Dış Köşe

Haklarımız var (mı)?- Ayça Söylemez

Yaşam hakkı ve insanca yaşama hakkı, işkence yasağı, ifade özgürlüğü… Türkiye’de son bir yılda neredeyse tüm ulusal ve uluslararası mevzuatta yer alan haklar ihlal edildi.

Türkiye OHAL sonrası döneminin üçüncü yılını geride bırakırken, OHAL önlemleri yasalaştı, istisna kural oldu. Her dönem mevcut olan cezasızlık da bu mevzuat değişiklikleriyle günlük hayatın parçası haline geldi. 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde, 2019 yılında en çok ihlal edilen 10 temel insan hakkının nasıl ihlal edildiğini derledik.

Yaşam hakkı

Bu yıl kadınların, işçilerin, hapishanedeki mahpusların ve hatta sokakta oynayan çocukların yaşam hakkı ihlal edildi. Farklı cinayetlerin ortak sonucu ise cezasızlık oldu.

5 yaşındaki Efe Tektekin, 11 Eylül’de Diyarbakır, Bağlar’da Emek Caddesinde seyreden zırhlı aracın çarpması sonucu hayatını kaybetti. Aracı kullanan polis hakkında hazırlanan iddianamedeki bilirkişi raporuna göre, “asli kusur, Efe’deydi”. Hatta sanık polis, “Çocuk bana çarptı” dedi.

Efe’nin 85 yaşındaki dedesi Mehmet Tektekin de 6 Haziran 2018’de TOMA’nın çarpması sonucu yaşamını yitirmişti.

79 yaşındaki Mehmet Selim Buğrahan da 45 gün önce tutuklanmıştı, 9 Eylül’de kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. İHD’nin raporuna göre, son 2,5 yılda 39’u hasta tutuklu, 73 kişi hapishanelerde öldü.

Ölenlerden biri de Urfa Cezaevi’nde tutuklu bulunan 65 yaşındaki Emine Aslan Aydoğan’dı. 10 günde dört ameliyat geçirmiş olan ve yoğun bakımda tutulan Aydoğan, sağlık sorunları nedeniyle tahliye başvurusu yapmıştı.

2019’da kadın cinayetleri de sık sık manşetlerde yer aldı. Hatta Şule Çet davasının karar gününde, başka bir kadının, Ceren Özdemir’in evinin önünde öldürüldüğü haberini aldık.

bianet’in Erkek Şiddeti Çetelesine göre, erkekler sadece Kasım ayında en az 21 kadını öldürdü. Faillerin yüzde 85’i kocaları, eski kocaları ya da sevgilileriydi. Cinayetlerin yüzde 45’i ev içinde işlendi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) Kasım ayı iş cinayeti raporuna göre de geçen ay üçü çocuk olmak üzere en az 126 işçi hayatını kaybetti. 2019 yılının ilk 11 ayında iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçi sayısı ise 1606.

Yaşam hakkı ihlallerinin, az da olsa mahkemelerce kabul edildiği de oldu. Örneğin, Hayata Dönüş Operasyonunda atılan el bombasıyla gözünü kaybeden T.Y.’nin ailesinin başvurusunu sonuçlandıran Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verdi.

İşkence yasağı

Memleketin dört bir yanından, her yaştan, farklı siyasetlerden ve hatta herhangi bir siyasete yakın olmayanlardan, her meslekten insanın hapishanede veya sokakta işkenceye maruz kaldığına dair haberler yazdık.

Akıllara kazınan bu fotoğraf, Urfa, Halfeti’den. Antep Barosu’nun açıklamasına göre, fotoğrafı polis olduğunu söyleyen birileri sosyal medyadan paylaşmıştı.

Urfa, Halfeti’de gözaltına alınan 20 kişinin işkenceye maruz kalmasıyla ilgili bianet’e bilgi veren avukat Ergin Sözen, “İşkence o kadar bariz ki hakim bile şikayeti zapta geçirmek zorunda kaldı” demişti. İşkence göre kadınlar yaşadıklarını sadece kadın avukatlara anlatabildi.

İşkence görenlerin hakkını korumaya çalışan avukatların kendisi de işkence gördü. Tutuklu avukat Engin Gökoğlu’nun Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Hapishanesinde gördüğü işkence sonucu kolu kırıldı ve kırık düzgün şekilde tedavi edilmedi.

