Doğa MücadelesiEditörün SeçtikleriManşet

Bergama’dan iklim grevlerine, Türkiye’de ekoloji mücadelesinin seyri: Aktivistler anlatıyor -2

Dosya Haber: Tuğba Baykal

Uzun yıllardır iklim ve ekoloji mücadelesi veren deneyimli aktivistlerin tecrübeleri ile gençlerin dinamizminin buluşması gerektiği bir çok platformda dile getiriliyor. Yerellerden başlayan, köylülerin suyunu, havasını, toprağını savunmak için başlattığı direnişlerden dünya genelinde yaygınlaşan ve gençlerin başını çektiği iklim grevlerine, mücadelelerin seyrini aktivistlerle konuştuğumuz yazımıza ikinci bölüm ile devam ediyoruz.

Yaklaşık 40 yıldır aktif olarak ekoloji mücadelesinin içinde yer alan ve Yeşiller Partisi kurucularından Bilge Oykut sayısız eylem, miting ve protestoda yer almış, örgütlemiş isimlerden biri. İnsan sömürüsü ile doğa sömürüsü arasındaki ilişkiyi fark ettiğinde ekoloji mücadelesinin ne kadar elzem olduğunu kavradığını söyleyen Oykut bunun ardından ise hayatını bu mücadeleye adamış:

 ‘Gençlere yeterince alan açmadığımız için özeleştiri vermeliyiz’

“Ben 80’li yıllardan beri bu politikanın içindeyim, ilk caretta caretta eylemleri ile başladık, o bölgede çadırlar kurmuştuk, daha sonra Ankara Güvenpark betonlaşma eylemlerine katıldık. Derken süreç gelişti. Bizler 68-78 kuşağındanız, bir yandan insanın sömürülmesine ve savaşlara karşı çıkarken aslında doğanın da sömürülüyor olduğunu daha sonra fark ettik. Bunun üzerine ise Yeşiller Partisi’ni kurduk. O dönem Bodrum’da yaşıyordum ve tüm gelişmeleri yakından takip ediyordum, gözlerimizin önünde oluyordu tüm yeşil alanların yok edilmesi ve betonlaşma”

Oykut, Akkuyu’da kurulacak olan Nükleer Santral Projesi’ni önlemek için 12 yıl boyunca eylemler yaptıklarını anlatıyor. “O dönem tüm çabalarımıza rağmen köylü ile iletişimde zorlanıyorduk” diyen Oykut sonunda çareyi köylüleri ikna edebilmek için bir dönem köye yerleşmekte bulmuş:

‘Nükleer Santral ihalesi yapılmadan birkaç ay önce, 2 Ocak tarihinde köye gittim ve orada bir köy evi tuttum. Tek başıma gittim, köy kahvesine girip bir eve ihtiyacım olduğunu söyledim, hatta bir roman yazacağım ve bu köyde yazmak istiyorum, dedim onlara. Kiralık ev sordum ve köylüler de terkedilmiş evlerden birini gösterdiler, o evi tuttum ve yerleştim oraya. Tam 12 senedir Akkuyu’da Hiroshima’nın yıl dönümünde oraya gidip protestolar yaptık, fakat köylüleri bir türlü ikna edemiyorduk. Demek ki farklı bir şey denememiz gerekiyordu. ‘İçeriden daha yakından ilişki kurmalıyız’ dedim ve köyde  yaşama kararı aldım.  Yerleştikten sonra uzun uzun köylülerle konuştum. Çabalarımız sonunda sonuç vermişti. Mart 25’de, yani üç ay sonra tam yedi otobüs köylüyle nükleer santral ihalesinden önce Ankara’ya meclis önüne gittik. Sendika ve odalar da destek olmuştu bize, o gün meclisin önünde trafik durdu, köyün en yaşlısı konuşma yaptı, köylü bir kadın şiir okudu. Çok tarihsel bir andı. Yetkililer hemen içeri davet ettiler bizi konuşmak için, ama tabii ki kabul etmedik. ‘Biz iptal kararı bekliyoruz’ dedik ve protestomuza dışarda devam ettik. Tam yarım saat sonra iptal kararı geldi. O dönem için çok önemli bir karardı bu, yedi otobüs köylü Ankara’ya gelmişti ‘köyümüzde nükleer santral istemiyoruz’ demek için.’

