16. İstanbul BienaliManşet

Jennifer Deger: Artık doğa ile kültürü birbirinden ayrı terimler olarak düşünemeyiz.

Yeşil Gazete’deki Yedinci Kıta yolculuğunu Feral Atlas Kolektifi’nden Antropolog Jennifer Deger ile yaptığımız röportaj ile devam ediyor.

Feral Atlas, farklı disiplinleri bir araya getirerek Antroposen’i ele alan bir proje olarak çıkıyor karşımıza. 16. İstanbul Bienali’nin ardından da farklı biçimlerde devam edecek. Sanatçıların Antroposen üzerine yaptıkları çalışmalarla beraber Feral Atlas gibi farklı disiplinlerden gelen bilim insanı, sanatçı ve araştırmacıları bir araya getiren bir oluşumun da Bienal’de yer alması Yedinci Kıta’yı tamamlıyor. Diğer yandan, Bienal bitmiş olsa da daha Antroposen’in daha anlatacak çok hikayesi olduğunu da hatırlatıyor.

Bahar Topçu: Kolektif sanat çalışmanız Feral Atlas’ı biraz anlatabilir misiniz? Yaratma süreciniz nasıl işliyor? Çalışma alanlarınızı belirlerken hangi konuları tartışıyorsunuz?

Jennifer Deger: Kolektif çalışmamız yalnızca kolektif bir sanat çalışması değil. Bizler, Feral Atlas projesi üzerinde çalışmak için bir araya gelmiş bilim insanı, sosyal bilimci, tasarımcı, film yapımcısı, aktivist, geliştirici ve sanatçılardan oluşan bir grubuz. Üç antropolog ve bir mimarın küratörlüğünde oluşturulmuş bir proje Feral Atlas. İnsanların kurduğu altyapılar ile bizlerin “yabanıl varlık” dediğimiz şey arasındaki ilişkiyi incelemekteyiz. Feral Atlas’ın merkezindeki araştırmanın estetik ve heyecan boyutunu göz önünde tutarak yaratıcı metotlar kullanıyoruz.

Projeye 100’den fazla insan katkıda bulundu. Kendi disiplinlerimizin ve akademik ortamımızın dışına çıkıyoruz. Kolektifin üyelerinin çoğu küratörler tarafından davet edildi. Bazıları ise saha raporları, durum çalışmaları veya Feral Atlas’ın çalışma alanıyla uyumlu buldukları kendi çalışmalarını önererek takıma katıldılar.

Proje önümüzdeki yıl Stanford Üniversitesi tarafından başlatılacak interaktif bir internet sitesi halinde yayınlanacak.

B.T: İstanbul Bienali’ndeki çalışmanızda İstanbul’da şehir hayatına yoğunlaştığınız gibi diğer çalışmalarınızda da kentleşme üzerine mi çalışmaktasınız?

J.D: Üzerinde çalıştığımız tema altyapısal işlerin ekolojiyi dönüşü olmayan bir şekilde nasıl yıprattığıyla ilgili. Elbette şehirler bu duruma güzel bir örnek yaratmakta fakat Feral Atlas şehirlerden çok daha uzak yerlerden de bahsetmekte. Örneğin Avustralya Aborjini Russel Ashley’in bahsettiği CaneToad’un (Bir çeşit kurbağa türü) yerel halkın topraklarına ve var olan kültürüne etkisi gibi. Antroposen ismini verdiğimiz bu çağın bizi öğrenmeye zorlayan konularından birisi de yaşadığımız gezegende insanlar tarafından etkilenmemiş bir yer kalmış olmaması. Artık doğa ile kültürü birbirinden ayrı terimler olarak düşünemeyiz. Örneğin plastikler artık her yerde karşımızda çıkıyor; embriyolarda, yağmurda, hayvanların organlarına bütünleşmiş bir şekilde, hatta hayvanların içinde bile.

İstanbul Bienal’inin teması Feral Atlas’ın kaygısı ile oldukça uyumlu. Sanat, antropoloji ve Antroposen arasındaki ilişkinin bir sergi ortamında kuramsallaştırılmasını görmek cesaret vericiydi. Umuyoruz ki politik, poetik ve deneysel gözlemlere dayanan çalışmamız; antropolojinin ne anlama geldiği ve neden önemli olduğu konusundaki kaygısını, başka hayatları ve dünyaları açıklamaya yardımcı olmuştur.

B.T: Konu Antroposen olduğunda kendi çalışmalarınızda izlediğiniz yaklaşımdan ve çalışma sürecinizden farklı bir süreç mi izlediniz?

J.D: Feral Atlas güncel dünya krizine disiplinler ötesi bir bakış açısı sağlıyor. Birçok farklı sanatçının çalışmasını ve estetik metotları kullansak da aslında bizler sanat üretmiyoruz. Bizler beşeri bilimlerin, sosyal bilimlerin ve sanatın sesini, söylemek istediklerini ve görsellerini birleştiriyoruz. Yani Antroposen çağının yükselmesine sebep olan gelişmelerin farklı perspektifler tarafından ne derece uyumlu bir şekilde tanımlanabileceğini ve çözüme ulaştırılabileceğini araştırıyoruz.

B.T: Sivil itaatsizlik eylemleri sırasında iklim aktivistleri sosyal bilimlerin ve sanatçıların yorumlayabileceği yaratıcı yollar izleyebiliyorlar.   Bir eylem sırasında aktivistlerin sizinle benzer ifadeler kullandıklarını gördüğünüzde ne düşünüyorsunuz?

J.D: Eylemlerin farklı dışavurum yöntemlerine ihtiyacı var ve her daim halkı harekete geçirmeye yönelik yöntemler denenmeli. Bunun gücü ve kışkırtması daha önce hiçbir galeriye aktarılmamıştı.

B.T: Yedinci Kıta hakkında ve İstanbul’da sergilenmesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

J.D: Yedinci Kıta, bireylerin yüzleşmekte zorlandıkları önemli çevresel ve sosyal sorunlara etkileyici bir şekilde işaret ediyor. Bu sorunları kamu alanı ile imgeleme çıkarmak ve eleştirel sanatı teşvik etmek çok önemli. Feral Atlas Kolektifi (Yabanıl Atlas Kolektifi) olarak Antroposen çağının yükselmesine sebep olan bu gelişmelerde sesimizi duyurmaktan mutluluk duymaktayız.