yerleşim alanlarındaki risk ve tehlike değerlendirmelerini içeren başka bir proje yapmaya karar verdik. Bu proje şu anda onaylandı, 2020 yılı içerisinde Şubat-Mart aylarında çalışmalarımız başlayacak. Erken uyarı sistemleri geliştirebilirsek, büyük can kayıpları olmadan vatandaşı uyarabilmek istiyoruz.”

Obruk Araştırma Uygulama Merkezi Türkiye’de bir ilk olacak

Prof Dr. Arık, KTÜN bünyesinde Obruk Araştırma Uygulama Merkezi oluşturulması için girişimlerde bulunduklarını anlatan Arık, projenin onaylandığını ve resmi gazetede yayınlanmasını beklediklerini söyledi. Söz konusu merkezin benzerlerinin dünyada çok sayıda olduğunu hatırlatan Arık, “Florida’da, Ortadoğu’da, Çin’de çok büyük obruklar var. Bu yapıların araştırılması için çalışmalar yapılıyor. KTÜN bünyesinde kurulacak bu merkez Türkiye’de bir ilk olacak. Burası obruklarla ilgili bütün verileri takip eden bir merkez olacak. Aslında Konya Büyükşehir Belediyesi de bu çalışmaların bir bileşeni, özellikle imarla ilgili olan birimler ve deprem-jeolojik araştırmalar birimleri gerek personel, gerekse saha desteği verecekler” dedi.

Kategori: Doğa