EkolojiKöşe YazılarıManşetYazarlar

Büyük Menderes havzası büyük bir hızla kirleniyor

Ülkemiz su sıkıntısı çeken ülkeler içinde. Üstelik önümüzdeki on yıl içinde su kaynaklarımızı koruyamadığımız ve bilinçli değerlendiremediğimiz takdirde yapılan çalışmalar ‘su fakiri’ ülke durumuna düşeceğimizi belirtiyor. Buna karşın yaşanan gelişmeler kısıtlı su kaynaklarımızın değerini bilmediğimizi gösteriyor. Bunun en tipik örneklerinden biri de Büyük Menderes Havzası’nda yaşananlar… Türkiye’nin 25 önemli su havzasından biri olan; 25.000 km²’ye yakın bir alanı kaplayan ve üzerinde yaklaşık 2.5 milyon insanın yaşadığı havzanın kirlilik sorunu son on yıl içinde çok daha artmış ve gözle görülür hale gelmiş. Bu durum geçtiğimiz günlerde Denizli Tabip Odası’nın düzenlediği ve konunun tüm taraflarını bir araya getiren toplantıda tartışıldı.

Havzaya adını veren su kaynağı olan Büyük Menderes nehri 584 kilometre uzunluğunda… Dinar Suçıkan’dan başlayan nehir, Söke Akköy’de Ege Denizi’ne dökülüyor. Havzada Büyük Menderes’in dışında ırmak, göl, yeraltı su rezervi gibi 66 tane daha su kütlesi bulunuyor. Havza, Afyonkarahisar, Denizli, Aydın, Isparta, Burdur, İzmir, Kütahya, Manisa ve Uşak illerinin tamamını veya bir kısmını kapsıyor. Bölgede suyun %79’u tarımsal, %21’i ise endüstriyel ve evsel amaçlarla kullanılıyor. Tarımsal kullanım için tüketilen suyun yarısı akarsulardan, diğer yarısı ise sulama barajlarından ve yeraltı kaynaklarından karşılanıyor.

Büyük Menderes Nehri, Dinar’da doğar doğmaz kısa süre içinde kirlenmeye başlıyor. Kirlilik kaynakları ise hemen hemen diğer havzalardaki, özellikle de Ergene Havzası’ndakilere benzer. Menderes Havzası’nı kirleten kaynakların başında bölgede kurulu ve iyi denetlenmeyen endüstri kuruluşları geliyor. Özellikle büyük oranda Denizli’de kurulu tekstil sanayi ile yine büyük oranda Uşak’ta kurulu deri sanayi nehrin en büyük kirleticilerinden… Tekstil sanayinden kaynaklanan atık suların büyük kısmı ağartma, boyama ve yıkama işlemlerinden kaynaklanıyor. Üstelik bu atık sular boya, deterjan, tuz ve birçok kimyasal taşıyor. Deri sanayinden kaynaklanan atık sular ise sülfür, krom, kadmiyum, tuz ve çeşitli organik kirleticiler taşıyor.

Havzanın diğer kirletici kaynağı ise bilinçsiz tarım… Tarım alanlarında kullanılan suni gübre ve pestisitler havzadaki tüm yeraltı ve yerüstü su kaynakları için önemli bir kirlilik kaynağı… Havzanın üçüncü kirlilik kaynağı ise özellikle biyolojik kirliliğe neden olan kentsel atık suların arıtılmadan dere ve göllere boşaltılması sonucu oluşuyor. Büyük Menderes Havzası’nda yer alan ve nüfusu 2000’den fazla olan 48 adet yerleşim yerinin sadece 23’ünde atık su arıtma tesisi bulunuyor. Fiziko-kimyasal ve biyolojik kirliliğin pençesindeki havzada oksijen doygunluğunun düşmesinden dolayı toplu balık ölümleri artık sık karşılaşılan bir durum haline gelmiş. Havzanın ana omurgasını oluşturan Büyük Menderes Nehri ve kolları Uşak-Denizli bölgelerini daha geçerken taşıdığı su IV. kaliteye düşüyor. Yani hiçbir şekilde hiçbir alanda kullanılamaz su durumuna geliyor…