Antalya’da hem sokakta hem götürüldüğü karakolda polis şiddetine maruz kalan avukat Ahmed Buğra Çelik’in “suçu” ise evinin önüne park ettiği aracının içinde telefonla konuşmaktı. Çelik, “Bu kin nefret öfkeyi anlamlandıramıyorum. Bu yetkiyi nereden buluyorlar onu da anlamıyorum” dedi.

Ankara, Güvenpark’ta Zeynal Danacı’nın kolunu kıran polise, iki yıl sonra dava açıldı; polis kendini “Yasal sınırlar içinde oldu” diye savundu.

Başka bir polis de, Yüksel Caddesinde “İşimi istiyorum” eylemi yapanlardan Nazan Bozkurt’un bacağını ısırdı. Bozkurt, 8 Haziran 2018’deki gösteride de gözaltına alınmış bu sırada darp edilen ve yumruklanan Bozkurt’un elmacık kemiği kırılmış, polisler hakkında ise takipsizlik kararı verilmişti.

14 yıl önce askeri cezaevinde tutukluyken işkenceyle öldürülen ve hakkında “kaos ortamı yaratmaya çalışmıştı” diye tutanak tutulan zorunlu erle ilgili dosyada kararını açıklayan AYM ise yaşam hakkının ve işkence yasağının ihlal edildiğine hükmetti. Ailesine 50 bin lira tazminat ödenmesine karar verdi.

İnsanca yaşam, emek hakkı

İşçi haklarının hem yasalarca hem de fiilen ihlal edilmesiyle, işçi direnişleri de arttı. Cargill’de çalışırken Tekgıda-İş sendikasına üye olmalarının ardından işten atılan ve fabrika önünde eyleme geçen işçiler, direniş çadırlarında 600 günü geride bıraktı. Şirketin genel merkez binasında çalışanlar da yönetime hitaben yazdıkları “Sendika hakkını gasp etmeye kalkıp işten attığınız emekçilerin işlerini geri verin” notuyla direnen işçilere destek verdi.

Hiç sendikalı olamamış, yedi yıldır ev işçiliği yapan G.A.’nın anlattıklarından: “Evlerine gittiğimiz bazı insanlar çok merhametsizlerdi. Bazen yemek verilmiyordu bazen de hasta olmama aldırış etmeden tüm işleri yaptırıp öyle bırakıyorlardı. İşverenler karşılarındakinin bir insan olduğunu unutuyorlar ve bize sadece iş odaklı bakıyorlardı. Evin temizliğinden tutun da çocukların beslenmesine kadar her şey ile ilgileniyordum. İşverende mantık şu; sanki seni o gün satın almışlar ve yapmanı istedikleri tüm işleri saatin doluncaya kadar bitirmek zorundasın.”

Demirören Holding’den 25 Ekim’de Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) üyesi oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan 45 gazeteci de sosyal medyada ve sokakta eylemde.

PTT’nin İstanbul Acıbadem’de bulunan Kadıköy ve Üsküdar dağıtım merkezinde taşeron olarak çalışan işçiler ağır çalışma koşullarına karşı eylem başlattı. Adem Çelik Şirketler Grubu’na ait Avalon şantiyesinde çalışan işçiler de 11 Kasım’dan bu yana eylemde.

CHP İl Başkanlığı önünde “İşimi istiyorum” eylemi yapan Mahir Kılıç ise açlık grevinde.

Not: Bertelsmann Vakfı’nın AB ve OECD ülkeleri arasında hazırladığı Sosyal Adalet Endeksi’nde Türkiye, 41 ülke arasında 40’ıncı oldu.

Kölelik yasağı

“Hepsi köle gibi çalıştırılıyor.” Bu sözler, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya ait, mültecilerden bahsediyor.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de mülteciler, kölelik koşullarında çalıştırılıyor ve bir de üzerine ekonominin gidişatının sorumlusu olarak gösterilip ayrımcılığa maruz kalıyor.

İnsan Hakları Derneği’nin açıklamasında da mültecilerle ilgili şu tespitler yer alıyordu: “Yoğun şekilde emek sömürüsüne maruz kalıyorlar. Tarım, inşaat ve küçük sanayi alanında kayıtsız ve köle mantığı ile gün doğumundan gün batımına kadar neredeyse yok denecek kadar bir ücrete ya da barınma ve yemek karşılığında çalıştırılıyorlar bu emek sömürüsü karşısında savunmasız durumdalar.”

