Editörün SeçtikleriHafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Yakacağım demiştim, yaktık! – Mehtap Doğan

Geçtiğimiz günlerde basına pek çok kadının yüzünü güldüren, içine su serpen ilginç bir haber yansıdı. Haber internet sayfalarına düşer düşmez de, “Söylediğimizi yaparız, sözümüzü tutarız”, “Kadınlar birlikte güçlü”, “Kadın dayanışması yaşatır”, “Mücadele bu işte!” gibi iletiler eşliğinde sosyal medya paylaşımları başladı.

Peki, kadınları böylesine mutlu eden haber neydi?

Amasya’nın Merzifon ilçesinde bir oto yıkama dükkanına molotofkokteyli atıldığının ihbar edilmesi üzerine harekete geçen ve bölgedeki güvenlik kamerası görüntülerini inceleyen ekipler tarafından, gece saat 01.30 gibi üç kişinin, plakası sökülmüş bir araçla, 100. Yıl Sanayi Sitesi’ne girdiği, daha sonra maske taktıkları ve içlerinden birinin molotofkokteylini iş yerinin camından attığı tespit edilmişti. Merzifon İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin yürüttüğü çalışmalar sonucu molotofkokteylini, iş yerinin sahibi Arif T.’nin şiddet uyguladığı eşi A.T ve kadın arkadaşlarının attığı anlaşıldı. Gözaltına alınan A. T., “Eşim beni darp etti. Kendisine iş yerini yakacağım dedim. Arkadaşlarımı aradım ve yaptık” diye ifade verdi.

Kadın dayanışması yaşatır

Fatih ve Antalya’da iki ailenin yoksulluk nedeniyle intihar etmesi, Aksaray’da otizmli çocukların yuhalanması, şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden 11 yaşındaki Rabia Naz‘ın babasının adalet sistemine isyanı gibi içimizi yakan pek çok haberin gazete sayfalarına, televizyon ekranlarına yansıdığı günlerde kadınların örgütlenip dükkan basması, ne yalan söyleyeyim, yüzümü güldürdü.

“Bir kadının, arkadaşlarını toplayıp, ekmek kapısına molotof atmasının nesi güzel?” diyebilirsiniz.

Anlatayım…

Güzel çünkü, Türkiye’de erkek şiddetine, tacize, tecavüze uğrayan pek çok kadın yalnız kalmaktan, yanlış anlaşılmaktan, aranmadığını-hak etmediğini anlatamamaktan, geçimini sağlayamamaktan, dedikodulardan, yakınlarının da zarar görmesinden, çocuklarını babasız büyütmekten, onları bir daha görememekten, kendisinin ve partnerinin ailesinden korktuğu için susmak zorunda kalıyor.

Bu haber kadınların artık taciz, tecavüz ya da şiddet karşısında sessiz kalmayacaklarının, susmayacaklarının, birbirlerinden güç alarak hayatlarını savunacaklarının, erkek şiddeti karşısında bir arada duracaklarının, birlikte nasıl güçlendiklerinin, hane içinde kocanın üstünlüğünün kabul edildiği patriyarkal düzene karşı direnişlerinin bir göstergesi benim için.

Öte yandan erkek şiddetine karşı irade gösteren bir kadını, “Kocandır döver de sever de”, “Yuvanı yıkma”, “Baba evine mi döneceksin?”, “Baş edemezsin”, “Gücün yetmez, başına bela alacaksın” diye telkin etmek yerine, “Gel” dediğinde gelen kadınların olması da çok kıymetli.

Kadınlar dayanışmadan güç alıyor

Hiç şüphesiz, “Şiddetin tarafı olmaz. Kadın erkek ya da çocuk diye ayrım yapamazsınız”, “Şiddete karşı şiddet savunulamaz” diyenler çıkacaktır. Öncelikle, ben bu olayın bir bireyin şiddete şiddetle karşılık verdiği sıradan bir üçüncü sayfa haberi olduğunu düşünmüyorum. Yaşam hakkı tehlikede olan birinin kendini savunması bir çözümdür. Bu bir feminist şiddettir, kadınların hak mücadelesi, yaşamlarını savunma yoludur.

