Editörün SeçtikleriManşetTürkiye

Yargıtay’ın bozduğu Cumhuriyet davasında mahkeme mahkumiyette direndi

Yargıtay’ın eski Cumhuriyet gazetesi çalışanları ve yöneticileri hakkında verilen mahkumiyet kararlarını bozmasının ardından, dava İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görüldü. Duruşmada savcı, Yargıtay kararına karşı direnilmesini ve kararın tekrarlanması yönünde mütalaa verdi. Sonrasında sanıklardan açıklanan mütalaaya karşı beyanları alındı.

Son sözlerin de alınmasının ardından saat 17.10’da kararını açıklayan mahkeme Kadri Gürsel‘in beraatine, diğer sanıklar yönünden Yargıtay 16. Ceza Dairesi‘nin bozma kararına direnmeye karar verdi. Dosya Yargıtay Genel Kurulu‘na gönderilecek.

Çizerlere yasak

Mahkeme başkanının mahkeme salonunda çizim yapmayı yasaklaması üzerine dışarıya çıkan çizer Necmi Yalçın hafızasına kaydettiği görüntüler üzerinden çizim yapmak durumunda kaldı.

Gürsel: Mütalaayı kabul etmiyorum

Duruşmada, ilk önce söz alan Kadri Gürsel mütalaayı kabul etmediğini, beraatini istediğini söyledi. Avukat Köksal Bayraktar “Yargıtay ve AYM’nin Türkiye hukuk tarihinde son derece önemli olan kararına mahkemenin uymasını arz ederim. İddia makamının mütalaası her yönden yanlış ve hatalı” dedi. Avukat İlkan Koyuncu da “Bozmaya uyulmasını talep ediyoruz. Direnme kararı verirseniz diye söylüyorum, bitmiş bir yargılamadan bahsediyoruz. Yurtdışı çıkış yasağı da kaldırılmalı” dedi.

Akın Atalay’a ‘Kaptan kim?’ sorusu

Mahkeme başkanı eski Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanvekili avukat Akın Atalay‘ı “Evet kaptan, kaptan kim?” diye çağırdı. Mahkemenin eski başkanı Abdurrahman Orkun Dağ da karar duruşmasından önceki celsede Atalay hakkında verdiği son “tutukluluğa devam kararında” “Gemiyi en son kaptanlar terk eder” demişti. Salonda tepkilerin yükselmesi üzerine mahkeme başkanı “espri yaptığını” söyledi. Atalay mütalaayı kabul etmediğini söyledi.

Ahmet Şık: Bu dava değil, komplo

Yargıtay’ın cezalandırılması yönünde görüş belirttiği Ahmet Şık da şu beyanda bulundu:

“Cumhuriyet komplosu, hukuki saiklerle açıklama yapılacak bir dava değildir. Mafyalaşmış bir siyasi iktidar, ona tetikçilik yapma rol ve görevini üstlenmiş bir yargı ve işbirlikçisi medya ortaklığıyla kurulmuş bir komplodur.  Ama tüm yargılamalar boyunca söylenen tek doğru, suç işlendiğidir. O suçu işleyenler burada sanık sıfatıyla bulunanlar değil komplonun ortakları olanlardır. Savcı bey mütalaasıyla komploya ve suça ortak olmaya devam edeceğini beyan etmiştir. Sizin vereceğiniz karar bu suça ortak olup olmayacağınıza dair tercihinizi belirleyecektir.

Şık’ın avukatı Can Atalay “Anayasa’nın 83. Maddesi gereği durma kararı vermeniz gerekir. İstinaf mahkemesi ve Yargıtay’ın kararından bağımsız bir mahkemesiniz. Bu nedenle durma kararı vermeniz gerekir” dedi.

Engin: Savcı hukuk dersinde pencereden dışarıya bakmış

Aydın Engin’in konuşması sırasında Mahkeme Başkanı’nın “En yaşlı siz misiniz” sorusuna salondakiler “kıdemlimiz” olarak cevap verdi. Engin beyanında “Savcının hazırladığı iddianameyi bundan önceki mahkeme kabul etmişti. Bu bir hukuk ayıbıydı. Galiba kendisi hukuk derslerinde pencereden dışarıya bakmış” diye konuştu.

