COP25İklim KriziKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Madrid Notları-2]: İklim krizinden hangi ülkeler daha fazla sorumlu, Türkiye’nin payı ne kadar?

İklim krizi konusunda kafa karıştırmak için başından bu yana en sık başvurulan taktiklerden biri rakamları çarpıtarak yorumlamaktır. Bu yöntem en çok da sorumluluk tartışması için kullanılır. İklim krizinden hangi ülkelerin, hangi ekonomik sektörlerin ve toplumun hangi kesimlerinin daha fazla sorumlu olduğunu anlamak için gerekli en önemli rakam olan sera gazı emisyonu konusunda yakın zamana kadar küresel ölçekte tutarlı bir veri setimiz yoktu. Hâlâ da tüm ülkelerin ve tüm sektörlerin saldığı tüm sera gazlarının eksiksiz verisine sahip değiliz. Bu verilerin bir kısmını toplamak zor, bir kısmı özellikle belirsiz bırakılıyor, bir kısmı da bütün ülkeler yakın zamana (Paris Anlaşması’na) kadar düzenli veri bildirimi yapmakla yükümlü olmadıkları için dağınık ve tutarsızdı.

İşte yeni raporu geçen hafta Madrid’de COP25 sırasında açıklanan Küresel Karbon Projesi (GCP), son birkaç yıldır bu bütünlüğü sağlamak için başarılı bir iş yapıyor. Sadece UNFCCC bildirimlerinden değil, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ve BP’ninkiler de dahil farklı kaynaklardan topladığı verileri tutarlı bir bütünlük içinde bir araya getiriyor. Yine de bu tutarlılığın bedeli Küresel Karbon Bütçesi 2019 da dahil olmak üzere GCP’nin ve akraba projelerin yayınladıkları raporların karbondioksit (CO2) dışındaki sera gazlarını dışarda bırakmaları. Bu durum özellikle bu listelerde tarım ve hayvancılıktan kaynaklanan metan ve nitröz oksidin dikkatlerden kaçmasına neden olabilir. Ancak böyle yapmayınca da karbondioksit dışındaki sera gazlarının yetersiz bildirimi tarihsel artış eğiliminin ve ülkeler arası karşılaştırmanın sağlıksız olmasına yol açıyor. Zaten küresel sera gazı emisyonlarının %77’si CO2’den, %66’sı ise doğrudan fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan CO2’den oluşuyor. Bu nedenle bütün sera gazlarını içermese de GCP’nin yayınladığı güncel karşılaştırma sorumluluk alanında bugün kullanabileceğimiz en tutarlı kaynaklardan biri.

Sorumluluk nasıl paylaştırılıyor?

İklim kriziyle mücadele için yapılması gereken şey atmosfere boca edilen sera gazlarını azaltmak ve 2050’ye kadar da sıfırlamak. Uluslararası iklim müzakerelerinin en önemli ilkesi ise hakkaniyet. Bu nedenle “kim sorumlu” sorusunun cevabı hayati önem taşıyor. Sorumluluğu öznesine ve zamansal eğilimlere bakarak saptıyoruz. Özne başlıca beş şekilde ele alınıyor: Ülkeler, ekonomik sektörler, yakıtlar, şirketler ve toplumsal kesimler (ya da sınıflar).

Zamansal bakış da üç şekilde oluyor: Bugünkü yıllık emisyonlar, tarihsel toplam emisyonlar ve emisyonların yıllar içindeki değişimi. (Bunlara her özne için ayrı ayrı bakılabilir.) Tabii ülkelerin emisyonlarını kıtalara ve ülke gruplarına (Ek1, Ek-1 dışı; gelişmiş, gelişmekte olan, az gelişmiş; G20, G8 vb.) göre de sınıflayabilirsiniz. Resmi olarak emisyonlar üretime göre toplanıyor ve bildiriliyor.