Kadına yönelik erkek şiddeti bütün dünyada en yaygın insan hakkı ihlalleri arasında gösteriliyor. Bu çok temel bir şiddet biçimidir ve feministlerin uzun mücadeleleri sonucu görünür olmuştur.

Türkiye’de her üç kadından biri kocasının, partnerinin ya da sevgilisinin fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddetine maruz kalıyor, her yıl artan oranda yüzlerce kadın sadece kadın olduğu için öldürülüyor. Emine Bulut’un kızının gözleri önünde, kocası tarafından öldürülmesinin büyük yankı uyandırdığı eylül ayında bile 49 kadının katledildiği açıklandı. Haziran’da bu rakam 40, temmuz ayında ise 31’di.

Kadınlar artık susmayacaklar

Erkeklerin kadınlara şiddet uygulamasının altında güç göstermek, öfke boşaltmak, kadınları kontrol etmek ya da cezalandırmak gibi pek çok neden yatarken, kadınlar genel olarak kendilerini korumak, hayatta kalmak için şiddete başvuruyorlar. “Çocuğu da, kendisini de, beni de öldüreceğini söyledi” diyen Yasemin Çakal, “İşte namusuma uzananın kellesi, benim arkamdan konuşmayın!” diyen Nevin Yıldırım, “Hep mi kadınlar ölecek? Biraz da erkekler ölsün” diyen Çilem Doğan, “Hamileyken bana tecavüz etmeye kalktı, ben de namusumu korumak için hareket ettim” diyen Nermin Uzunyurt, “Kocam bana çok eziyet ediyordu, dayanamadım” diyen Emine Yıldırım, “Televizyona çıkan erkeklerden bile beni kıskanıyordu. Dövüyor, tekme atıyor, tokatlıyor, hakaret ediyor, üzerimde sigara söndürüyordu” diyen Gülfidan Kuşoğlu, “Bizi dövüyordu. Çocuklarımı ve kendimi korumak istedim” diyen Bedriye Altın gibi.

Araştırmalara göre şiddete uğrayan pek çok kadın, şiddet uygulayan kişinin kendisine, çocuklarına, ailesine daha çok zarar vereceğinden, intikam alacağından, çocukları göstermeyeceğinden korktuğu, kanuni haklarını bilmediği, yaşadığı şeyden utandığı, her şeyin zamanla düzeleceği ümit ettiği, maddi  güvencesi olmadığı, kendisine ‘iyi gözle’ bakılmayacağı, çocuğu babasız kalacağı için sineye çekiyor. Kimi kadın şiddet uygulayanın kendisi olmasa intihar edeceğini sanıyor, kimi şiddetin kendi suçu olduğunu düşünüyor, kimine de yetersiz bir kadın, anne ve eş olduğu hissettiriliyor. Şiddete maruz kalan kadınlar yaşamlarına korku, çaresizlik ve güvensizlik içinde devam ediyorlar.

Kendisine şiddet uygulayan erkekten ayrılmak isteyen pek çok kadın ekonomik, kişisel ya da toplumsal engeller nedeniyle evine geri dönmek zorunda kalabiliyor. Kadınlar için en tehlikeli dönem ise genellikle ayrılma süreci oluyor. Ayrılmak isteyen kadın sadece eşinden değil, eşinin ailesi yada kendi ailesi tarafından da baskı ve şiddete uğrayabiliyor. ‘Yuvaya’ dönmeye zorlanan pek çok kadın, ayrılık kararından dolayı ya partneri ya da ailesindeki diğer erkekler tarafından katlediliyor. Ancak, kadınlar artık dayanışmadan aldıkları gücün, haklarının farkındalar. Haklarından, hayatlarından, kazanımlarından vazgeçmiyor, sineye çekmiyorlar.

Biz kadınlar hemcinslerimize, kız kardeşlerimize yönelik tüm saldırılara karşı sesimizi yükseltmeye, sayımızı ve gücümüzü çoğaltmaya devam edeceğiz.  Bunun ancak birlikte mümkün olacağını biliyoruz. Bir arada olmaya, birbirimizden güç almaya devam edeceğiz. Çünkü birbirimize, kadınlara, kadın hareketine çok güveniyoruz.