Dünyaİklim KriziManşet

Tuvalu’nun batan adaları: Bir gün gelecek ve biz yok olacağız

Tuvalu takımadaları

Yeşil Gazete için çeviren: Verda Zincirkıran

Havanın en sıcak olduğu günlerde, Leitu Frank artık nefes alamadığını hissediyor. Beş çocuk annesi ve ev kadını olan Leitu, esintiyi biraz hissetmek adına kendi evinden çıkıp su kenarında tahta bir kulübeye yerleşiyor. Yıkadıklarını katlarken ritmi öngörülemeyen ve yükseldikçe kendi ailesini boğulma tehdidine sürükleyen çalkantılı turkuaz suları seyre dalıyor.

Esneyen pembe bir T-shirt ve rengi gitmiş yöresel kıyafetinin içinde Frank, “Deniz bütün kumu yiyor” diye söyleniyor:

“Eskiden, kum uzaklara kadar uzanırdı, yüzerken denizin dibini ve mercanları görebilirdik. Şimdilerde ise hava hep bulutlu ve mercanlar öldü. Tuvalu batıyor.”

Küresel ısınmanın ön cephesinde yer alan bu minik takım adaların yerlilerinin küresel ısınmanın etkisini anlatan sloganı “Tuvalu batıyor.” Hawaii ile Avustralya’nın tam ortasında kalan ve Okyanusya’da bulunan bir Polonezya ülkesi olan Tuvalu, Pasifik’in üzerinde bir benek gibi.

Dünyanın dördüncü küçük ulus olan Tuvalu’da sadece 11000 kişi yaşıyor.  Bunların çoğunluğu, boş yer bulmak için insanların birbiriyle savaştığı, tıklım tıklım dolu olan en büyük adada, Fongafale’de.  Tuvalu’nun toplam yüz ölçümü ise 26 kilometrekareden daha az.

Hükümetin dediğine göre yükselen deniz seviyesi ve kıyı erozyonu yüzünden Tuvalu’nun dokuz adasından ikisi okyanusun dibini boylamak üzere. Adaların çoğu deniz seviyesinden üç metre yüksekte bulunuyor ve en dar noktasında Fongafale sadece 20 metre kadar genişliğinde.

Çocuklar Funafuti lagünü yanında oynuyorlar. Fotoğraflar: Sean Gallagher/The Guardian

Fırtınalar sırasında doğudan ve batıdan adaya doğru gümbürdeyerek vuran dalgalar yerlilerin deyimine göre ülkeyi yutuyor. Adadakilerin büyük çoğunluğu denizin kendilerini tümüyle mideye indireceğine dair kabuslar gördüğünü dile getiriyorlar. Ve bu durum, uykularında canlanan uzak bir korkudan ibaret değil, bir sonraki nesle kalmadan yaşayacakları bir durum. Bilim insanlarına göre önümüzdeki 50 ila 100 sene içerisinde Tuvalu’nun yaşanabilir bir yer olmaktan çıkacak. Yerlilere göre bu, çok daha erken olabilir.

Frank’in teyzesi Nausaleta Setani, geceleri lagünün yanındaki ağaçtan kulübede kalıyor ve yastık olarak da bir can yeleği kullanıyor. En başta, adanın yaşlı kesiminin birçoğu gibi iklim değişikline inanmayanlar arasındaydı. Denizin her taşkın hareketi ile günlük hayatı giderek daha zorlaşan Setani, bilim insanlarının dediklerine yavaş yavaş ikna oldu.

Nausaleta yeğeniyle birlikte lagünün yanındaki çardağında oturuyor.

Kulübesinin biraz ötesinde okyanus kıyıyı aşındırırken tezat bir şekilde huzurlu ve aynı zamanda rahatsız 54 yaşındaki Setani, “Bir saatten diğerine, bir günden diğer güne iklim çok hızlı değişiyor” diyor:

“Şu anda meydana gelenlerin nedeninin özellikle başka ülkelerde yaşayan insanlar yüzünden olduğunu öğrendim. Bu beni çok üzüyor. Ancak anlıyorum ki diğer ülkeler kendi vatandaşları için ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar. Ben küçük bir ülkedenim. Ve büyük ülkelerden tek ricam, bize saygı duymaları ve bizim hayatlarımızı da göz önünde bulundurmalarıdır.”

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, iklim değişikliğinin etkilerine karşı aşırı hassas olan Tuvalu’yu kaynak sıkıntısı çeken, en az gelişmiş ülke olarak sınıflandırıyor. Pulaka mahsülünü* mahveden ve diğer meyve ve sebzelerde de azalmaya sebep olan gözenekli ve tuzlu bir yapıdaki toprak, zemini ekim için neredeyse işe yaramaz hale getirmiş durumda.

