Dış Köşe

Muhafazakar erkekler neden Greta’dan nefret ediyor?- Gülce Demirer

Bir yıl önce İsveç parlamentosu önünde tek başına başlattığı oturma eylemleriyle, küresel bir iklim aktivisti haline gelen 16 yaşındaki Greta Thunberg şu an medyada en çok konuşulan isimlerden biri. Greta günümüzün ve insanlık tarihinin en önemli sorunu olarak görülen iklim krizini, hiç kimsenin yapamadığı bir biçimde odak noktası haline getirdi. Dediklerine inanıp inanmamanıza göre, hem bir “kahraman” hem de “düşman” haline geldi. Greta’nın iklim krizinin aciliyetine yönelik başlattığı eyleminin başarısı sosyal medyada, özellikle erkeklerin yoğunlukta olduğu iklim değişikliği inkârcılarının tepkisini çekiyor. Bundan yaklaşık dört beş ay önce ABD siyasetinde en çok konuşulan isimlerinden biri haline gelen kongre üyesi ve Yeşil Yeni Düzen’in en büyük savunucularından Alexandria Ocasio-Cortez de hem kendi partisi Demokrat Parti içinden hem de Cumhuriyetçiler tarafından çok tepki toplamıştı. Ocasio-Cortez’in sunduğu Yeşil Yeni Düzen’i kongrede “gerçekdışı” ve “fazla sosyalist eğilimli” olmakla eleştirenler vardı. Küresel karbon salımlarında başı çeken ABD ve Rusya’nın devlet başkanları Donald Trump ve Vladimir Putin gibi birçok siyasetçi de Greta’ya ağır eleştirilerle karşı çıkıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Greta’yı “fazla radikal” olduğu ve toplumların kendisinden nefret etmesine sebep olabileceği “uyarısında” bulunurken, Putin ise Greta’nın ailesinin çocuklarını böyle bir şey için kullanmalarının yanlış olduğunu belirtip Greta için “İyi niyetli ama yeterli bilgilendirilmemiş bir genç kız” demişti.

Greta’yla ilgili sosyal medyada yorumda bulunan erkeklerin çoğunlukla benzer aşağılayıcı terimleri kullanmaları da göze fazlasıyla çarpıyor. Bunlar arasında “akli dengesi yerinde olmayan”, “milenyumlu ucube”, “histerik ergen” ve “duygusal” yer alırken bunlardan birisi Greta’nın aktivizmini “Ortaçağ cadı büyülerine” bile benzetmiş. Bunların yanı sıra cinsel içerikli aşağılayıcı çok fazla yorum da yer alıyor. Trump ise Greta’nın Birleşmiş Milletler İklim Eylemi Zirvesi’ndeki konuşması üzerine Twitter’da “Parlak bir geleceği bekleyen çok mutlu bir kıza benziyor” paylaşımında bulunmuştu. Mutlu olmak, gülümsemek, çok konuşmamak tarih boyunca kadınlardan beklenen davranışlar oldu.

Akli dengesi bozuk, histerik gibi yaftalayıcı sıfatlar ise tedavi edilmesi gerektiği söylenen “zor” kadınlar için kullanılan tabirlerden. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre günümüzde dahi doktorlar, erkeklerle aynı semptomları paylaşıyor olsalar da kadınlara daha çok depresyon teşhisi koyuyor.

Birkaç ay içinde 17 yaşında olacak Greta’ya hâlâ “çocuk” denmesi ve beraberinde de akli dengesi yerinde olmayan, histerik, duygusal gibi çoğunlukla kadınlara atfedilen stereotipik özelliklerle nitelendirilmesi, kadınları susturmayı ve dediklerini değersizleş tirmeyi amaçlıyor. Avustralyalı yazar Andrew Bolt ise konuyla ilgili olarak “Yetişkinler tarafından guru muamelesi gören, bu kadar çok mental hastalığa sahip, bu kadar küçük yaşta bir kız hiç görmemiştim” diyor.
11 yaşındaki iklim aktivisti Lilly Platt, Brezilya’da Amazon yerlilerinin ormansızlaştırmaya karşı konuşmalarının yer aldığı bir videoyu Twitter üzerinden paylaşmasının ardından trol hesaplar Lilly’nin paylaşımının altına cinsel içerikli yorumlarda bulunmaya başladı. Sekiz yaşındaki iklim aktivisti Havana Chapman-Edwards ise ırkçı mesajlar ve ölüm tehditleri alıyor.