Utku: Dava bir intikam operasyonu

Söz alan Bülent Utku ise “Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan operasyon en başından beri siyasi amaçlı bir intikam operasyonudur. Yargılamanın hiçbir aşamasında bu değişmedi. Savcının mütalaasına karşı diyeceklerim budur” ifadelerini kullandı.

Cinmen: Bu tarihe çakılan bir davadır

Utku’nun avukatı da Ergin Cinmen de “Ne yazık ki şimdi yine görüyorum ki hukukun amir ilkeleri yok sayılıyor. Bu davada suç teşkil eden fiilin ne olduğu belli değil. Ben böyle bir mütalaa beklemiyordum. Bu dava tarihe çakılan bir davadır. Lütfen artık Türkiye’yi kurtarın” dedi.

Çetinkaya ve Öz’den Yargıtay kararına uyulması talebi

Çizer Musa Kart  ise”Yargıtayın bozma kararına katılmanızı talep ediyorum” dedi. Hikmet Çetinkaya da “Beraatimi istiyorum” dedi. Güray Öz de “Savcının mütalaasını dikkatle dinledim. Yargıtay’ın kararına uyulmasını talep ediyorum” ifadelerini kullandı. Hakan Kara da Yargıtay’ın bozma kararına uyulmasını talep etti.

Sabuncu: Gazeteciliğin üç yıldır yargılanması bitmemiş

Sonrasında söz alan Murat Sabuncu beyanında şu ifadeleri kullandı:

Savcının mütalaasından anlıyorum ki gazeteciliğin üç yıldır yargılanma süreci bitmemiş. Yargıtayın kararına uyulmasını talep ediyorum.

Mustafa Güngör de “Yargıtayın bozma kararının uyulması talep ediyorum. Mütalaayı kabul etmiyorum” dedi. Güngör “35 yıllık hukukçu olarak bu mütalaaya ne denir bilemiyorum” ifadesini kullandı. Orhan Erinç ve Önder Çelik de mütalaayı kabul etmediğini, Yargıtay‘ın bozma kararına uyulmasını talep ettiğini söyledi.

Son sözlerin sorulmasına salondan tepki

Beyanların ardından son sözlere geçildi. Son sözlere geçilmesi avukatlar tarafından büyük eleştiri aldı. “Önce mahkeme karar vermeli, bozmaya uyulursa son söz verilmeli” diyen Avukat Belen şu ifadeleri kullandı:

“Bozmaya uyulduğu takdirde adeta yeni bir yargılama başlar. Bu süreçte iddia makamının yeni görüşü, sanık avukatlarının varsa kovuşturmanın genişletilmesine ilişkin talepleri, yoksa esas hakkındaki görüşe göre son savunmalarını yapmalarına geçilir. Son söz sanıklara sorularak yargılama süreci sona erdirilir ve bundan sonra yeni bir hüküm kurulur. Bu hakımdan mahkemenin uyma ya da direnme konusunda karar vermeden sanıkların son sözlerini istenmesi usule uygun değildir.”

Cinmen: 40 yıllık avukatım bunu ilk defa gördüm

Avukat Cinmen de “Son sözlerin sorulması mantığa aykırıdır. Şu aşamada yeniden söz verilmesinin anlamı yoktur. Mahkeme önce karar vermelidir ve yargılamaya devam etmelidir. 40 yıllık avukatım bunu ilk defa gördüm” dedi.

Reddi hakim talebi

Duruşmaya verilen beş dakika ara sonrası mahkeme heyetinin son sözlerin alınmaya devam edileceğini açıklaması üzerine reddi hakim talebi yapıldı. Talep “Duruşmayı uzatma amacıyla yapıldığı” gerekçesiyle reddedildi.

Kadri Gürsel: Hangi sona geldik ki söz açıklayacağım?

Son sözünü söyleyen Kadri Gürsel “Neye istinaden son söz söyleyeceğimi bilmiyorum. Hangi sona geldik ki söz açıklayacağım?” diyerek tepki gösterdi.  Direnme ve bozma kararına da uyumlu bir son söz söyleyeceğini söyleyen Gürsel şu ifadeleri kullandı:

“Sizden önceki heyetin sürdürdüğü yargılamada delilsiz, mesnetsiz iddianame karşısında ve kabul edilmesinin ardından yapılan yargılamada yaptığım tüm savunmanın özü AYM’nin lehime verdiği kararla çürütülmüştü. Yaptığımız bütün savunmalar Yargıtay kararına da yansımıştır. Aleyhimdeki hüküm mesnetsiz ve hukuksuzdur. Beraat yönündeki bozma kararına uyulsun.”