Mültecilerin kadın ve çocuk olanları bu sömürüye daha çok maruz kalıyor.

Beril Eski ve Emel Coşkun “Erkek Şiddetinden Kaçarken…” kitabında, bir sosyal çalışmacı, Sahra-altından gelen Afrikalı mülteci kadınların yaşadıklarını şöyle aktarıyor: “Bir gün bir Afrikalı kadın sığınmacıya nasıl iş buluyorsunuz, gibi sorular soruyordum. Kadın örneğin, Aksaray’daki dükkânlara gidip iş olup olmadığını soruyor. ‘İnan bana on dükkândan sekizi cinsel ilişki istedi’ diye anlattı. Bu seni savunmasız yapıyor, ‘Başında hiçbir erkek yok’, yabancısın ve muhtaçsın…”

İSİG rakamlarına göre, önceki yıl 108 mülteci iş cinayetinde öldü.

Doğuş Şimşek’in Kimin İçin Entegrasyon başlıklı makalesine göre de “Suriyelilerin büyük kısmı kayıt dışı ekonomide sosyal güvenlikten yoksun bir durumda; fazla çalıştırılıyor, düşük ücret alıyor ve güvenli çalışma koşullarının sağlanmamasından dolayı sömürüye maruz kalıyorlar.”

Özgürlük ve güvenlik hakkı

Türkiye’de hak ihlali denince ilk akla gelenlerden haksız tutukluluk, keyfi gözaltı ve son dönemde bunlara eklenen adli kontrol tedbirleri, 2019’da da popülaritesinden bir şey kaybetmedi.

TÜİK’in açıkladığı Ceza İnfaz Kurumu İstatistiklerine göre 2018’de cezaevlerinde bulunanların sayısı bir önceki yıla oranla yüzde 14 arttı.

5 Aralık’ta açıklanan Ceza İnfaz Kurumu İstatistikleri’nde suçlara göre dağılım var ancak sadece adli suçlar sıralanmıştı. “Düşünce suçlularının” ya da toplantı ve gösteri ya da örgütlenme özgürlüğü hakkını kullanırken hapsedilenlerin sayısı ise ayrı bir kategoride belirtilmedi. “Terör suçları” başlığı altında toplanan bu suçlara dair bir istatistik ya tutulmadı (ki bu pek mümkün değil) ya da kamuoyuna açıklanmadı.

Keyfi gözaltıya maruz kalma yaşı 15’e düştü; Urfa’da ailesiyle birlikte gözaltında tutulan 15 yaşındaki kız çocuğu, 12 gün sonra yurtdışına çıkış yasağıyla serbest bırakıldı.

Adli kontrolün kendisi de bir çeşit hapsetme pratiğine dönüştü. TİHV Başkanı, Prof Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın da dediği gibi, “Adli kontrolün işkenceye dönüşümüyle ilgili önlem alınması gerekiyor. Adli kontrolle karakoldaki travma tekrar yaşatılıyor.”

Beyoğlu polis karakolunda iki gün tutulan ve annesinin masada uyurken bulduğu 8 yaşındaki çocuğun AİHM başvurusu ise hak ihlali kararıyla sonuçlandı. Türkiye’nin çocuğa, 7 bin 800 Euro tazminat ödemesine hükmedildi.

Mardin, Kuruköy’de 2 yıl önceki sokağa çıkma yasakları sırasında darp edilip tutuklanan yedi köylünün “haksız tutuklu kaldığına” karar veren mahkeme de tazminat ödenmesine karar verdi.

Bir ila üç yıl tutuklu kalan dört kişinin bireysel başvurusunu sonuçlandıran Anayasa Mahkemesi, 11 Eylül’de açıklanan gerekçeli kararıyla, “tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle” toplam 100 bin liralık manevi tazminata hükmetti.

Etkili başvuru/adalete erişim hakkı

Hakkaniyetli olmayan kararlara itiraz yolları mevzuata göre açık, fiilen kapalı. 90’lı yıllarda işlenen suçların da daha dün işlenenlerin de mağdurların mahkeme önündeki adalet çağrılarına kulak verilmeksizin akıbeti cezasızlık oluyor.