Taro ve cassava gibi Pasifik Adaları’nın lifli ana gıdaları, diğer birçoğu gibi çok büyük maliyetler ile adaya artık ithal edilmek durumunda.

Yükselen okyanus seviyesi yeraltı sularıyla beslenen mahsullerde kontaminasyona sebep olduğu için şu anda Tuvalu tamamıyla yağmur suyuna bağlı. Ancak ülkede yaşanan kıtlık ve kuraklık da ürkütücü boyutlara gelmiş durumda.  Yerliler başarılı bir şekilde tarım yapabiliyor olabilseydi bile  sadece mutfak ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri basit bir bahçeyi ayakta tutmak için artık yeterince yağmur yağmıyor.

Tuvalu’da tipik bir ev.

Yeni tutulmuş balıklar.

Frank ailesinin iki haftalık gıda alışverişi 200 doları buluyoyr.  Mütevazı evinin etrafını saran ekmek, muz ve pandanus ağaçlarının meyveleri daha olgunlaşamadan çürük ve yenemeyecek şekilde kumlu zemine düşüyor.

Balıklar da, buradaki yaşamın önemli bir unsuru olarak şüpheli hale gelmiş. Ciguatera zehirlenmesi, beyazlaşmış mercanlardan çıkan mikro algleri yiyen, resiflerde yaşayan balıkları etkiliyor. Ciguatera zehrine yakalanmış balıkları tüketen insanlarda kusma gibi ani veya ishal ve ateşlenmeler gibi  ciddi hastalık belirtileri görülmüş. Yerel hastahanede, iklim değişikliğinden kaynaklanan hastalıkları araştırmak ve tedavi etmek için özel bir departman kurulmuş ve bu alanda çalışıyorlar.

Her hafta yaklaşık 10 Tuvalu vatandaşı ciguatera zehirlenmesine yakalanıyor  bu oran, iklim değişikliğinden kaynaklanan vakaların tümünün %10’una tekabül etmekte. Halk sağlığı şefi Suria Eusala Paufolau’nun dediğine göre, iklimin normale göre oldukça bozulmasına paralel olarak balık zehirlenmesi vakaları son on sene içerisinde giderek artmış.

Suria Eusala Paufolau, Princess Margaret Hastanesi halk sağlığı şefi.

Hastahanenin araştırmalarına göre Tuvalu’da iklime bağlı olarak artan hastalıklar arasında grip, göz nezlesi (conjunctivitis), Dengue Ateşi ve mantar bulunmakta. Günlük sıcaklığın fazla olması, insanları sıvı kaybı, güneş çarpması ve isilik gibi günlük risklere maruz bırakıyor. Paufolau şöyle diyor:  “Genellikle yerel halk iklim değişikliği ve sağlık arasındaki ilişkilenmeyi göremez. Ancak hep bir ‘evimize ne oluyor?’ korkusu ile yaşıyorlar”.

Tuvalu, gayri safi yurt içi hasılasının büyük bir bölümünü Birleşmiş Milletler ve komşu ülkelerinin karşıladığı, yabancı ülkelerden gelen bağışlara bağlı bir ülke.

Adada eğitim ve iş imkanları sınırlı olduğu için imkanı olan ailelerin çocuklarının birçoğu Fiji, Avusturalya ve Yeni Zelanda’ya gitmişler. Bu, geniş ölçüde belgelendirilmiş bir ‘beyin göçü’.

İklim değişikliği deniz kıyısına inkar edilemeyecek şekilde vururken, adaların ötesinde geçirdikleri yaşantılarının verdiği özgürlüklerinin ardından “eve dönme”nin klostrofobik geldiği genç Tuvaluluların çok az bir kısmı adalara geri dönüyorlar.

Geçen sene ülkenin Miss Tuvalu’su olarak seçilen 24 yaşındaki Tapua Pasuna, içinde bulunduğu sahayı, kadınların eğitimi ve kadın hakları için mücadele etmek üzere kullandığını anlatıyor.

2018 Miss Tuvalu.

Ülkenin üçüncü kadın milletvekilinin kızı olan Pasuna, üniversiteyi Yeni Zelanda’da okuduktan sonra ailesinin ona yüklediği kapsamlı yetki ve takımadalara ne yapılabileceğine karşı duyduğu sorumluluk hissi ile kendini “su üzerinde yüzen” olarak betimliyor.

