GündemKitapManşet

Soner Yalçın’a bir intihal suçlaması daha

Yeşil Gazete yazarı, kampanyacı Ayşe Bereket, gazeteci-yazar Soner Yalçın’ın gıda sektöründeki kirli ilişkileri ve küresel zehir tacirlerini anlattığı çok satan kitabı Saklı Seçilmişler’de yer alan bilgilerin kendi yazılarından intihal olduğunu duyurdu. Bereket, Twitter hesabından Yalçın’ın kitabında, kendi yazdığı GDO hakkındaki yazılardan bire bir alıntılar tespit ettiğini açıkladı:

“Soner Yalçın’ın Saklı Seçilmişler kitabında, şu ana kadar tespit ettiğimiz kadarıyla, 2012-2017 arasında yazdığım ve kendi blogumun yanı sıra yazarı olduğum Yeşil Gazete’de de yayınlanan sekiz GDO yazımdan intihal var.”

Birkaç ay önce genetik konusunda çalışan bir akademisyenin Twitter’dan haber vermesi üzerine olayı öğrendiğini belirten Bereket, “İncelemelerim sonucunda da, 2017 Aralık’ta yayınlanan Saklı Seçilmişler kitabında benim 2012-2017 arası yazdığım toplam sekiz GDO yazımdan intihal olduğunu gördüm” diye konuştu.

Bereket, sorularımıza şöyle yanıt verdi:

-GDO üzerine Yeşil Gazete’de de yayımlanan bir dizi makaleniz var. Ne zamandır bu konuda yazıyorsunuz ve sizi GDO üzerine yazmaya sevk eden ne oldu?

1990’ların sonunda, Amerika’da yaşadığım dönemde genetiği değiştirilmis organizmalar henüz yeni yeni piyasaya sunuluyordu. Bunlar etiketlenmeden satışa sunulduğu için ne olduğunu anlamadığım bir şey yeme fikri korkutucuydu. Türkiye’ye döndüğümde, geçirdiğim bir rahatsızlık sonrasında doktorumun verdiği bir ilacın prospektüsünde Aspartam maddesini görüp, araştırmaya başlayınca karşıma yine Monsanto şirketi çıktı. Monsanto’yu araştırmaya başladım ve karşıma Monsanto’yla birlikte Monsanto’nun ürettiği glifosat gibi birçok kimyasal madde ve de  GDO çıktı. O dönemden itibaren GDO konusunun peşini bırakmadım ve İngilizce kaynaklardan takip edip, araştırdım. Bu süreçte de yabancı dil bilmeyenlerin dünyadaki gelişmeleri takip etmesinin ne kadar zor olduğunun farkına vardım ve 2012 yılında Monsanto ve GDO hakkında yazmaya başladım, ve hala da devam ediyorum. İlk birkaç yazım Yeşilist’te çıkmıştı. 2013 yılından beri de yazılarımı hem kendi blogumdan, hem de gönüllü yazarı ve GDO editörü olduğum Yeşil Gazete’den yayımlıyorum. GDO’ların Türkiye’ye girmesini engellemek için farkındalık yaratmak, farkındalık yaratmak için de doğru ve güncel bilgi yaymak gerektiğine inanıyorum. Kısa süre içinde eski ve yeni araştırmalarımı içeren bir kitabım da yayımlacak zaten.

-Aynı zamanda GDO karşıtı bir aktivistsiniz. Bundan da bahsedebilir misiniz? 

Evet, GDO hakkında yazmaya başladıktan kısa süre sonra, profesyonel olarak Greenpeace Akdeniz’de GDO kampanyasında çalıştım. 2013-2016 yılları arasında GDO’nun yanı sıra gıda, petrol şirketleri ve iklim değişikliği, tekstil ürünlerindeki zehirli kimyasallar konusunda kampanyalar yürüttüm.  Greenpeace’ten ayrıldıktan sonra 2017’de kendi başıma bir GDO kampanyası yürüttüm. Konuyla ilgili 20’nin üzerinde dernek, vakıf ve platform da kampanyama destek verdi. Kampanya şöyle gelişmişti; 20 Mart 2017’de Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı 2016-2017 yıllarında yurt içinde yapılan 660 GDO denetimin 7’sinde GDO’lu soya kıyması tespit edildiğini ve ilgililer hakkında yasal işlem yapıldığını açıklamıştı. Üç gün sonra, o dönemin bakanı, Adana’da ekmek katkı maddesi üreten bir şirketin ürünlerinde GDO tespit edildiğini ve yasal işlem başlatıldığını açıkladı. Ancak bakanlık bu 7 GDO’lu soya kıyması ve GDO’lu ekmek katkı maddesinin isimlerini açıklamıyordu. Ben de bunun üzerine ben de change.org üzerinden bir kampanya başlattım. Çok kısa bir süre içinde 36 binden fazla kişi bu kampanyaya imza attı.