Yani her ülke yaptığı üretimin emisyonundan sorumlu tutuluyor. Bu iki şekilde sorun yaratabilir:

  • Üretiminizin önemli bir bölümünü ihraç ediyorsanız ve bu ürünler başka ülkeler tarafından tüketiliyorsa, o emisyondan tüketimin yapıldığı ülkenin insanlarının da sorumlu olması gerekir (refah ve yaşam biçimi açısından). Çin, Tayvan gibi ülkeler bu açıdan refah düzeyleriyle uyumsuz yüksek emisyonlara sahip görünebilir.
  • Fosil yakıt üreticisi olan nispeten küçük bir ülkeyseniz ve çıkardığınız fosil yakıtın çoğunu yakmayıp ihraç ediyorsanız, aslında sorumlu olduğunuzdan ve ekonomik gelir elde ettiğinizden çok daha az bir emisyon sizin hesabınıza yazılıyor demektir. (Petrol üreticisi Norveç ve kömür üreticisi Avustralya bunun örnekleri.)

GCP tüketim emisyonlarını da hesaplıyor, ancak bunlar müzakerelerde kabul edilen resmi rakamlar değil.

Yakıtlara göre emisyonlara bakmak kömür, petrol ve doğal gazın enerji sistemindeki yerine ve neden oldukları sera gazı miktarlarına dair önemli bir fikir veriyor. Sektörel dağılımda ise iç içe geçme ihtimalinin yüksek olduğunu göz önünde tutmanız gerekiyor. (Örneğin emisyonlar sadece proses emisyonları değil de, sektörü temsil edecek yaşam döngüsü emisyonları olarak veriliyorsa aynı emisyon başka bir sektör için de sayılmış olabilir. Bu nedenle sektörel emisyon dağılımının toplamının 100’den fazla olması çok muhtemeldir.) Şirketlere ve toplumsal kesimlere veya sınıflara göre emisyon dağılımını resmi olarak veren bir kaynak da bulunmuyor. Bu konularda alternatif kaynaklara güvenmeniz gerekiyor.

Bu yazıda Küresel Karbon Bütçesi 2019’un sunduğu son verilerden yararlanarak sorumluluk dağılımının son durumunu ülkelere göre özetlemeye çalışacağım. Rapor ülkelere göre karşılaştırmayı sadece fosil yakıtlardan kaynaklanan CO2 emisyonları üzerinden yapmış. Bu nedenle rakamların ülkenin toplam sera gazı emisyonunun kabaca dörtte üçü olduğu akılda tutulmalı. Yazıda Türkiye’ye özel bir ağırlık vermemiz de elbette kaçınılmaz olacak.

Hangi ülkeler daha sorumlu?

  • 2018’de fosil yakıtlardan kaynaklanan toplam küresel CO2 emisyonları 36,8 GtCO2. (GtCO2: Milyar ton karbondioksit.) Buna uluslararası hava ve denizyolu taşımacılığı dahil. Bu iki sektör küresel emisyonların %1,2’sinden sorumlu ve bu oran artıyor. (Bu önemli, çünkü bu emisyonlar hiçbir ülkeye yazılmıyor. Aşağıda verdiğim yüzdeler hava ve denizyolu taşımacılığı hariç küresel toplama göre hesaplanmış durumda.)
  • 2018 emisyonlarına göre en fazla emisyon yapan ve toplam yıllık emisyonları 1 milyar tonu geçen 5 ülke var: Sırasıyla Çin, ABD, Hindistan, Rusya ve Japonya. Bu beş ülkenin toplam emisyonu (21,1 GtCO2) küresel emisyonların yarısından fazla (%54,2). Hatta sadece Çin ve ABD’nin toplamı %40! Avrupa Birliği de bu listelerde üye ülkelerin toplam emisyonlarıyla yer alıyor. Onu da eklediğimizde 5 ülke ve 28 AB ülkesinin toplam emisyonu 24,5 GtCO2, yani küresel emisyonların %63,1’i.
  • İlk onda yer alan diğer ülkeler sırasıyla Almanya, İran, Güney Kore, Suudi Arabistan ve Endonezya. Bunları Kanada, Meksika, Güney Afrika, Brezilya, Türkiye, Avustralya, Birleşik Krallık, Polonya, İtalya ve Fransa takip ediyor. Görüldüğü gibi AB 28 ülkenin toplamı olarak listeye girmediği takdirde ilk 20’de 5 Avrupa ülkesi yer alıyor ve bunlardan sadece Almanya ilk ona giriyor.