Var ile yok arası inşa edilen deniz duvarının sadece birkaç metre ötesinde, tropikal bahçesinin içinde sert arkalı tahta bir sandalyeye oturan Pasuna: “2010’da gittim. Geri döner dönmez değişikliği fark ettim. Bugünlerde sıcaklıklar tahammül edilemeyecek noktaya ulaşıyor, erozyon da oldukça trajik bir halde. En sevdiğim noktaların bazıları yok oldu” diyor:

“Her ne kadar yok oluyor olsa da benim bir parçam olduğunu, dolaysıyla da kaçmamam gerektiğini hissediyorum. Böyle bir zamanda, burası acılar içindeyken burayı terk etmek beni rahatsız ediyor. Bunu yapabileceğimi sanmıyorum.”

Eğer bunlar umutsuzluk gelgitleri gibi geliyorsa, toprağın üzerindeki hal o kadar da vahim değil. Uçakların uğramadığı zamanlarda çocuklar bisikletlerine binip ülkenin iniş pistinde voleybol oynarken, kur yapan genç çiftler de motorsikletleriyle ağır ağır turluyorlar.

Öğlenleri, insanlar hamaklarında kestiriyor ve karanlık çöktüğünde de balık kızartmak veya sivrisinekleri kovmak için kumsallarda kamp ateşi yakıyorlar. Uykulu, al bir rüzgar günlük yaşantıya süzülürken yerli halk dalgaların yükselerek yaklaşmasını izliyor.

“Başımıza ne gelecek ise gelsin” cümlesini sürekli olarak dile getiren yerli halk, başbakandan alıntı yapıyor: “Tanrı bizi kurtaracak.”

Başkent Funafuti’nin en büyük binası olan üç katlı beyaz yekpare Meclis Binası ülkenin meclis üyelerinin ofislerine ev sahipliği yapıyor. Tuvalu’nun resmi hükümet politikası “Ne olacaksa olsun”!

İklim değişikliğine adapte olmak için atılan adımlardan çok gecikerek sürdürülenlerden biri, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’ndan gelen fon desteği ile başkentin idari merkezini korumak adına bir deniz duvarı inşa etmek.

Yerel meclisin, denizin dibini tarayıp Fongafale’in güneyindeki araziyi yeniden kazanmak, orayı deniz seviyesinden 10 metre daha yükseltmek ve araziye de yüksek yoğunlukta evler inşa etmek gibi bir planı var.  Bu plan, 300 milyon dolar bütçeli bir proje ve şu ana kadar hiçbir yerden destek alınamadı.

Tuvalu başkenti Funafuti’nin havadan fotoğrafı.

Diğer seçenekler arasında yer alan yüzen bir ada inşa etmek ve  Avusturalya madenlerinden atık ithal ederek adaları çevreleyen bir enerji duvarı inşa ederek adaları ezip geçen denizin gücünü azaltmak da araştırılıyor. Resif ekosisteminin böyle bir duvar karşısında nasıl hayatta kalacağı ise henüz bilinmiyor.

Tuvalu’nun başbakanı Enele Sopoaga, ada halkının dünyadaki ilk iklim göçmenleri olacağına dair Pasifik’teki komşularla yapılan konuşmalara rağmen adaları boşaltmanın son çare olacağını dile getiriyor.

Enele Sapoaga, Tuvalu Başbakanı.

Devlet yetkililerinin çoğu seçimleri Donald Trump’ın kazanmasına karşı kızgınlıklarını açıkça dile getirirken Trump’ın iklim değişikliğine karşı kuşkusunun, iklim sorunları üzerinde küresel bütünleşme yolunda kocaman bir geri adım olduğunu ve sesi zaten az duyulan Tuvalu’nun sesini daha da kıstığını belirtiyor.

Çevre bakanlığı direktörü Soseala Tinilau, “Bence bizden nefret ediyorlar” diye konuşuyor.

Soseala S Tinilau, Çevre bakanlığı direktörü.

Tinialu bu sözüyle,  önümüzdeki 12 sene içerisinde meydana gelebilecek bir iklim felaketinin etkilerini  yaşamamak için küresel ısınmadaki artışın maksimum 1,5 derece ile sınırlandırılması gerektiğini belirten Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli raporuna rağmen Amerika, Avustralya ve diğerleri tarafından neşe ile yakılan kömürü referans olarak gösteriyor:

COP Zirvesi’nde dinlendiğimizden emin olmak için sabah 7’ye kadar uyanık kalmak zorundaydık” diyor Tinilau. “Dünya bizi göz ardı etmek istiyor. Burada olanlar gerçek değilmiş gibi, biz yokmuşuz gibi yapmak istiyor. Buna izin veremeyiz” diye ekliyor.

Fiji, Tuvalu hükümetine ülke nüfusunun 1,200 km güneye taşınması için toprak vermeyi teklif etti. Bu teklifi Sopoaga hükümeti kabul etmedi. Avusturya eski başbakanı Kevin Rudd, bir yazısında ülkenin balıkçılık ve denizcilik haklarına karşılık olarak Tuvalu halkına tam vatandaşlık vermeyi önerdi. Bu teklif de Sopoaga tarafından “emperyal” olarak nitelendirildi.