Oykut’a o dönemlerde eylemlere gençlerin dahlini sorduğumuzda, gençlerin çok aktif olmadıklarını söylüyor. Bunu eski sol gelenekten kalma örgütlenme alışkanlıklarına da bağlayan Bilge Oykut, “Gençlere alan açma konusunda yetersiz kaldık. O dönemi bugün ile karşılaştırdığımda bizlerin de bu konuda özeleştiri vermemiz gerekir” diyor ve ekliyor:

“O zaman gençler çok dâhil değildi, biz genelde orta yaşlı insanlardık aktif olan. Gençler de vardı ama çok öncü değillerdi, belki bizim de kabahatimiz vardı. Daha çok gençleri öne çıkarmamız gerekirdi. Önde olan çok insan vardı ama eski solculuk öğretmenliği hala ilk Yeşiller’de de devam ediyordu. Sosyalist harekette vardır ya, öğretmenler çıkar konuşurlar onun gibiydi. Gençlerin bizi yönlendirmesine çok olanak verilmiyordu, politikayı biz öğretiyorduk, onlara kürsü vermiyorduk, bu belki en büyük hataydı. Şu an bütün dünya ayağa kalktı gençlerin eylemleri ile bu çok önemli.”

Gençlerin mücadelesine ve dinamizmine inandığını söyleyen Oykut, “iklim grevleri ile binlerce kişi sokağa çıktı, bu çok kıymetli” derken, bunun yerellerdeki mücadeleler ile birleşmesi gerektiğine vurgu yapıyor:

“Bu sene Eylül ayındaki iklim grevinde Ayvalık’ta da inanılmaz bir yürüyüş yapıldı, fakat bu ne yazık ki yerel sorunlara yansıyamadı. Mesela burada, Ayvalık’ta bir zeytin küspesi fabrikası var, bacalarından zehir çıkıyor. Herkes maskeyle dolaşıyor. Oraya da yürünmeliydi, ama yürünmedi. Evine dönünce unutmamalı insanlar siyaseti. Greta’nın öncülüğünde çok güzel bir miting oldu o gün, fakat mücadele yerelleşmedi. Bunun yöntemlerini de konuşmamız gerekiyor hep birlikte.”

 ‘Sovyetlerde bile çevre sorunlarının fark edilmediğini görünce farklı bir pozisyon aldık’ 

Senih Özay, yıllarca çevre mücadelelerinin avukatlığını üstlenen bir isim. Birçok önemli davada ismi geçiyor. 40 yılı aşkın süredir avukatlık yapan Özay, 80 öncesi devrimci gelenekten geliyor. Ekoloji mücadelesine ise yalnızca insanı merkeze koymayan, insanın yanı başına doğayı da koyarak siyaset yapmak gerektiğini fark ettiğinde başladığını söylüyor:

İzmir Selçuk’ta ağaçlı yol, Muğla’da caretta carettalar, termik santraller, nükleer santraller, Bergama altın madeni gibi birçok çevre dosyalarının avukatlığını üstlendim. 80 öncesi sol siyasetten geliyorum. Önce sol siyaset içinden karşı çıkmaya çalıştık bu duruma, eleştiriler getirdik, doğa sömürüsünün önemini vurguladık, ama Sovyetler’de bile çevre sorunlarının fark edilmediğini gözlemleyince farklı bir pozisyon aldık, ayrı mücadele yürütmeye karar verdik.”

Özay’a ekoloji ve iklim mücadeleleri ve gençlerin başlattığı iklim grevleri ile ilgili fikrini sorduğumuzda ise çocukların sokağa inmelerinin umut verici olduğunu söylüyor, ancak bazı risklere dikkat çekiyor:

“Greta ile başlayan ve dünya çapında yaygınlaşan çocukların okul grevleriyle önemli işlere kalkıştıklarını düşünüyorum. Çocukların ve gençlerin sokaklara inmeleri umut vaat ediyor. Fakat bazı riskler de var. Sermaye sınıfı ve müttefiki devletler iklim isyan hareketlerini de kendi lehlerine yarayışlı hale getirmeye kalkacaklardır.”

Küresel iklim grevleriyle yerel ekoloji mücadelelerinin nasıl birleşebileceğini sorduğumuzda ise tabiatı gereği zamanla bu birleşmenin gerçekleşeceğini söylüyor, “Önemli olanın bu birleşmenin hızlı olması” diyor.  “Fakat bu birleşmeleri, küresel iklim grevleri ile yerel mücadelelerin, pratiklerin buluşmasını  hızlandıracak düşünce duygu ve cüret gündeme gelmeli, bu konuda yoğunlaşma gerekiyor’ diye de ekliyor Özay.

 ‘İklim grevleri ile nihayet birkaç kuşağın birden ayağa kalktığını görüyoruz’

Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra da iklim ve ekoloji mücadelesi denilince akla gelen ilk isimlerden biri. Madra ile bu sene 25. yıldönümünu kutlayan Açık Radyo’da görüştük. Küresel iklim grevleri ve iklim krizi ile ilgili görüşlerini, mücadelenin dünü, bugünü ve yarınına dair fikirlerini Madra’nın kendinden dinleyelim.