Heteronormatif Maskülenlik

Greta’nın eylemlerini, söylemlerini ve tutumunu fazla radikal, fazla sert hatta bölücü olmakla suçlayanlar da var. Ancak şu an “normal” bir zamanda yaşamıyoruz. Bilim insanları yıllardır atmosfere salınan insan kaynaklı seragazlarının iklimsel çöküşü getireceğini üstüne basa basa söylüyor. Suların yükselmesiyle, sıcak hava dalgalarıyla, yazın ortasında yaşanan sel ve fırtınalarla, daha sıcak geçen kışlarla, yok olan buzullarla insanlığın ve gezegendeki bütün hayatın acı ve yavaş bir biçimde yok olacağını inkâr edebilmek hiçbir bilimselliğe dayanmamakla birlikte bu etkileri günlük hayatımızda görmeye başladık bile. Greta’nın ve iklim hareketinde yer alan özellikle genç neslin endişesi, kendilerine yaşanabilir bir gelecek görmemelerinden kaynaklanıyor. 1965’ten bu yana küresel karbon emisyonlarının üçte birinden sorumlu 20 şirket, dünyanın kaynaklarını sömürüp milyarlar kazanırken, milyonlar su ve güvenilir gıdaya ulaşmak için savaşmak zorunda kalmayacakları sağlıklı bir hayat istiyor. Bu en temel haklarımızdan biri değil de nedir? Peki medyada oldukça göz önünde olduğu için Thunberg ve Ocasio-Cortez’e yönelen mizojininin (kadın düşmanlığı) sebebi ne?

İklim İnkarcılığı ve Mizojini

Aslında mizojini pek de uzak olmadığımız bir sorun. Beyaz heteronormatif maskülenliğin egemen olduğu düzene en büyük tehdidi kadınlar oluşturuyor, eğer böyle olmasaydı, şu an feminist hareketin içinde kayda değer oranda erkekler de yer alırdı. Feminizm, toplumsal cinsiyet eşitliğinden çok daha öte, asıl erkekliğin eleştirilmesi ve kendini değiştirmesi gerektiğini söylüyor. Kadınların bedenleri, emekleri üzerinden sömürülmediği, aşağılanmadığı, kadın olduğu için taciz edilmediği; bedenlerinin devletin politika malzemesi haline getirilmediği; eşit işe eşit ücretin verildiği, değersiz görülen ev işlerinin kadının görevi olarak görülmediği bir toplumsal düzeni talep ediyor. Ocasio-Cortez’in “aşırıya kaçan sosyalist eğilimli” Yeşil Yeni Düzen’i ve Greta’nın BM’de yaptığı konuşması, erkekliğin dayandığı bu sistemin dinamiklerini tehdit ediyor. Zaten Greta’nın, eleştirilere verdiği cevapları da hep bu yönde. Greta “Sesimiz çok çıkıyor ve başarılıyız ki bizimle dalga geçiyorlar” diyor.

Hem Thunberg’in hem Ocasio-Cortez’in iklim hareketinde sesi çok çıkan ve tepki çeken kadın figürler olmasının tesadüfi olduğunu düşünenler olabilir. Ancak bu nefretin iklim inkârcısı erkeklerden geldiğine değinen bir araştırma, meselenin toplumsal cinsiyet ile iklim inkârcılığı arasındaki ilişkiye odaklanıyor. İsveç’te Chalmers Teknoloji Üniversitesi’nde akademik anlamda ilk defa iklim inkârcılığını çalışmaya yönelik İklim Değişikliği İnkarcılığı Merkezi (CEFORCED) kuruldu. Araştırma merkezinin yeni yayımladığı bir araştırma, yıllardır muhafazakâr anti-feminist aşırı sağ ile iklim inkârcılığı arasındaki ilişkiyi inceliyor.