  • İlk 20 ülkenin toplam emisyonu (AB toplamı hariç) 28,7 GtCO2 ve bu küresel toplamın %74’ünü buluyor. AB toplamını da dahil ettiğimizde (ve ilk yirmideki 5 AB ülkesinin emisyonlarını bu toplamdan düştüğümüzde) ilk 20 ülke ve AB’nin toplamı 29,9 GtCO2 yapıyor, bu da küresel toplamın %77,2’si. Demek ki ilk 20 kirletici ve AB dışında kalan 176 ülkenin toplam emisyonu küresel emisyonların %20’sinden biraz fazla.
  • G20’ye bakmak da aynı şeyi bir başka taraftan görmemizi sağlıyor. 19 ülke ve AB’den oluşan G20 ülkeleri dünya nüfusunun %62,5’ini, dünya ekonomisinin (alım gücü paritesine göre GDP) %87,5’unu oluşturuyor. Bu ülkeler arasında sadece Arjantin emisyon sıralamasında ilk 20’de değil. Arjantin’in emisyonunu da ekleyince G20 ülkelerinin toplam emisyonu 29,4 GtCO2 ediyor, bu da küresel emisyonların %76’sı. Demek ki ilk 20 ülkeyle G20 ülkelerini aşağı yukarı aynı kabul edebiliriz. İlk 20’de olup G20’de olmayan Polonya’yı ve ilk 20’de olmayıp G20’de olan Arjantin’i eklediğinizde emisyonların kabaca %77’sinden 39 ülkenin sorumlu olduğunu, kalan 157 ülkenin emisyonların yaklaşık %23’ünden sorumlu olduğunu söyleyebiliriz.
  • Türkiye 2018’de fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan 430 milyon ton karbon emisyonu yapmış ve bu toplam sera gazı emisyonunun (530 milyon ton) %81’i (küresel ortalamadan fazla). Böylece Türkiye 196 ülke arasında şu anda atmosferi en fazla karbondioksitle kirleten 15. ülke oluyor. Karşılaştırılabilir ülkelere baktığımızda, sıralamada Türkiye’den yukarıda tek bir Avrupa ülkesi var, 6. olan Almanya. İlk 20’deki diğer Avrupa ülkeleri (Birleşik Krallık, Polonya, İtalya ve Fransa) 17.-20. sıralarda, yani Türkiye’nin altında yer alıyorlar. Türkiye’nin emisyonu küresel toplamın %1,1’i ve oran olarak Avustralya ile eşit. Oranları %0,9 olan Polonya, İtalya ve Fransa’dan, %1 olan Birleşik Krallık’tan ve tüm diğer Avrupa ülkelerinden fazla. Diğer yükselen (emerging) ekonomilerle (Çin, Hindistan, Brezilya, Endonezya vb.) karşılaştırıldığında ise Türkiye en az emisyonu olan ülkelerden biri. Ancak bu ülkeler arasında nüfusu ve ekonomisi Türkiye’den küçük (veya yakın) olup da emisyonu Türkiye’den hatırı sayılır ölçüde fazla olan sadece petrol üreticisi ülkeler Suudi Arabistan ve İran ile Güney Kore var. Diğerleri Türkiye’ye göre oldukça büyük ülkeler. Bu arada Türkiye önümüzdeki yıllarda emisyonlarını artırmaya devam ederse, kendisinden hemen önce gelen 3 ülkenin (Meksika, Güney Afrika, Brezilya) emisyonlarını azaltma eğiliminde olmaları ve altındaki ülkelerin de fazla artırmalarının olası görünmemesi nedeniyle birkaç yıl içinde rahatlıkla 12. sıraya çıkabilir, ancak ekonomisinin büyüklüğü ve endüstriyel gelişmişlik düzeyi nedeniyle ilk ona girmesi pek mümkün değil.