-Bu makaleleri yazarken danıştığınız bilim insanları oldu mu?  

Türkiye’de GDO konusuyla ilgilenen çok değerli akademisyenler, aktivistler, platformlar, STK’lar mevcut. Örneğin, akademisyenlerden ilk aklıma gelen Prof Dr. Seminur Topal. Yeni İnsan Yayınevi’nden “Değiştirilen Gen mi? Sen mi? Evren mi?” isimli kitabın da yazarı.  Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu da yıllarını vermiştir bu konulara. Slowfood, Buğday Derneği, Çiftçi-Sen, GDO’ya Hayır Platformu gibi oluşumlar GDO konusunda farkındalık yaratmak ve GDO’ların Türkiye’ye girmemesi için büyük emek ve mücadele verdiler.Ben Monsanto ve diğer büyük biyoteknoloji ve kimya şirketlerinin ürettikleri tarım zehirleri, yani pestisitler hakkında da araştırıp yazıyorum. Bu konularda da elbette Dr. Bülent Şık çok değerli bir akademisyen ve uzman. Slowfood Fikir Sahibi Damaklar’dan Defne Koryürek, ilk yazmaya başladığım yıllardan itibaren her zaman bana destek olmuştur. Herkesin ismini saymam zor şu anda. Kısacası, herkes bir tarafından tutuyor bu meselenin, ve destek tabii çok önemli ve değerli.

Dava süreci başlıyor

Dava süreci başlatacağını söyleyen Bereket’e yine twitter üzerinden çok sayıda destek geldi. Akademisyen, Doç. Dr. Esra Arsan şunları yazdı: “Şimdi sayın Yalçın Nisan 2009’da olmuş bu olayı gazete arşivlerinden toplamış olamaz mı? Sonuçta herkes bulabilir bunu. Hayır, olamaz. Çünkü aynı Bereket’in cümleleriyle, onun anlatımıyla ve sözcük dizgeleriyle anlatmış. Resmen ondan çalmış. İntihal suçtur.”

Yazar, araştırmacı Defne Koryürek ise, “Kimse intihalden şüphe etmeden takip etsin diye paylaşıyorum: Ayşe Bereket yazısını yayınladığı yıl (2013) GDO’lu hayvan yemine izin sayısı 19’du. Soner Yalçın kitabını yayınladığında ise (2017) bu sayı çoktan 36 olmuştu” dedi.

Koryürek Yeşil Gazete’ye de şu değerlendirmeyi yaptı:

Tez borsasının manşetlere girdiği, prekaryanın her an sayıca arttığı bir memlekette emek gaspı şaşırtıcı değilse de, bu kez mağdurun sivil topluma hizmeti tarifsiz bir dostum olması sebebiyle, canım ayrıca sıkkın.

Gazetemizin takipçileri bilir. Ayşe yıllardır GDO’ya ilişkin en kapsamlı yazıları bila-ücret yazıp bu konuda çalışan sivil ve siyasi muhalefete en çok ihtiyaç duyulan bilgiyi, en doğru tercüme, en taze veri, en seri takip ile sağlayandır. Hakkı hakikaten ödenmez.

Soner Yalçın, bu yazıların hemen tümünden neredeyse copy/paste yaparak ve arada dolayısıyla güncellemeleri de atlayarak Saklı Seçilmişler’i yazmış ve üstelik dudak uçuklatan bir sayı, kitap tam 260 bin basılmış. Ama hiçbir dipnotunda, kaynakçanın herhangi bir yerinde  Ayşe’ye referans yok!

Böyle şey olmaz!