Atalay: Ahmet’in gazeteciliğine tanığız

“Bu davanın açılması ve bizlerin tutuklanmasının iki temel amacı var” diyerek söze başlayan Akın Atalay ise şu ifadeleri kullandı:

“Birinci amaç siyasi iktidarın uygulamalarının eleştirilemesinden toplumdan gizlenmesi istenen bilgilerin haberleştirilmesinden hoşnut olunmaması, bunun için de gazete yönetiminin değiştirilmesiydi. Bir Pirus Zaferi’dir ama kazanıldı.Bugünün Türkiyesinde medyanın acınılası hali bu davanın sonucudur. 18 Temmuz 2016’da Murat İnam tarafından açılmış bir soruşturmadır bu. Bizim hakkımızda FETÖ’ye yardımdan soruşturma açmış bu Savcı hala FETÖ’ye üyelikten yargılanıyor. Tarihin bir cilvesi mi bilemem ama 18 Temmuz 2016’da hakkında soruşturma başlatılan Cumhuriyet Gazetesi’nde bu tarihten bir hafta önce “FETÖ ve hizmetkarları” diye bir yazı dizisi yayımlamıştı. (Atalay yazı dizisinden ayrıntılar verdi) “FETÖ ve hizmetkarları” başlıklı yazının üstünden bir hafta geçmeden, bizler hakkında FETÖ’ye yardım suçlamasıyla, FETÖ’ye üyelikten yargılanan bir savcı tarafından soruşturma başlatıldı. Davanın bilirkişisine ilk yargılamadan sonra sosyal medya üzerinden bilirkişi olarak nasıl atandığını sordum. “Akın bey siz de biliyorsunuz. Bu bir devlet sırrıdır ve benimle birlikte mezara gidecektir” dedi. Atanması devlet sırrı olan bir bilirkişi de gördük.

İkinci amaç tüm yöneticilerin hapse atılması suretiyle diğer medya kuruluşlarına sopa göstermekti. Bu dava ile az önce belirttiğim iki amaca da ulaşılırsa artık böyle bir yargılamaya gerek kalmadığı görüşüne vardılar.

Arkadaşımız Ahmet Şık yönünden, biz Ahmet’in yaptığı gazeteciliğin yakın tanığıyız. Bu davada onun mahkum edilmesi hepimizin, gazeteciliğin mahkum edilmesidir. Birlikte mahkum olduk, şimdi de hepimiz için bir hüküm kurmanızı istiyorum.”

Şık: Bir kefede haysiyet bir kefede menfaat var

Beyanında yaptığı açıklamayı tekrarlayan Ahmet Şık son sözlerinin devamında şöyle konuştu:

“Bunları demiştim ama tutanağa olduğu gibi yansıması için tekrarladım. Yargıtay kararına ilişkin söyleyeceklerim, genel olarak doğru ama eksik olduğudur. Doğrusu yargılanan herkesin beraat ettirilmesidir.

Şu eksik haliyle bile Yargıtay verdiği kararla sizden önce o koltuklarda oturanların, mahkeme başkanı Abdurrahman Orkun Dağ ve duruşma savcısı Hasan Bölükbaşı başta olmak üzere soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alanların hukukçu olmadığının tespitini yapmıştır. Aşağıda adaleti simgeleyen Themis heykelinin elindeki terazinin bir kefesinde yargı mensuplarının menfaatleri bir diğerinde haysiyetleri var. Yargıtay kararı aynı zamanda, sizden önce bu yargılamada görev alanların ve onları korumakla kalmayıp terfi ettirenlerin haysiyetlerini değil menfaatlerini tercih ettiğini de ortaya koydu.

Hal böyle iken hukukun evrensel normlarını ve mesleğinin etik değerlerini menfaatlerine çiğnetmeyi tercih edenlerin, meslekte geçirdiğim 30 yıl boyunca tek bir ayıba imza atmamış olan şahsım hakkında gazeteciliğimi tartışmaya açmaları hakkı ve haddi değildir. Dolayısıyla bu komploda görev alanların da her kim olursa olsun yargı önüne çıkarılması gerektiği ortadadır.