Chalmers Üniversitesi’nden Jonas Anshelm ve Martin Hultman, çevre sosyolojisi kapsamında birçok farklı disiplinden araştırmacı ile “İklim değişikliğini neden ciddiye almıyoruz? Bir iklim inkârcılığı çalışması” projesiyle Norveç’te iklim inkârcılarının dilini inceliyorlar. İnceledikleri iklim inkârcılarının dilinde göze çarpan oldukça ilginç bir mesele yer alıyor. İklim inkârcılarına göre tehdit altında olan gezegen değil, temelleri heteronormatif maskülenliğe dayanan modern endüstriyel toplum düzeni.

Bu proje kapsamında Olve Krange, Bjorn Kaltenborn ve Martin Hultman’ın, daha önce Aaron McCright ve Riley Dunlap tarafından ABD’de yapılan araştırmanın Norveç ayağı olan ve 2018 yılında yayımladıkları “Norveç’in ‘Cool’ Erkekleri: Muhafazakâr Norveçli Erkeklerin İklim İnkârcılığı” makalesi, iklim inkârcılığının, muhafazakâr grup kimliğini ve mevcut yaşantılarımızı mümkün kılan fosil yakıtlara bağımlı sosyoekonomik sistemi korumak adına verilen bir tepki olarak yorumlanabileceğini belirtiyor.

Dolayısıyla tehdit altında olan, ait oldukları “grubun” dinamikleri aslında. Bu dinamikleri tehdit eden de tıpkı #MeToo hareketinde olduğu gibi, toplumda kadınların sesinin daha çok çıkması. Araştırmacılar, günümüzde iklim aktivizmine karşı gelişen iklim inkârcılığının, sağ kanat milliyetçiliğin ve anti-feminizmin birbirlerini besleyen ve eklemlenen ideolojiler haline geldiğini söylüyor.

4.077 kişi ile yaptıkları araştırma sonucunda, erkeklerin %35’i; muhafazakar erkeklerin ise %62,9’u iklim krizini inkâr ediyor. Ayrıca araştırmaya göre, erkeklerde iklim inkârı kadınlara göre çok daha fazla görülüyor. Kadınlar ise daha çevreci, doğa dostu tutumlar sergiliyor.

2016’da ABD’de Tüketici Araştırması Dergisi’nde yayımlanan “Ekoloji Dostu Olmak Daha mı Az Erkeksi? Yeşil-Feminen Stereotipi ve Sürdürülebilir Tüketim Üzerindeki Etkisi” makalesi kapsamında yapılan yedi farklı araştırmaya göre, çevreci olmakla toplumsal cinsiyet normları arasında oldukça derin bir bağ var. Bu araştırmalara göre çevreci davranışlarda bulunmak hem kadın hem de erkek katılımcılar tarafından “daha kadınsı” görülüyor. Hatta bazı erkekler yanlarında bez torba taşımak gibi çevreci davranışlarda bulunduklarında maskülenliklerinin azalacağını düşünüyor.

Fox News sunucusu Tucker Carlson, Nisan ayında, bu makaleyi referans gösterip ”toksik maskülenite iklim değişikliğine yol açıyormuş” diyerek araştırmayı saptırmıştı. Bununla da yetinmeyip “Feministlerin bilim yaptığı bir ülkeye nasıl dönüştük?” demişti. Ocasio-Cortez de Twitter’dan Carlson’a cevap olarak “Demokrasi ve sivil haklar ile feministlerin bilim yaptığı bir ülke olduk. Ayrıca iklim değişikliği politikasına dair şüphe uyandırmak için kadın hakları konusu etrafında korku uyandırmaya çalışmasına dikkat edin: Carlson hakkında çok şey söylüyor” yazmıştı.

