Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Plastiğe bağlı konforlu yaşamanın bedeli: Gökten yağmur gibi yağan kimyasallar

“Gökten kar gibi yağan plastikler yetmedi şimdi de gökten yağmur gibi zehirli eklentileri yağmaya başladı. Bu son durum, halk sağlığını hiçe sayan ve “plastiği medenice tüketmediğimiz için çevrenin kirlendiğini, oysaki plastiğin gayet mükemmel olduğunu” iddia eden lobilerin sorumlu tutulması gereken bir alanın daha olduğunu ortaya koyuyor.” 

Eski korkular

Çocukken dışarıya (açık havaya ya da doğaya, adına ne derseniz) dair en çok korktuğumuz şeylerin başında asit yağmurları, nükleer serpinti ya da kimyasal saldırılar gelirdi. Ne yabani hayvanlardan, ne böceklerden, ne de başka bir şeyden korkardık. Okul panolarında, TV’lerde sürekli olarak bu üç tehlike dillendirilir ve bunlara karşı nasıl önlemler almamız gerektiği konuşulur, yazılır ve çizilirdi. Okulların panolarında, nükleer serpinti esnasında nasıl davranmamız gerektiği, asit yağmurlarından nasıl korunacağımız ve kimyasal bir saldırı olduğunda ne yapmamız gerektiğini işleyen bilgilendirici grafikler bulunurdu. Çocuk aklımızla olayın asıl mahiyetini çözemesek bile kendimizce bazı senaryolar ile bu korkuları beslerdik. Örneğin asit yağmurlarına maruz kalırsak kel olacağımız ya da döneminin filmlerindeki korku sahnelerinde gerçekleşen çoğunluğu yüzleri eriyen insanlar gibi bir şeyler olacağını düşünürdük. Haliyle korkardık. Nükleer serpinti ya da kimyasal saldırı pek hayal edemediğimiz şeyler olduğu için korkularımızı daha çok hayal edebildiğimiz asit yağmurları ile beslerdik. Asitli içecekler ya da okul laboratuvarlarındaki sınırlı imkânlar ile getirilmiş sülfürik ya da hidroklorik asidin yarattığı etkiyi bildiğimiz için bunun üzerine korku geliştirmek de daha kolay olurdu. Üstelik buna dair hali hazırda canlı örnekler de sürekli olarak medyada yer alıyordu. Avrupa’nın Çin’in ya da ABD’nin birçok yerinde aşırı endüstrileşme ve fosil yakıt tüketiminin hava kirliliğini arttırdığını ve bunun da asit yağmurlarının başlıca nedeni olduğu sürekli olarak işleniyordu. Zamanla bu konu varlığını korusa da unutuldu ve asit yağmurları tıpkı ozon tabakasının delinmesi meselesi gibi gündemden düştü. Hala asitli yağmurlar yağıyor ancak eskisi kadar gündeme gelmiyor.

Bunlar gündemden düştü ancak yerine daha büyük çevre problemleri ortaya çıktı: Küresel iklim krizi ve aşırı çevre kirliliği. İklim krizi elbette ki artık yolun sonunun işaret fişeği, ancak bununla beraber yolu daha da çetrefilli yapan bir de kirlilik problemiz var. Üstelik daha önce bilmediğimiz yeni, şekil ve biçimlerde! Özellikle tarım kimyasalları, endüstri atıkları ve tabii ki plastikler bu anlamda en bilinenleri. Ancak bunların yanında yeni yeni ortaya çıkan başka kirleticiler de yavaş yavaş gündeme gelmeye başladı. O da konforlu yaşamlarımızın ana sağlayıcıları olan ev eşyaları ya da tüketim çılgınlığımızın bir sonucu olan kimyasal eklenti maddeleri.

Yancı kimyasallar

Bisfenoller, fitalatlar ve daha da korkunç olan per- ve polyfluoroalkyl substances (PFAS) olarak bilinen aşırı zehirli kimyasallar bu anlamda başı çekiyor denilebilir. En son Almanya’da çocukların idrarlarında yüksek düzeyde bulunan özellikle PFAS isimli zehirli kimyasal, birçok açıdan tam bir kara madde. Bu öldürücü kimyasal; yanmaz yapışmaz tavalardan, su geçirmez elbiselere, gıda ambalajlarında kullanılan ve dost olduğu iddia edilen plastiklerden, ev tekstillerine kadar birçok uygulama alanına sahip. Nasıl etkiler yaptığını ise şurada yazmıştık. Bu kimyasala uygulama alanının genişliğinden kaynaklı olarak direkt maruz kalabiliyoruz.