Son olarak eklemekte ve tekrarlamakta fayda var: bu komplonun emrini veren siyasi iktidar da suç ortaklığı yapan yargı ve medyası da bilsin ki ne korkacağız ne de diz çökeceğiz.

Engin: Bu sizin hukuk sınavınız

Son sözünü söylemek için söz alan Aydın Engin “En yaşlı değil ama en kıdemli gazeteci benim. Dolayısıyla mahkemenin vereceği karar hapsimize yönelikse şaşırmam, benim için farketmez. Çıktıktan sonra yine yazarım. Ama sizin için fark edecek. Bu sizin hukuk sınavınız. 27. Ağır Ceza‘nın yeni heyetisiniz, o nedenle ‘sınav’ diyorum. Daha önceki heyet hukukta sınıfta kaldı. Kolay gelsin” ifadelerini kullandı.

Avukatının heyeti reddettiğini söyleyen Bülent Utku da “35 yıllık avukatım. Heyetinizin uyguladığı gibi bir usul görmedim. Dolayısıyla son söz olarak ne söyleyeceğimi bilmiyorum” dedi.

Kara: Geç gelen adalet adalet değildir

İddianamedeki iddiaların hepsini tek tek çürüttüklerini söyleyen Hakan Kara ise şu açıklamayı yaptı:

“Tuhaf olan mahkeme bu açıklamalarımızı hiç duymamış gibi. Bu dava hukuk anlamında çok ilginç bir dava haline geldi. Bu dava hukuk tarihine geçecek ve hakkında çok kitap yazılacak. Geç gelen adalet adalet değildir. 9 ay yattık çıktık. Şimdiyse ne olacağı belli değil. Yargıtayın kararı benim için mükemmel değil ama bir adımdır. Bu çerçevede de beraat kararı talep ediyoruz.”

Kendisine yöneltilen suçlamalarla ilgili kısaca konuşan Güray Öz, “Savcının mütalaasını kabul etmek mümkün değil. Yargıtay kararına uyulmasını istiyorum” dedi.

Kart: Mizahçının hayal gücünü aşıyor

Son sözlerini söyleyen çizer Musa Kart “Bir mizahçının hayal gücünü aşan bir döneme tanıklık ettik. Çağdaş hukuk devletlerinde insanlar yargılandıktan sonra hapis yatarlar bizde tam tersi oldu. Şu an ömründen aylar yıllar çalınmış bir gazeteci olarak özür bekliyorum” dedi.

Hikmet Çetinkaya “Suç işlemedim, beraatimi istiyorum” savunmasını yaptı. Önder Çelik de “Sadece ve sadece gazetecilik yaptık, bunlar suç teşkil etmiyor” dedi.

Sabuncu: Gazeteciliğe devam

Murat Sabuncu ise şu açıklamada bulundu:

Şu an karşınızda duran kişilerin hepsi banka hesaplarından yaptığı harcamalara kadar araştırıldılar. Solcu gazeteci, solcu öncülerine FETÖ’den yargılanan hakim açtı davayı. Hep şunu söyledik: Gazetecilik yaptık, gazetecilik suç değildir. Bu dava teknik olarak bitecek ama vicdanlarda bitmeyecek. Ahmet Şık meslektaşım olmasından gurur duyduğum biridir. Beraat verecekseniz Ahmet Şık’a da verin ya da beni de onunla yargılayın aynı süreçte. Biz gazetecilik yapmaya devam edeceğiz

Güngör: Kolektif yargılama faşizm dönemlerine aittir

Tüm davanın yasal dayanaktan uzak olduğunu söyleyen Mustafa Güngör ise şu şekilde konuştu::

Kolektif yargılama anlayışı sadece faşizm dönemlerine aittir. Burada kolektif yargılama vardır. Bir kez daha söyleyeyim soruşturmamızı kendisi FETÖ’den yargılanan bir savcı tarafından hazırlandı. Acaba size olsanız ne düşünürdünüz? Empati yapmanızı istiyor ve soruyorum: Haksız ve hukuksuz olarak özgürlüğümüzden 3 yıl çalındı. Bu davadan ben ve bir kısım arkadaşım toplam 13,5 ay hapis yattı. Bazısı 16, bazısı da 18 ay hapis yattı. Yargıtay kararındaki bazı değerlendirmeleri eksik ve yanlış buluyorum. Bunlar bir yana, mahkumiyetin bozulmasını istedi. (Montesquieu alıntı yaparak) ‘Bir kişiye yapılan haksızlık tüm topluma yapılan tehdittir’. Yıllardır süren bu adaletsizliğe son verin. Adaletin olmadığı yerde hiçbir şey yoktur.”