Kadınların daha çevreci olduğu fikri, kadınların tarih boyunca şefkatli, narin, değer veren ve anne rolleriyle; erkeklerin ise sert, güçlü, duygusuz olan heteronormatif maskülenlikle özdeşleştiriliyor olmasından kaynaklanıyor olabilir. Araştırmanın yürütücülerinden Hultman, “Evi geçindiren endüstriyel maskülenlik adını verdiğim maskülenliğe bağlı gelişen bir takım değer ve davranış biçimlerinin tehdit altında olduğunu düşünüyorum” diyor. Doğa ve insanlık arasında derin bir ayrım olduğunu savunan ve dünyanın özellikle erkekler için yaratıldığı Kartezyen düşünceye dayanan bu heteronormatif maskülenliğe göre insanlar doğayı, kaynaklarını kendi çıkarları adına kullanma özgürlüğüne sahipler. Erkek merkezli medeniyetlerimiz doğanın talan edilmesi, insan eliyle yeniden düzenlenmesi yoluyla yaratıldı. Ekonomik büyüme, her zaman doğadan, gezegenden daha önemli oldu. Trump, iklim krizini baş- kan olduğundan bu yana bir aldatmaca olarak yorumluyor ve asıl iklim hareketinin ve Yeşil Yeni Düzen’in ekonomik büyümeyi ve iş dünyasını tehdit ettiğini sürekli dile getiriyor. Hem ABD hem de Norveç’te yapılan araştırmalara göre, sağ muhafazakâr bireyler mevcut sosyo- politik düzeni ve normatif gelenekleri olduğu gibi kabul etmeye daha yatkınlar. Dolayısıyla iklim değişikliği diskurunun, fosil yakıtlara dayanan bu sistemi tehdit ediyor oluşu, ait oldukları gruplarının dinamiklerini de sarsıyor. İklim inkârcılarının karşı çıktıkları noktalar, bilimi inkâr etmenin yanı sıra iklim eyleminin sosyal, ekonomik ve politik düzeni değiştirecek olmasından kaynaklanıyor.

Sanayi toplumlarımızı oluşturan ve hakim olan heteronormatif maskülenlik, iklim hareketi içindeki sayıca fazla olan güçlü kadın figürler tarafından rahatsız ediliyor. Mizojini farklı toplumlarda, farklı tarihsel süreçlerde, farklı dinamiklerle de olsa tarih boyunca var oldu. 15. yüzyılda döneminin en önemli feminist hareketi olarak görülen, kadınların erkeklerden bağımsız bireyler olarak hareket etmeye çalışması ve evliliği reddetmesi, Avrupa’da cadı avları kapsamında 40 bine yakın kadının yakılarak öldürülmesinin nedenlerinden biri olmuştu. Tıpkı doğanın, insanlık tarafından hükmedilmesi, yıkılıp yeniden düzenlenmesi gerektiği düşüncesi gibi kadınlar da tarih boyunca beyaz erkekler tarafından kontrol edilen, hakkında kararlar verilebilen, bedenleri devletin politika malzemesi haline getirilen nesneler oldu. Ancak giderek güçlenen feminist hareket, kendini özne konumuna getirdiği an, kadınları her zaman ikincil olarak gören ideolojilere tehdit oluşturmaya başlıyor. İklim inkârcılarının kadınlara kadın oldukları için cinsiyetçi aşağılamalarla saldırmasının da tek bir sebebi var gibi gözüküyor. Karşı çıkabilecekleri başka hiçbir şey yok. Bilimsel karşıt argümanlar üretemiyorlar ve cinsiyet üzerinden aşağılamak çoğunlukla en kolay yol oluyor.

(EkoIQ’tan alınmıştır.)

Kategori: Dış Köşe