İklim ve EnerjiManşet

‘Tütün gibi petrol ve gaz endüstrisine de kısıtlama getirin’

Yeşil Gazete için çeviren: Verda Zincirkıran

Aktivistler, sigara fabrikalarının tabi tutulduğu uygulamalara benzer şekilde petrol ve gaz endüstrisine de bir takım kısıtlamalar getirilmesi konusunda Avrupa Birliği’ne sesleniyor.

Bir grup STK, yayımladıkları araştırmayla (23.10.2019), Brüksel’in enerji ve iklim hakkındaki kararlarını etkilemek için petrol ve gaz şirketlerinin ne kadar harcadıklarını ortaya koydu: Sektörün 5 devi (BP, Chevron, ExxonMobil, Shell ve Total) ve onların lobi gruplarının harcadığı miktar 2010 yılından bu yana  en az 251 milyon euro.

Sektör temsilcileri, aynı zamanda, 2014’te resmi olarak göreve başladığından beri Jean-Claude Juncker’ın başkanlığını yaptığı Avrupa Komisyonu ile 327 adet -yani araştırmalara göre haftada birden fazla- toplantı düzenlemiş. Söz konusu araştırma, kurumların (iklim) politikalar(ı) üzerindeki etkisinin azaltılması ve çevre için harekete geçilmesi için propaganda yapan Corporate Europe Observatory, Food & Water Europe, Friends of the Earth Europe and Greenpeace Avrupa gibi grupların ittifakı tarafından yürütüldü.

Corporate Europe Observatory’nin araştırmacısı ve kampanyacısı Pascoe Sabido, “Son on yılda harcanan çeyrek milyar euroluk kayıtsız para, Brüksel’de çok fazla erişim sağlıyor ve etki yaratıyor” dedi.

Grubun açıklamasına göre bu araştırma, tütün endüstrisinin yasal etkisini kısıtlayan Dünya Sağlık Örgütü‘nün çerçevesinden etkilenen hedefleriyle “fosilsiz politika” kampanyalarına destek veriyor. Bu kısıtlamalar, petrol ve gaz şirketlerinin uzman ve danışman organlarında bir sandalyeye sahip olmamaları, hükümet içi araştırma komisyonlarında bu şirketlere rol verilmemesi ve özel lobi toplantılarına son vermeyi içerecek.

Bu yaklaşım Avrupa Komisyonu’nun iddialı yeni iklim hedeflerine ve sözüm ona Avrupa Yeşil Düzeni’ne geçmek üzere çalışmaları hızlandırıyor.

Petrokimya endüstrisi ticaret birliği olan Avrupa Kimya Endüstrisi Konseyi ise (Cefic), aktivistlerin, lobicilerin iklim değişikliğiyle mücadele çabalarına zarar verdiği iddiasına, bilim insanlarının kaydettikleri üzere hidrolik kırılma ve AB’nin kapılarını Amerikan kaya gazına açma yönündeki lobi faaliyetlerine rağmen, itiraz etti.

Cefic, Avrupa’nın düşük karbonlu ve döngüsel ekonomik modele geçişinde aktif bir rol oynadığını dile getirdi. Araştırmalara göre sadece Cefic, 2010 yılından beri AB üzerinde etki kurmak için 75 milyon euro harcamış ve Brüksel’deki en zenginlerle birlikte bir lobi grubu oluşturmuş.

ExxonMobil de, AB’nin Şeffaflık Kaydı’na uyduğunu ve kamuoyu karşısında konumlarını savunmak için ne kadar harcadıklarını açıkça ilan ettiklerini belirtti.

Firma, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadeleye ne denli bağlı olduğunun altını çizdi. ExxonMobil’in AB hükümet işleri direktörü Johan Scharpé, “Paris İklim Antlaşmasını destekliyoruz ve dünyanın giderek çoğalan nüfusuna enerji sağlamak  aynı zamanda da iklim değişikliği riskine dikkat çekmek gibi ikili engeli aşmak için topluma yardımcı olmaktayız” dedi.

Komisyon karşılık verir

Avrupa Komisyonu ise, petrol ve gaz sektörü ile işbirliğini savundu. Bir açıklamada, AB yetkililerinden biri, “eylemlerinin potansiyel sonuçlarını anlayabilmek adına” politikacılar ve resmi yetkililerin, “dış aktörler, özellikle de onların politikalarından etkilenen dış paydaşlarla”  tanışmasını “iyi bir egzersiz” olarak değerlendirdi.

Komisyon, aynı zamanda petrol ve gaz sektörleri ile yapılan toplantılardan bazılarında yenilebilir enerji ve karbonsuz bir ekonomi gibi konular üzerinde durulduğunu da belirtti.  Onlarla yapılan toplantı sayısının, STK’lar dahil diğer paydaşlar ile yapılan toplantı sayısı ile karşılaştırılmayacak kadar orantısız olmadığını iddia etti. 

Komisyonun çevre raporları gibi araştırmaların, Juncker Komisyonu tarafından devralınan şeffaflık girişimleri sayesinde mümkün olabildiğini dile getirmesine rağmen çevreciler, hem petrol hem de gaz sektörlerinin iklim değişikliğine karşı tavırlarının ve lobicilik faaliyetlerinin kesinlikle değişmesi gerektiği konusunda ısrarlı.

Lobicilikte model olarak aldıkları, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2003’te uygulamaya başlanan Tütün Kontrolü Çerçeve Anlaşması. Bu anlaşmaya göre hükümetlerin sağlık politikasını, tütün sektörünün ticari ve diğer kazanılmış haklarına karşı korumak adına önlem almaları gerekiyor.

Ancak 2017 yılının aralık ayında Avrupa Ombudsmanı tarafından yayımlanan bir soruşturma AB’nin, anlaşmanın şeffaflık gerekliliklerini yerine tam olarak getirmediğini gösteriyor.

Komisyon, bu çerçeveyi sadece kamu sağlığı departmanı olan DG Health’e uyguluyordu. Bu da DG Health grubunun üst düzey yetkilileri ile tütün sektörünün gerçekleştirdiği toplantılarının tümü proaktif olarak kamuya açık yapıldığı anlamına geliyordu.  Ancak AB’nin şeffaflığının gözlemcisi olan ombudsman, çok uzağa gitmeye gerek olmadığını, bunun, hukukçular ve daha düşük kıdemli çalışanlar arasındaki toplantılarda uygulanmadığını ifade etti. Ombudsmanın ortaya çıkardığı üzere, konu tütüne geldiğinde DG Health haricindeki kurumlarda proaktif şeffaflık politikası uygulanmıyor.

Ombudsman, “Anlaşmaya tam olarak uymak üzere gözetmenin teklif ettiği gerekliliklerin yerine getirilmesi için Komisyon’un adım atmak istememesine geçerli hiçbir nedenin bulunmadığı” sonucuna vardı.

Aktivistler, ne olursa olsun Dünya Sağlık Örgütü’nün çerçevesine dayanarak alınan önlemleri uygulamanın, petrol ve gaz endüstrisinin kamu politikası üzerindeki etkisini azaltmaya doğru atılacak önemli bir adım olduğunun altını çiziyor.

Friends of the Earth Europe’tan aktivist Myriam Douo “Kömür, petrol ve gaz lobicilerini kısıtlamak gerekiyor. İklim masasında fosil yakıt endüstrisinin hala bir yerinin olması kabul edilemez” diyor.

Yazının İngilizce Orijinali