Elbette araştırırken her türlü belgeden yararlanılır ama copy/paste yaparken bu bilgi mümkünse tırnak içine alınır ve daima bir dipnotla kaynağı belirtilir. Bu iki husus, “benden önce konuyu çalışanları biliyor, onları hürmetle selamlıyor ve size getiriyorum” demektir. Bu hususlar yerine getirilmediğinde, “tamamını ben yazdım” demiş olursunuz.

Öyle görünüyor ki Soner Yalçın, Ayşe’nin emeğine hürmet göstermemeyi seçmiş. Bir yazarın emeğinden faydalanıp ona referans vermemenin adaletli, hakkaniyetli hiç bir yanı yok.

Dava açmaya hazırlanıyor Ayşe, 125 sayfalık bir dosya hazırlamış. Ben içinden, hani şu bahsettiğim türde copy/paste’e bir örnek paylaşmak isterim:

Soner Yalçın 2017 yılında yayınlanan kitabı Saklı Seçilmişler’in 173. sayfasında Türkiye’de GDO’lu hayvan yemine verilen izin sayısı 19 olarak geçiyor. Bu sayı gerçekte 36. Bu fi tarihinden kalma 19 nasıl bir araştırmacılık ürünü diye sormamak kabil değil. Ama Ayşe’nin 2013 yılında yayınlanan “Monsanto’nun Bilim Dünyasına Müdehalesi: Seralini Araştırması Yayından Kaldırıldı” başlıklı yazısıyla kıyaslayınca kitabı, taşlar yerine oturuyor.

Korkarım benzerlik sadece sayıda değil. “

Kemal Gözler: İntihalle mücadelede kamu yararı var

Kamu hukuku uzmanı, akademisyen Kemal GözlerÖrnekleriyle Usûlsüz Alıntı Sorunu adlı kitabında, “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, alıntı yapılmasına, alıntının kaynağının gösterilmesi gibi bazı sıkı şartlar altında izin vermiştir. Adı geçen kanunda öngörülmüş şartlara, özellikle de kaynak gösterme şartına uyulmadan yapılmış alıntıya usûlsüz alıntı denir” diyor.

Sorunun Türkiye’de kaygı verici boyutlara ulaştığını anlatan Gözler, intihalle (usulsüz alıntı) mücadele etmenin sadece yazan kişinin eseri üzerindeki malî ve manevî haklarını korumak için değil, “kamu yararı” olduğu için de gerekli olduğuna değiniyor: “Usûlsüz alıntının yaygın olduğu bir ülkede, özgün fikrî üretim kaçınılmaz olarak düşer. Yazdığı cümleleri birkaç ay sonra başka bir yazarın kitabında görecek olan yazar, ne diye kitap yazmaya devam etsin ki?”

Anayasa.gen.tr’de kaleme aldığı “Örnekleriyle Usulsüz Alıntı Sorunu” makalesinde, Anayasa Mahkemesi’nin kendi yayınlarından referans vermeden kullandığı alıntıları anlatan Gözler, “Cümle ve kelime benzerlikleriyle içerikteki benzerliklerin, usulsüz alıntıya kanıt gösterileceğini, bu nedenle de  Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 70. Maddesi uyarınca tazminat davası açılabileceğini” belirtiyor.

Yalçın daha önce de suçlanmıştı

Soner Yalçın, 2014’teki Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP ve MHP’nin ortak adayı olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun bir doçentlik tezinden intihal yaptığını anlattığı köşesinde “intihal, kamu görevinden çıkarma cezasını gerektiren hükümler içerisindedir” dedikten sonra yazıyı, “Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün’ diye bitirmişti.

Ancak yazarın kendisi de pek çok intihal suçlamasının merkezinde yer aldı.

22 Nisan 2016’da İlhan Arsel Üniversitesi adındaki facebook hesabından,  Yalçın’ın bir yazısında Prof. İlhan Arsel‘in “Arap Milliyetçiliği ve Türkler” isimli kitabından intihal yaptığı öne sürüldü. Soner Yalçın 2010’da Taner Timur‘un “Osmanlı Çalışmaları” ve Tarihçi Murat Bardakçı’dan intihal yapmakla suçlandı.  2017’de ise Yalçın’ın “İngiliz Wikileaks’inde ünlü Türkler” başlıklı yazısında, İngiliz Yıllık Raporlarında Türkiye 1920 kitabından kelime kelime intihal yaptığı iddia edildi. 

Kategori: Gündem