Köşe YazılarıYazarlar

İsyan ve birliktelik

Küresel Yokoluş İsyanı haftasına katılan şehirlerin sayısı 7 Ekim Pazartesi’ne gelmeden İstanbul’la beraber altmışı buldu.

Gezegen kendi etrafındaki dönüşünü pazartesi sabahı için yapmaya başladığında Yeni Zelanda ve Avusturalya’daki isyancılar sokakları doldurmaya başladı. Londra’da ise eylemciler, daha isyan haftası başlamadan baskın ve gözaltılarla karşılaştılar. The Guardian gazetesi, meclis binası önünde toplananlar arasından sadece Pazartesi öğlene kadar 135 kişinin gözaltına alındığını yazdı.

İsyancıların neden ikinci kez sokakları işgal ettiğini hatırlamakta fayda var.

İklim acil durumu ilanı ve sonrası 

15 Nisan’da Londra’daki ilk isyan haftasının ardından 1 Mayıs 2019’da İngiltere hükümeti İklim Acil Durumu ilan etti. Sırayla İrlanda, Kanada ve Fransa da İngiltere’yi takip eden ülkeler oldular. İklim acil durumunun ilk ilanı, aslında Avustralya’nın Victoria eyaletindeki Darebin şehrinde 2017 yılında yapılmıştı. Kent meclisinin 21 Ağustos’taki toplantısında iklim acil durumu eylem planı toplantı notlarına geçilmiş, kentin uyum planı paylaşılmıştı. Yokoluş İsyanı’nın iki yıl sonra sivil itaatsizlik eylemleriyle aynı talepte bulunması bu gidişata destek oldu, diyebiliriz sanıyorum. Climate Emergency Declaration sitesinde yayınlanan 3 Ekim 2019 tarihli bildiriye göre, bugün farklı seviyelerdeki 1087 yönetimin ilan ettiği iklim acil durumu, 266 milyon insanı kapsıyor. Burada ortaya iki farklı süreç çıkıyor aslında. İlki, Darebin şehrinin tecrübe ettiği gibi, insanlar önce iklim değişikliğine öncelik veren yöneticiler seçiyorlar. Sonra bu yöneticiler, meclislerinde iklim acil durumunu gündeme getiriyor.

Diğer süreç ise, İngiltere’deki isyan süreci denebilir. 1 Mayıs’ta iklim acil durumu ilan edildiğinde Başbakan Teresa May idi ve bildiğim kadarıyla Avam Kamarası‘nın önceliği o zamana kadar hiç iklim krizi olmamıştı… Bu yüzden, aslında iklim acil durumu için sokaklarında şiddetsiz ve yaratıcı sivil itaatsizlik yapan; gözaltına alınan, çadırlarında kitap okuyan, dans eden ve kırmızı elbiseler giyen eylemcilerin süreci farklı bir boyuta taşıdığını söyleyebiliriz. Yeterince bilim insanı, yeterince araştırma yaptı, teşhis konuldu. Ölmekte olan bir hastaya zamanında ve gerekli müdahaleyi yapmamak, Hipokrat Yeminine uymaz, bunu hepimiz biliriz. Bu noktadan sonra artık temsili demokrasinin araçlarını iklim krizinin aciliyetine karar vermek için değil; aciliyete uygun kararlar almak ve uygulamak için değerlendirebiliriz.

Eylemler: Cesaret bulaşıcıdır. Taktikleri belirleyelim ve eleştirileri alalım.

Tarihin belli zamanlarında sivil itaatsizlik eylemleri etik bir duruşu arkalarına alarak etkili oldular.

Benim aklıma gelen ilk örnek, Rosa Parks olur hep. Bugün açıklamasını yapamayacağımız kadar saçma gelen ayrımcılıklara doğan insanların büyük gerçekleri değiştirebileceklerine dair inanç-sızlık-ları küçük bir kıvılcımla değişebiliyor. Çünkü gerçekten, değiştirebiliyorlar. Yokoluş İsyanı’nın kurucularından Roger Hallam bunun için eylem biçimlerini anlatırken gündelik hayatın akışının en can alıcı noktalarında sembolik olan ve fedakarlıklar gerektirebilen bozulma / yarılmalar yaratmamız gerektiğini söylüyor. Yokoluş İsyanı, eylemlere; ama özellikle 15 Nisan’da yaptığı gibi uzun süren eylemlere de buna göre hazırlanıyor.