Ancak direkt maruz kalınan bu kimyasallara artık bir de dolaylı yoldan maruz kalma durumu söz konusu. Nereden mi biliyoruz? En son ABD’de yapılan bir çalışmadan. The Guardian’da yer alan bir yazıda; ABD’nin 30 farklı bölgesinden toplanan yağmur suyu örneklerinde ciddi miktarda PFAS olduğu tespit edilmiş. Yani gökten kar gibi yağan plastikler yetmedi şimdi de gökten yağmur gibi zehirli eklentileri yağmaya başladı. Artık yağmur yağınca yağan yağmura ağız açıp romantik pozlar vermeden önce bir kere daha düşünün. Çünkü sosyal medyaya koyacağınız fotoğrafın bedeli ağır olabilir.

Üreticilerin sorumluluğu

Bu son durum, halk sağlığını hiçe sayan ve “plastiği medenice tüketmediğimiz için çevrenin kirlendiğini, oysaki plastiğin gayet mükemmel olduğunu” iddia eden lobilerin sorumlu tutulması gereken bir alanın daha olduğunu ortaya koyuyor. Sadece bu da değil, özellikle ev tekstili üzerinden yaratılan “ev eşyası fetişizmi” ile bu zehirli kimyasallar daha da ciddi bir tehdit olabilecek potansiyelde. Çünkü ev içinde serbestçe toz şeklinde solunmaya hazır dolaşıyorlar. Almanya’da yapılan çalışma, bu tozların en çok bebekleri etkilediğini söylüyor. Gelecek nesilleri öldürücü kimyasallarla zehirliyoruz, hem de vahşice. Hatırlarsanız ortalama bir evde yıllık 20 kg toz oluştuğunu ve bunun da 6 kg’ının mikroplastik ve bağlantılı zehirli kimyasallardan oluştuğunu tespit edilmişti. Konuyla ilgili ilginç bir yazı burada mevcut, ilgilenenler okuyabilir.

Zehirli kentler

ABD’de yapılan çalışmada, yağmur suyundaki PFAS miktarının litrede 5.5 ng miktara kadar olabildiği bulunmuş. Bu durum ölümcül alım limitlerinin çok üstünde. Örneğin Wisconsin eyaletinde alım limiti litrede 2 ng. Yani alınabilir limitin sadece 2 katı yağmur suyu ile alınabilecek durumda. Üstelik bu değerler endüstriyel alanlarda 500 kat daha fazla olabiliyor. Yani yakınınızda sanayi bölgesi varsa bu zehirli kimyasal ile kesinlikle ciddi şekilde zehirleniyorsunuzdur. Sadece siz de değil, etrafınızdaki tüm canlı varlıklar bundan etkileniyor. Bir de sizin yaşam alışkanlığınız “plastiği medenice kullanma” şeklindeyse vay halinize çünkü bunun yanında ciddi miktarda zehirli kimyasalı da diğer eşyalardan alıyorsunuz. Üstüne bir de hava kirliliğini ekleyin, zombi olmak için başka bir şeye ihtiyacınız kalmayabilir.

Sonuç olarak bize dayatılan tek kullanımlık yaşam tarzı aslında bir bakıma sonumuzu da hazırlıyor gibi. Üstüne üstlük bunun birincil sorumlusu olması gereken üreticiler de bu konuda sizi suçlayıp, sorumluluğu size yüklüyor. Çünkü üreticilere göre plastiğin öldürücülüğünün tek nedeni; vatandaşın medeni olmaması ve plastiği doğru bir şekilde kullanmayı becerememesi! Üreticilerin bu konuda önlem almayacağı kesin çünkü onlar kar etmenin peşinde! Asıl sorumluluk devlette. Ve vatandaşta. Devletten gelecekleri beklemeden önlem almak en yapılabilecek olanı. O zaman plastiğe ve diğer konforlu yaşamın zehirlerine kuvvetlice hayır demekten başka çare yok.

Kategori: Hafta Sonu