  • Kişi başı emisyonlar refah ve tüketim düzeyini yansıttığı için hakkaniyet tartışmasında önemli. Sözünü ettiğimiz ülkeler arasında en yüksek kişi başı emisyon 18,4 tonla Suudi Arabistan’ın. Onu 16,9 ton ile Avustralya, 16,6 tonla ABD, 15,3 tonla Kanada ve 12,9 tonla Güney Kore takip ediyor. Türkiye’de kişi başı emisyon 5,2 ton ve dünya ortalaması olan 4,8 tondan biraz yüksek. (Türkiye’nin kişi başı sera gazı emisyonu 6,6 ton ve dünya ortalamasından biraz düşük, bununla karıştırmamak için not edelim.) Burada Türkiye’yi asıl AB ile karşılaştırmak gerekiyor. AB ortalaması 6,7 ton, İtalya ve Birleşik Krallık 5,6 tonla Türkiye’ye yakın, Fransa ise 5,2 tonla eşit. (Özellikle Fransa tarihsel nükleer santral filosu nedeniyle az kömür kullandığı için emisyonları düşük çıkar.) Avrupa’da çok yüksek kişi başı emisyonlu iki ülke var: 9’ar tonla kömür ülkeleri Almanya ve Polonya. Türkiye’nin emisyon artış hızı sürer ve AB hedeflerini tutturursa en geç 2030’da Türkiye’nin kişi başı emisyonu AB ortalamasının ve (Polonya hariç) bütün Avrupa ülkelerinin üzerine çıkacaktır.
  • Tarihsel emisyonlara bakıldığında elbette güncel emisyonlardan farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Kişi başı emisyonlar ve tarihsel emisyonlar hakkaniyet açısından daha önemli göstergeler ve bu iki göstergede ön planda olan ülkelerin emisyonlarını daha hızlı ve daha büyük miktarda azaltmaları gerekiyor. 1850’den bu yana yaptıkları toplam (kümülatif) emisyonlara bakıldığında elbette ABD açık arayla birinci sırada. Onu son yıllarda yetişen Çin ve yirminci yüzyılın büyük kirleticileri olan Rusya, Almanya, Birleşik Krallık ve Japonya takip ediyor. (Tabii Birleşik Krallık 19. yüzyıldan beri gelen bir birikime sahip.) Tarihsel sorumlulukta veya iklim borcunda ilk onda olan diğer ülkeler ise Hindistan, Fransa, Kanada ve Polonya.
  • Tarihsel emisyon çok önemli olmakla birlikte ülkelerin emisyonlarını artırma hızları da hakkaniyet açısından önemli. Çin ve Hindistan 1990’dan bu yana emisyonlarını neredeyse dörde katlayan, emisyonlarını en hızlı artıran ülkeler. Türkiye’nin emisyonları ise 1990’dan bu yana %140 arttı ve Türkiye gelişmiş ülkeler arasında değerlendirildiğinde en yüksek artış hızına sahip ülke oldu. Bu artış hızı Çİn ve Hindistan dışındaki yükselen ekonomilerle  de karşılaştırılabilir düzeyde.

Türkiye’nin iklim krizindeki sorumluluğu

Türkiye’nin resmi iklim politikası iklim değişikliğinin önemini kabul etmek, Türkiye üzerindeki olumsuz etkilerini vurgulamak, uluslararası çabaların yanında yer alma kararlılığını açıklamak, ancak Türkiye’nin sorumluluğunu azımsamak, harekete geçmekten kaçınmak ve sera gazı emisyonlarını azaltma yönünde herhangi bir hedef belirlemeyi reddetmek şeklinde özetlenebilir.

Bu rakamlar Türkiye’nin iklim değişikliğine neden olan gazların emisyonundan tarihsel olarak fazla sorumlu olmadığını, ancak 1990’dan bu yana emisyonlarının ciddi biçimde artırdığını ve emisyonları en hızlı artış gösteren birkaç ülkeden biri olduğunu gösteriyor. Halen dünyanın en büyük 15. karbon kirleticisi olan Türkiye’nin artık sorumluluğunu kabul edip iklim politikasını en kısa zamanda değiştirmesi gerekiyor.

Kategori: COP25