Büyük Menderes Nehri üzerinde yapılan iki bilimsel çalışma, mevcut kirliliği tartışmasız olarak gözler önüne seriyor.  2017’de yayınlanan ‘Metal pollution in biotic and abiotic samples of the Büyük Menderes River, Turkey’ başlıklı; Environmental Science Pollution Researh dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre nehir üzerinde belirlenen istasyonlardan alınan su numunelerinde baryum, alüminyum, çinko, nikel, arsenik ve demir tüm istasyonlarda yüksek bulunmuş. Emre Durmaz, Rasih Kocagöz, Evrim Bilacan, Hilmi Orhan tarafından yapılan araştırmada, Taşköprü ve Söke’den alınan su örneklerinde ise selenyum yüksek çıkmış. Çökeltilerdeki ağır metal konsantrasyonlarının sudakinden çok daha yüksek olduğu da görülmüş. Her beş istasyondan alınan sucul canlılardaki ağır metal konsantrasyonları da yüksek… Ebru Yılmaz,  Cengiz Koç’un yaptığı ve 2016’da aynı bilimsel dergide yayımlanan bir başka çalışmada ise Büyük Menderes Nehri ve kollarında yüksek oranda kirlilik saptanmış.

Nehir ve havzasında yaşayanlar kirliliğin farkındalar ve önlenmesi için her türlü çabayı gösteriyorlar. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan bir araştırmaya havzada yer alan illerin çoğunluğunda yaşayanlar bölgelerindeki su kirliliğini en öncelikli birinci veya ikinci çevresel sorun olarak tanımlamış. Bölge halkının yaşadıkları havzanın doğal kaynaklarına sahip çıkması, havzadaki kirliliğin nasıl önlenebileceği konusunda tartışmaları getirmiş. Bu tartışmalar şimdilik sonuçsuz… Bölgedeki meslek odaları ve havzanın kirliliğine karşı oluşturulmuş platformlar endüstriyel kuruluşların arıtma tesislerini maliyet unsurları nedeniyle verimli çalıştırmadığını, ayrıca havza için kritik bölgelere endüstriyel tesislerin kurulmasına izin verildiğini, çevresel etki değerlendirme çalışmalarının (ÇED) ise gerçek anlamda yapılmadığını iddia ediyor.

Büyük Menderes Havzası’nda başta üniversite, meslek odaları ve sivil toplum örgütleri olmak üzere tüm taraflarca görüşülerek hazırlanan Büyük Menderes paydaş analizi (Kaynak: Büyük Menderes Havza Atlası; WWF)

Peki, Büyük Menderes Nehri’nin sonunun Ergene Nehri’ne benzememesi için ne yapılmalı? Aslında tüm havzalarımızda yeraltı ve yerüstü su kaynaklarını korumak için yapılması gerekenler ortak… Bunun başında endüstriyel tesislerin yer seçimini dikkatli yapmak, tüm tesislere gerçek anlamda ÇED yapılmadan kurulma izini vermemek, bu tesislerin başta atık su arıtma tesisleri olmak üzere tüm arıtma tesislerini çalıştırmasını sağlamak geliyor. Ayrıca tarımsal suni gübre ve pestisit kullanımını kontrol altına almak, havza üzerindeki tüm kentsel yerleşimlerin biyolojik arıtma yapmadan atık sularını doğaya boşalmamasını sağlamak su kaynaklarımızı korumak açısından çok önemli.. Büyük Menderes Havzası’nı düşünecek olursak Uşak ve Denizli’de kurulu olan tekstil ve deri sanayinin kontrol altına alınması şart. Havza üzerindeki tüm yerleşimlerin biyolojik arıtmaya kavuşturulması, ayrıca katı atık depolama tesislerinin bir an önce yapılması gerekiyor. Bölgede özellikle yoğun suni gübre ve pestisit kullanılan Aydın ve Denizli illerindeki tarımsal faaliyetlerin bu açıdan izlenmesi ve alternatif tarım metotlarının ortaya konması önemli… Bunların bir an önce yapılması gerekiyor. Çünkü havzadaki kirliliğin geldiği boyut pek zamanımızın kalmadığını gösteriyor…

Keşke ilk andan itibaren havza ve su kaynaklarımızın değerini bilip onları koruyabilseydik. Ama kirlenmeyi önleyemedik. Şimdi temizlemek zorundayız, hem de kısa süre içinde…  Unutmayalım Büyük Menderes Havzası ve diğer havzalarımızı tekrar ayağa kaldıramazsak çok yakında su fakiri bir ülke durumuna düşeceğiz.

Kategori: Ekoloji