Örneğin Kızıltepe JİTEM davasında karar açıklandı: Davanın gözaltında kaybetme ve yargısız infaz suçları yönünden zamanaşımından düşmesine, örgüt yöneticiliği ve üyeliğiyle suçlanan sanıkların da beraatına karar verildi. Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 1992-1996 yılları arasında 22 kişinin öldürülmüş veya zorla kaybedilmişti.

Gözaltında kayıplarla ilgili soruşturmalar ya tozlu raflarda bekliyor ya zamanaşımı bahanesiyle düşüyor. Açılan çok az dava da yine “zamanaşımına uğradı” denilerek beraatla bitiyor.

Anayasa Mahkemesi de Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in ailesinin etkin soruşturma başvurusunu, başvuru yolları tükenmediği gerekçesiyle reddetti.

AYM, Berkin Elvan’ın ölümüne dair kamu görevlilerine soruşturma izni verilmemesiyle ilgili başvuruyu da “dayanaktan yoksun” bularak reddetti. Başkanvekili Engin Yıldırım karşıoy yazdı: “Aile çocuklarının ölümüne çaresizlik içinde tanık oldu.”

Şaşırtıcı karar ise Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinden geldi: Bakırköy meydanında “İşimizi istiyoruz” eylemi yapan öğretmenler Nursel Tanrıverdi ile Selvi Polat’a açılan davada mahkeme, “yargılamanın sağlığı ve taraflardaki adalet duygusunun incinmemesi gerektiği gözetilerek” davadan çekilmeye karar verdiğini açıkladı.

Adil yargılanma hakkı

Selahattin Demirtaş’ın yargıyla imtihanı, sadece tek başına memleketteki adil yargılanmanın durumunu anlatacak bir örnek.

En az üç kez tahliye edilmesine rağmen, bu tahliye kararlarının hemen öncesinde ya hükümlü olan ya başka dosyadan tutuklanan Demirtaş, 4 Kasım 2019’dan beri Edirne F Tipi Cezaevinde. Avukatlarından Neşet Girasun bu sürece şöyle tepki göstermişti: “Selahattin Demirtaş hakkında, tutuklu olduğu dosyadan tahliye kararı çıkınca hükümlü olduğu için tahliye olamıyor; hükümlü olduğu dosyadan tahliye kararı çıkınca tutuklu olduğu için tahliye olamıyor.”

* Çizim: Murat Başol

Başka bir davada da deliller dosyaya getirilmedi, gizli tanıklar usulüne göre sorgulanmadı, açık tanıkların kimliği gizlendi, avukatların itirazları bile alınmadı ve 18 ÇHD’li avukata sadece üç sıralı duruşma sonrasında toplam 159 yıl 1 ay 30 gün hapis cezası verildi.

Anayasa Mahkemesi de hukuksuzluklara destek verdi; örgütlü suçlarla ilgili davalarda OHAL sonrası sanığa getirilen üç avukat sınırlamasını ve avukat-müvekkil görüşmesinin dinlenip kaydedilmesi hükmünü Anayasa’ya uygun buldu.

Tanık ifadelerine dayanılarak “Anayasayı ihlal” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılan Mustafa Koçak ise adil yargılanma hakkı talebiyle 152 gündür açlık grevinde.

Toplantı ve gösteri özgürlüğü ile örgütlenme hakkı

Bu iki temel hak, çoğunlukla birlikte ihlal ediliyor: Sendikaya veya meslek örgütüne üye olanlar basın açıklaması yapmak istiyor, polis müdahale ediyor ve “örgüt üyeliğinden” yargılanıyorlar. Bu periyot, OHAL döneminde Valiliklerin eylem yasaklarıyla kökten çözülmek istense de Anayasal hakkını sokakta kullanmak isteyenler yine de eylemden geri durmuyorlar

Anayasa Mahkemesinden en çok ihlal kararı verilen başvurular da yine bu haklarla ilgili oldu.

Üniversitede pankart açtıkları için cezalandırılan öğrencilerle ilgili gerekçeli kararını açıklayan AYM: “Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, sadece toplumun geneli tarafından kabul gören görüş ve fikirleri korumakla yetinmez.”

Dolmabahçe’de katıldığı eylemde maruz kaldığı polis şiddetinin ardından hamileliği sonlanan kadının AYM başvurusu da hem tazminat hem yeniden yargılama kararıyla sonuçlandı.