Sivil itaatsizlik eylemlerinin özünde bir akışı durdurma, bozma var. Sıradan gibi görünen bu bozma eylemleri, sürekli ve çeşitli hatta bazen sadece doğru tasarlandığında sisteme ciddi zararlar verebiliyor. 15 Nisan haftasında gerçekleşen eylemlerde gözaltına alınma sayısı İngiltere tarihinin rekorunu kırmıştı. Gözaltıların yanında, Dünya’nın farklı şehirlerine yayıldıkça yaratıcı ve daha sanatsal Yokoluş ve iklim krizi eylemleri de çoğaldı.

İngiltere ve Galler Yeşil Partisinin eski genç yeşillerinden Tom Pashby’ın XR, yani Yokoluş İsyanı’nda temsil sorunu olduğunu yazdığını gördüğümde bunu ona hemen sormuştum. Özellikle ilk zamanlardaki eylemlerinde gözaltına alınmayı nihai bir çeşit taktik olarak ortaya koyması,  Tom’a göre Yokoluş İsyanını mesela Siyah, Asyalı ya da etnik gruptan insanlar için ulaşılabilir kılmıyordu. Yokoluş İsyancılarının yayınladığı, “This is not a Drill” kitabının lansmanına da katılarak gözlem yapma şansı yaptığını söyleyen Pashby, “İklim krizi özellikle Küresel Güney’i daha fazla etkilerken krizin tarihsel olarak ortaya çıkmasından sorumlu posh (İngilizce’de üst veya özel sınıfa giren her şey için kullanılan sözcük) beyaz erkekleri dinledim” dedi.

Başarıyı nasıl tanımlıyoruz?

Buna ancak kişisel bir cevap verebildiğimi fark ettim: Bence herhangi bir başarıdan ziyade elimizde sadece eylemlilik ve birliktelik var. Ve bu iyi bir şey!

Aslında bunu Yokoluş İsyanı için de söyleyebilirim. İsyanın ikinci talebi, İngiltere’nin 2025 itibariyle sıfır karbona geçmesi, yani karbon salımlarını sıfırlaması. Paris İklim Anlaşması‘nda her ülkenin verdiği taahhütler farklı olabiliyor. İngiltere sıfır karbon hedefi olan ülkelerden; ama bunun için verdiği tarih 2050. Yokoluş İsyanı ise sanayi devrimini başlatan ülke olarak İngiltere’nin, iklim krizi karşısında tarihsel bir sorumluluğu olduğunu belirterek bu tarihi çekmesini talep ediyor. Bu yüzden iklim acil durumunun da getirdiği bir “sürekli eylem” durumu içindeler.

Bu haftadan itibaren bu durumun Dünya’nın en az altmış şehrine de yayıldığını görüyoruz. Benzer şekilde yaratıcı, eğlenceli ve dönüştürücüler. Zaman geçtikçe, kömür zengini veya Global Kuzey ülkelerindeki iklim krizinden sorumlu denilen insanların kendi fanuslarından çıkmalarına sevindiğimi fark ettim. Geç bile kaldılar.

Çeşitlilik ise, Yokoluş İsyanı’nın değer ve ilkeleri arasında çok önemli; kısa bir süre içinde onu da görünür kılabilirler umarım. Bu, son talepleri Yurttaş Meclislerinin oluşturulması için de en önemli. Parlamento’nun ise bu haliyle iklim krizine dair temsiliyetinin sorgulanır olduğunu söylüyor ve yerel inisiyatiflerin oluşturulmasını talep ediyorlar. Aslında Londra Valisi iklim için yurttaş meclislerinin oluşturulmasını kabul etti; ancak herhangi bir yetkisi olmayacak şekilde…

İklim acil durumu ilan eden; ancak herhangi bir adım atmayan ülkeler, yetkisi olamayan yurttaş inisiyatifleri boşuna dans edildiğini mi söylüyor yoksa daha yürünecek yolların olduğunu mu?

İsyan haftasını takip edin. Konuşacak çok şey olacak…

  1. Yazı, şiddetsiz eylem biçimi olarak sanat. Örgütlenme. Tartışmalar devam.