Editörün SeçtikleriEkonomiManşet

Ekonomik, toplumsal ve ekolojik krizin çözümü: Yeşil Yeni Düzen

Haber: Elif Ünal

Yeşil Düşünce Derneği’nin Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği ortaklığıyla düzenlediği 9. Yeşil Ekonomi Konferansı “Yeşil Yeni Düzen” ismiyle İstanbul’da, Cezayir Toplantı Salonu’nda gerçekleşti.

Boğaziçi Üniversite’den Doç. Dr. Sevil Acar, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ayşe Uyduranoğlu ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ahmet Atıl Aşıcı’nın konuşmacı olarak yer aldığı konferansta yeşil ekonominin Türkiye’de nasıl sağlanabileceği, dünyadaki örnekler üzerinden tartışmaya açıldı.

10 yıl sonra yeniden Yeşil Yeni Düzen

Yeşil Ekonomi Konferansları içinde bulunduğumuz ekonomik, toplumsal ve ekolojik krize karşı topyekûn çözüm üretebilecek ekonomi modelini ortaya koymak amacıyla 2009 yılında itibaren her yıl düzenleniyor. “1930’ların Yeni Düzen’i ekonomik krizi nasıl toplumsal krize çareler üreterek yenebildiyse, 21. Yüzyılın bu ilk krizi, artan yoksulluk ve ilkim krizini es geçerek atlatılamayacak” diyen Yeşil Düşünce Derneği, bu yıl düzenlediği konferans ile 2009 yılında ortaya çıkan Yeşil Yeni Düzen kavramını tekrar masaya yatırdı.

Konferans, Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği Enerji ve Çevre Politikaları Projeleri Koordinatörü Menekşe Kızıldere ile Yeşil Düşünce Derneği Yönetim Kurulu üyesi Yrd. Doç. Dr. Alper Akyüz’ün açılış konuşmaları ile başladı.

Acar: ‘Yeşil Yeni Düzen’i konuşmak zorundayız’

Gazeteci Pelin Cengiz’in moderatörlüğünde gerçekleşen ilk oturumda Boğaziçi Üniversite’den Doç. Dr. Sevil Acar, “İklim Değişikliği Politikasında Alternatif Kurgular ve Olası Sonuçları” isimli sunumunu gerçekleştirdi.

Acar, konuşmasına bu yüzyıla damgasını vuran küresel sorunlar arasında birçok ülke için sanayileşmede geç kalınması, yatırımların azalması, üretkenlik kayıpları, gelir dağılımındaki adaletsizlik, genç nüfusta işsizlik, sosyal dışlanma ve şiddetin yanı sıra gıda, finans ve yakıt krizlerinin olduğunu söyleyerek başladı. Bütün bu sorunların iklim krizinin görülebilir etkileriyle katlandığını kaydeden Acar, bu sebeple Yeşil Yeni Düzen’in konuşulmaya başlanmasının kaçınılmaz olduğunu belirtti.

‘Dengeleme mekanizmaları ekonomideki gerilemenin önüne geçebilir’

Acar, iklim krizine sebep olan karbon emisyonlarını azaltmak için uygulanan iki temel ve doğrudan politika aracı olan, karbon vergisi ve karbon emisyonu ticaret sistemlerinin tek başlarına uygulanmasının ekonomide yaratacağı sıkıntılara da dikkat çekti.  Sunumda bu ekonomik sorunlara alternatif olarak birçok akademisyenin yaptığı modelleme çalışması üzerinden emisyon azaltım politikalarında uygulanabilecek genel denge mekanizmalarına değinildi.

“Sadece emisyon düşürmek istersek, sektör kötü etkilenecek ama bunu destekleyecek politikalar ile bu kötü etkilenme artıya çevirilebilir” diyen Acar şu ifadeleri kullandı:

“Karbondioksit ve diğer sera gazlarının etkili bir biçimde vergilendirilmesi ve kömür teşviklerinin kaldırılması ile elde edilen mali gelirin araştırma geliştirmeye, yeşil projelere, uyum harcamalarına, bölgesel kalkınma programlarıyla birlikte yenilenebilir enerji dönüşümüne harcamak mümkün. Aynı zamanda uygulanan vergilerin karşılığında istihdam vergisi gibi başka alanlarda vergi azaltılmasıyla nötr vergi uygulaması yapılması da ekonomide yaşanacak gerilemenin önüne geçebilir.”