Avukat Pekin: Hukukçuluğumdan utandım

Gazetemize konuşan Cumhuriyet yazar ve yöneticilerinin avukatlarından Tora Pekin, bundan sonraki süreçle ilgili şunları söyledi: “Şimdi dava tekrar ilk görüldüğü, 16. Ceza Dairesi’ne gidecek. Onlar mahkumiyet kararlarında direnirse ki direneceklerdir, bu durumda dava Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun gündemine alınacak.  Orada mahkumiyet ya da bozma yönünden verilecek karar kesin olacaktır.”

Sürecin ne kadar uzayacağını bilmediğini anlatan Pekin, bunun biraz da siyasal atmosfere bağlı olduğunu kaydetti. Tora Pekin, duruşma sırasında mahkeme heyetinin tutumuyla ilgili olarak da “Hakim sanıklara ‘eyvallah’ diye hitap edemez, ‘kaptan’ diyemez, espri yapıyorum diye dalga geçemez. Saçma sapan iddianameye ek olarak bir de böylesi gayriciddi tutumlar karşısında hukukçuluğumdan utandım” dedi.

Ne olmuştu?

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Nisan 2018’de açıkladığı kararında, Cumhuriyet’in eski yöneticisi Akın Atalay’ı “terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etme” suçundan 7 yıl 13 ay 15 gün hapisle cezalandırılmasına karar vermişti. Heyet, tutuklu sanık Akın Atalay’ın tahliye edilmesini kararlaştırmıştı.

Eski Cumhuriyet Vakfı Başkanı Orhan Erinç’i de aynı suçtan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptıran mahkeme heyeti, Mehmet Murat Sabuncu ve Ahmet Şık’ın da 7 yıl altışar ay hapisle cezalandırılmasına hükmetmişti. Mahkeme heyeti, sanıklar Bülent Utku’nun 4 yıl 6 ay, Kadri Gürsel’in 2 yıl 6 ay, Aydın Engin’in 7 yıl 6 ay, Hikmet Aslan Çetinkaya’nın 6 yıl 3 ay, Güray Tekin Öz, Hacı Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör ile Önder Çelik’in 3 yıl dokuzar ay, Yusuf Emre İper’in 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmasına karar vermişti.

Heyet, Twitter’daki “jeansbiri” hesabının sahibi Ahmet Kemal Aydoğdu’yu da, “terör örgütüne üye olma” suçundan 10 yıl hapis cezasına çarptırmış, bu sanığın tutukluluk halinin devamına hükmetmişti.

Yargıtay’dan bozma kararı

Yargıtay 16. Ceza Dairesi gazetenin eski yönetici ve yazarlarından; Vakıf Yönetim Kurulu Başkanvekili Akın Atalay, Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Erinç, Genel Yayın Yönetmen Murat Sabuncu, Yönetim Kurulu Üyesi ve yazar Hikmet Çetinkaya, yazar Aydın Engin’in hapis cezasının bozulmasını ve beraatına karar verilmesini istemişti.

Daire, Ahmet Şık hakkında ise “terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım” suçundan verilen mahkûmiyet kararını bozup Şık’ın “örgüt propagandası” suçundan yargılanmasına hükmetmişti.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı cezası kesinleşen ve  o dönem halen bir kısmı cezaevinde bulunan Cumhuriyet gazetesinin diğer yönetici ve yazarları hakkında; bozma kararlarının bu isimlere de sirayet ettirilmesi gerektiğini belirtti: Bu isimler şöyle: Kadri Gürsel, Bülent Utku, Musa Kart, Hakan Kara, Mustafa Kemal Güngör, Önder Çelik, Güray Öz.

Başsavcılık tebliğnamesinde Yunus Emre İper’in 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasını onanmasını, Ahmet Kemal Aydoğdu’nun ise 10 yıl hapis cezasının onanmasını istemişti.