Editörün SeçtikleriHafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Afrika’nın sömürülen balığı

Okyanus ve denizler canlı yaşamı için vazgeçilmezdir. Soluduğumuz havadan yediğimiz yemeğe, içtiğimiz sudan iklimimize kadar hemen her şeyi düzenler. Yeryüzündeki tüm insanlar da okyanus ve denizlerin bu yaşamsal işlevine sıkı sıkıya bağlıdır. Öyle ki bu sucul ortamlardan elde edilen kaynaklar zaman zaman sömürge mücadelelerinin yaşanmasına da neden olmuştur.

Bu sömürgecilik mücadelesinin en bilineni Afrika’yı sömüren Avrupa devletlerinin Afrika sularından elde edilen balıkları, olduğu gibi kıta Avrupa’sına aktarma geçmişleridir. Özellikle Kuzey ve Orta Batı Afrika’daki ülkeleri sömürgeleştiren Fransa, bu bölgenin kıyılarındaki tüm balıkları, tıpkı diğer kaynaklara yaptığı gibi kontrolsüzce ve vahşice sömürdü. Bu durum balığı yerel kültürlerinin önemli bir parçası olarak gören Afrika yerlilerinin kültürel geçmişinin de zedelenmesine neden oldu. Kültürel anlamı da olan balık, artık çoğunlukla ekonomik bir değere evrilmişti.

Zaman ilerledikçe Afrika yavaş yavaş sömürgecilikten en azından şekilsel olarak kurtuldu ve birçok Afrika devleti ortaya çıktı. Ancak şekilsel olarak dağılan sömürgecilik, gerçekte yerini ticari faaliyet adı altında yürütülen yeni tarz bir sömürgeciliğe bırakmış durumda.

Gerek eski gerekse de yeni tarz sömürgecilik, kaynakların o bölge insanları ve diğer canlıları tarafından kullanılması prensibini de derinden etkiliyor. Nasıl mı? Bunu öğrenmek için Afrika ülkelerinin deniz ürünleriyle olan ilişkilerine bakmakta fayda var. Örneğin Senegal’de balık, tüketilen hayvansal proteinin yaklaşık %70’i civarındadır. Diğer bir örnek olan Gambiya’da ise %50’den fazla. Benzer değerler diğer birçok Afrika ülkesi için de geçerli.

Yeni sömürgecilik: Ekonomik faaliyet

Denizel protein kaynağına bu denli bağlı olan bu ülkelerin kıyılarındaki balıkların “ekonomik faaliyet” adı altında yerel gıda tedarik ağından, balık unu ve balık yağı ihracatçıları için bunları üreten fabrikalara, oradan da Afrika dışındaki ülkelere gönderilmesi, gıda adaletsizliğinin de önemli bir göstergesi. Bu durum öncelikli olarak yereli beslemesi gereken bu kaynakların, gelişmiş ya da gelişmekte olan dünya ülkelerindeki balık çiftliklerine balık üretmek amacıyla gönderilmesi anlamını taşıyor. Bir yandan Kıta Afrika’sındaki gıdaya ulaşım sorunları tartışılırken diğer taraftan bu gıda kaynaklarının Afrika’ya bir daha dönmemek üzere alınması var olan çelişkinin de göstergesi.

Bu işe konu olan balıklardan en önemlileri küçük pelajikler. Özellikle sardalye balığı bu amaçla en yoğun kullanılanı. Sardalye, bölgenin uzun süredir en önemli gıda ve istihdam kaynağını oluşturuyor. Ancak son zamanlarda, bu stoklar neredeyse sadece endüstriyel olarak kullanılmakta ve balık unu ve balık yağının işlenmesi için hammadde olarak kullanılmakta. Bunun ilk belirtisi ise yerel ekonominin de önemli bir kaynağı olan yerel balıkçılığın karşı karşıya kaldığı fiyat artışı! Örneğin birkaç yıl önce üç tanesi 20 sent civarı olan sardalye, şimdilerde 1-1.5 dolar civarında.  Bunun yanında küçük pelajiklerin aşırı sömürülmesi, bunlar üzerinden beslenen karnivor balıkların da popülasyonlarının azalmasına neden olacak. Aşırı sömürünün gerçekleştiğini, herhangi bir balıkçılık düzenlemesinin olmadığı o bölgelerden gelen fotoğraflardan anlayabiliyoruz. Güvertesi balık dolu gemilerde poz veren Türkiyeli balıkçılar adeta zafer sarhoşu.

Pelajik stokları tükeniyor

Normal şartlarda balıkçılık böyle yapılmıyor. Bu daha çok “batan geminin malları”na yapılan muamele. Peki kimin için? Afrikalılar için değil tabii ki. Avlanan bu balıklardan üretilen balık unları ve balık yağları, 2018’de Çin, Avrupa Birliği (AB), Türkiye ve Vietnam’a ihraç edilmiş. Küçük bir kısmı da diğer Afrika ülkelerine. İşte bu küçük pelajiklerin stoklarına dönük Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü‘nün (FAO) Küçük Pelajikler Çalışma Grubu tarafından yapılan en son stok değerlendirmelerine göre, balık unu ve balık yağı için kullanılan üç küçük pelajik türünün tümünün stokları aşırı derecede sömürülmüş durumda. Böyle giderse stokların ortadan kalkması an meselesi.

Bu yeni dönem ekosistem sömürgeciliğini başarı gibi sunanların, bu stok azalışlarının baş sorumlusu olduğunu unutmamak gerekir. Yerli balıkçılar, nasıl Türkiye sularına yakın alanlara avcılığa gelen yabancı balıkçıları iyi gözle görmüyorsa bilinmeli ki Afrika’daki yabancı balıkçıların faaliyetleri de bu şekilde görülüyor. Bu yeni dönem sömürgeciliği ekonomik faaliyet olarak göstermek ise hiç ama hiç adil değil.