İklim sorunlarına karşın küresel bir birlik savunmacısı olan Sopoaga, “Tuvalu’dan başka bir yere gitmek iklim değişikliği konusunu çözmeyecek. Eğer bu insanları alıp da sanayileşmiş bir ülkeye koyarsanız sadece onların tüketimlerini ve sera gazı salımlarını artırmış olacaksınız” diye konuşuyor ve ekliyor:

“Deniz seviyesine yakın ve risk altında olan ülkelerde yaşayan insanların yeniden yerleştirilmesine dair olan ve kendi kendini yenilgiye uğratan bu yaklaşım beni kaygıya düşürüyor. Çünkü bu yaklaşım, iklim sorunsalının bütün gezegen için ifade ettiği anlamı anlamakta başarılı olunamadığını gösteriyor.”

Spopaga, bir Plan B’nin olmadığını dile getirirken hükümetlerinin tüm çabasının iklimin değişen yol haritasına adapte olmaya çalışmak ve kalmak olduğunu ifade ediyor.

“Bu insanları buradan kovun diyemeyiz. Bu çok basit ve yenilgici bir yaklaşım olur” diyor Sopoaga. “Bence bu olanlara izin vermek tüm dünyaya büyük bir utanç verir. Bu adayı çok güzel, etkileyici ve gelecek nesil Tuvaluluların yaşayabileceği bir yer haline çevirmemiz için hala zamanımız olduğuna inanıyorum” diye ekliyor.

Fongafale Adası.

Yukarıdan bakıldığında Hindistan cevizi palmiyeleriyle kaplı, zümrüt sularla çevrelenmiş incecik kum tabakasıyla Tuvalu, cenneti andırıyor. Ancak yaklaştıkça adanın hassasiyeti kendini ele veriyor. Koşu yolunun ardında altın kum, betonun üzerine dökülüyor ve cılız çimler yaşamak için direniyor.  Ufuk dümdüz ve deniz ona hükmediyor; denizin her yönden yaptığı baskıyı hissedebiliyorsunuz. Aşırı sıcak hava, insanları bunalmış ve yapış yapış olmuş halde, evlerinin karanlık köşelerine gitmeleri için zorluyor.

Koşu yolunun köşesindeki Tuvalu’nun Meteroloji Müdürlüğü’nün solunda domuz ağılları ve sağ tarafında da altı tutukluya ev sahipliği yapan ülkenin tek hapishanesi var. Nikotemo Ioana ve onun küçük ekibi son yağışın ardından ölçümler için fazla mesai yapıyorlar. Bir başka kuraklık ilan etmekten saatler uzaktalar:

Nikotemo Iomo, Meteoroloji Bürosu.

“Eski jenerasyonun büyük bir kısmı kendi kimliklerini, kültürlerini, yaşam tarzlarını ve geleneklerini kaybetme korkusu ile adadan taşınmak istemiyorlar. Ancak ben inanıyorum ki genç jenerasyonlar gelecek nesillerin devamı için göç etmeye niyet edecekler.”

Fırtına çıktığında veya gelgitlerin en yüksek olduğu zamanlarda, Enna Sione’nin küçük sarı evinin altındaki kumlu topraktan Pasifik Okyanusu köpürerek yükselmekte. Elli metre ötede, kızgın güneşten griye dönüp çürüyen çarpık kökleri gökyüzüne doğru bakan palmiye ağaçları; kayalıklı, mercanlarla kaplı kumsalın üzerinde darmadağınık uzanıyor.

Emma Sione, sürekli evini basan okyanusun yanında duruyor.

Ölmüş bir hindistan cevizi ağacının üzerinde oturan Sione’nin gözleri, yaşadığı eve doğru kendi yolunu yapan okyanusa doğru endişeyle bakıyor. Sione, eşi ve dört çocuğu önümüzdeki iki sene içerisinde  Yeni Zelanda’ya göç edip orada yaşayan Tuvalulular arasına katılmayı planlıyor. 2000’den fazla Tuvalu vatandaşına ev sahipliği yapan bu ülkedeki göçmen nüfusu her beş senede bir iki kat artıyor.

“Hava gerçekten aşırı değişti. Bazen okyanustan korktuğumu hissediyorum” diyor Sione ve çocuklarının iyiliği için buralardan gideceğini ekliyor:

“Belki gün gelecek ve Tuvalu tamamıyla yok olacak. Görebildiğim kadarıyla büyük bir kısmı yok olmuş durumda. Bir gün hepimizin yok olacağını düşünüyorum. ”

*Pulaka Tuvalu’nun ana besin kaynaklarından birisidir.

Makalenin İngilizce orijinali

Kategori: Dünya