Anayasa Mahkemesi, “Tecavüz Yuvası Ensar Vakfı Kapatılsın” pankartı nedeniyle ceza alan üniversite öğrencisinin başvurusunda, eylemin, demokratik toplum düzeni içerisinde bir eylem olduğuna karar verdi.

İfade özgürlüğü

Temmuz-Ağustos-Eylül 2019 dönemini kapsayan BİA Medya Gözlem Raporu, 212 gazetecinin “Anayasal düzeni hedef almak”, “örgüt üyeliği veya propagandası”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “Devlet kurumlarını aşağılama” gibi suçlamalarla TCK, TMK, Sermaye Piyasası Kanunu, Bankacılık Kanunu, Atatürk’ü Koruma Kanunu gibi düzenlemelerden hapis istemiyle yargılandığını, bir bölümünün ise mahkum edildiğini gösterdi.

Gazetecilerin yargılandığı davalarda, mahkemeler çoğunlukla ortak tutum sergiledi.

Örneğin, Yargıtay’ın mahkumiyet kararlarını bozmasının ardından yeniden görülen Cumhuriyet davasında mahkeme, savcı mütalaasına uyarak Kadri Gürsel dışındaki sanıklar hakkında önceki mahkumiyet kararında direndi.

BirGün’den gazetecilerin yargılandığı davada da mahkeme, gazetecilerin kaldığı oteller ve aynı tarihlerde o otellerde kalmış olan kişilerin “FETÖ ile iltisakının bulunup bulunmadığının” araştırılmasına karar verdi.

Sadece gazetecilerin değil, tüm toplumun ifade özgürlüğü ihlal edildi. Örneğin, avukat Özgür Urfa’ya, 5 yıl önce mahkemeye sunduğu dilekçedeki sözleri nedeniyle açılan soruşturmada yargılama izni veren Adalet Bakanlığı, aynı zamanda davanın açılmasına neden olan şikayetin de sahibiydi.

Anayasa Mahkemesi ise Yeni Akit’in başvurusunda emsal bir karar imza attı: Yeni Akit’e verilen tazminat cezasını değerlendiren AYM, haberde kötü niyet olmadığını ifade etti, “ifade özgürlüğü ifadenin duygusal olarak yarattığı etkilerden bağımsız olarak değerlendirilmeli” diyerek gazeteyi haklı buldu.

Eğitim hakkı

Özel eğitim görmesi gereken çocuklar başta olmak üzere çocukların ve gençlerin eğitim hakkı, memleketin dört bir yanında ihlal edildi.

Çocuğu yeni öğretim yılında ilkokula ve ortaokula başlayacak velilerden kayıt sırasında istenen yüksek meblağlardaki bağışlarla ilgili Öğrenci Veli Derneği, “Zorunlu bağış yasaya aykırı olarak el altından yapılıyor. Hatta makbuzsuz para toplandığına dair duyumlar geliyor” dedi.

bianet’e konuşan bir anne, kendi adresine kayıtlı okula çocuğunu göndermek istemediğini, daha iyi şartlarda olan Bakırköy’deki okulun ise bağış adı altında 10 bin lirayı bulan bir bağış istediğini anlatıp “Bu, güpegündüz gasptır” dedi.

İstanbul Valiliği kayıt parası soruşturması açtı ama istenen “bağışlar” da kayıtsız olduğundan soruşturmanın akıbeti pek umut verici değil.

Aksaray’daki Merkez Mehmetçik İlkokulu’nda velilerin, okulda eğitim gören otizmli öğrencilerin sınıflarının kapatılmasını talep etti. Okulun çıkış saatinde bir araya gelen velilerin otizmli çocukları yuhalattığı yönündeki görüntüler büyük tepki topladı ancak otizmli çocuklara yönelik ayrımcılık da bu tepkilerin ardından su yüzüne çıktı.

Üniversitelerde de yargı tehdidi de devam etti. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) yapılacak mezuniyet töreni öncesinde polis altı öğrenciyi evlere yapılan baskınla gözaltına aldı. Geçen sene de 6 Temmuz’da gerçekleşen mezuniyet töreninde “Tayyipler Alemi” karikatürünü pankart olarak açan öğrenciler “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla gözaltına alınmış, dört öğrenci tutuklanmıştı. Öğrenciler yaklaşık bir aylık tutukluluk süresinin ardından serbest bırakılmışlardı.

(Bianet’den alınmıştır.)

Kategori: Dış Köşe