 Doç. Dr. Uyduranoğlu: Ekonomistler savunuyor ama uygulamaya geçilemiyor

Konferansın ikinci oturumunda İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ayşe Uyduranoğlu  “Yeşil ekonomik düzene geçişte fiyatlandırma politikaları ve toplum desteği” isimli sunumunu gerçekleştirdi. Sunumda karbon emisyonlarını azaltmak için uygulanan fiyatlandırma politikalarının uygulama aşamasında neden sorun yarattığı irdelenirken, hükümetlerin toplumun desteğini sağlamak için yürütebileceği politikalar tartışıldı.

‘Toplum çevre politikalarına karşı önyargılı’

“Her ne kadar bilim insanlarının geliştirdikleri yeşil ekonomi modelleri bulunuyor ve bu modeller ekonomistler tarafından savunuluyorsa da gerçek dünyadaki uygulamaları sıkıntılı olabiliyor” diyen Uyduranoğlu, bu durumun sebepleri olarak şu etkenleri öne sürdü:

“Ekonomiyi geriletebilecek bir yapıya sahip olmaları, rekabete zarar vermeleri, toplumda var olan önyargılar ve hükümetlere karşı güvensizlikle  çevre problemlerine dair toplumun sahip olduğu asimetrik enformasyon.”

“Demokratik toplumlarda, toplumdan destek görmeyen bir politikayı hayata geçirmeye kalktığınız zaman, bir şekilde kendi geleceğinizi tehlikeye atıyorsunuz. Çünkü sistem sizi tekrar seçilmek için toplumun hoşuna giden politikalar yapmaya itiyor” diye konuşan Uyduranoğlu,  örnek olarak benzin fiyatlarına gelen vergi sonrasında Fransa’da ortaya çıkan Sarı Yelekliler hareketini gösterdi.

Güven kazanmak için dört  politika önerisi

Hükümetin çevre harcamalarını vergi üzerinden yapmasının vatandaşlarda “bütçe açığını kapatmak için çevrenin bahane olarak kullanıldığı” algısına yol açtığını belirten Uyduranoğlu, hükümetin toplumun güvenini kazanmak için çalışması gerektiğini söyledi.

Sunumda uygulamada karşılaşılacak sorunların; pilot bölge uygulamalarıyla toplumun sürece alıştırılması, halkın çevre problemleri hakkında her türlü iletişim olanaklarıyla bilgilendirilmesi, elde edilen gelirin özellikle çevre dostu projelerin finansman kaynağı olarak kullanılması ve verginin basamaklar halinde uygulanması ile aşılabileceği ifade edildi.

Doç. Dr. Aşıcı: Türkiye’nin yeni bir hikâyeye ihtiyacı var

Konferansın son sunumu olan “666”, İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Atıl Aşıcı tarafından gerçekleştirildi. Sunumda Yeşil yeni düzenin arka planı, tarihsel gelişimi ve uygulama örneklerinden yola çıkarak Türkiye’de nasıl uygulanabileceğini anlatıldı.

Aşıcı, sunumuna katılımcılara “2030’da nasıl bir Türkiye’de yaşamak istersiniz?” sorusunu sorarak başladı. İlk seçenekte Türkiye’nin şu anki gidişatını öngören tablo sunulurken, ikinci seçenekte ekonomide yapılan küçük reformlar ile hem toplam karbon emisyonunun 666 milyon tona düşürüldüğü hem de Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) 2 milyar 828 milyona çıkartıldığı bir model gösterildi. Aşıcı, aynı zamanda sunumuna ismini veren 666 sayısına, kömür teşviklerinin kaldırılması, karbon vergisinin uygulanması ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla ulaşılabileceğini söyledi.

Türkiye’nin 2012 yılındaki durumu ile 2019 yılını karşılaştıran Aşıcı, “Türkiye ekonomisi derin bir ekonomik krizde. Türkiye’nin yeni bir hikâyeye, yeni bir modele ihtiyacı var. AKP’nin 2023 vaadinin dayandığı politikalar bizi 2019’da bir çöküşe getirdi. Şu anda 2012 yılından çok daha kötü bir ekonomik durumdayız. Ayrıca 2012 yılında anketlerde mutlu olduğunu söyleyen insan sayısı oranı yüzde 61 iken şu anda bu sayı yüzde 53’e düşmüş durumda” diye konuştu.

‘Daha önceki krizi aştık, gene aşabiliriz’

Dünyadaki benzer bir krizin daha önce bir takım düzenleme ve politikalarla aşıldığını söyleyen Aşıcı örnek olarak 1929 Ekonomik Buhranı’nı gösterdi:

“1929 yılında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) toplumu büyük bir belirsizliğin içerisine düşmüş durumdaydı. GSYH yüzde 29’a düşmüş, işsizlik yüzde 25,2’ye çıkmış, 4000 banka batmış, gelir eşitsizliği had sayfaya ulaşmıştı” diyen Aşıcı, krizden Başkan Roosevelt’in uyguladığı sosyal devlet reformu Yeni Düzen ile çıkıldığını anlattı.

1980’li yıllarda uygulanan neoliberal politikalar ile bu hakların geri alınması yüzünden dünyanın 2008 yılında yeni bir krizle yüz yüze kaldığını söyleyen Aşıcı, bu sefer ek olarak ekoloji krizinin de aşılması gerektiğini ve Yeşil Yeni Düzen kavramının ortaya çıktığını söyledi.

“2009’da küçük bir grup tarafından savunulan Yeşil Yeni Düzen görüşü şu anda ana akım tarafından da tartışılıyor. AB Komisyonu Başkanı 2019 Ursula von der Leyen’in Avrupa için Yeşil Yeni Düzen ismiyle seçim kampanyası haline geldi. 2020 ABD Demokrat Parti adayları tarafından da Yeşil Yeni Düzen öneriliyor” açıklamasında bulunan Aşıcı, sürdürülebilir bir yaşam yaratmak için Türkiye’de bu yeşil ekonomi paketinin de gündeme alınması gerektiğinin altını çizdi.

2 derece için hedef 441 milyon ton CO2

“Küresel ısınmayı 2 derece ile sınırlı tutmak istiyorsak 2030 yılındaki karbon emisyonu miktarımızı 441 milyon ton CO2 ile sınırlayacak reformlar yapmamız gerekiyor. Bu süreci merkezi hükümetle, yerel yönetimle ve özel şirketlerle beraber katılımcı bir şekilde planlamalıyız. Aynı zamanda İsveç’te uygulanan bir politikayı Türkiye’de nasıl uygulayabileceğimizi düşünmek gerekiyor. Bunun için de kapsamlı akademik çalışmalar yapılması gerekiyor” diyen Aşıcı sunumunu şöyle sonlandırdı:

“Türkiye dönüşüm eylem planı hazırlamalı, bunun için bir dönüşüm fonu oluşturulmalı, enerji sektörü bir plan dahilinde karbonsuzlaştırılmalı, pasif binalar ve kompakt kentler inşa edilmeli, temiz toprak,  temiz hava ve temiz su harekatı başlatılmalı. 1929 da en az bu kadar karamsar bir dönemdi ama bu krizden sosyal devlet reformuyla çıkmıştık. Şimdiki krizden çıkış da ancak bu şekilde gerçekleşebilecek.”

Konferans, sunumların ardından katılımcılar ile birlikte gerçekleştirilen soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. Konuşmalar ve tartışmalar; sunumların sonrasında düzenlenen öğle yemeğinde devam etti.