Köşe YazılarıYazarlar

Bu bir İsyan Haftasıdır

15 Nisan haftasında, Londra’da bir hafta süreyle gerçekleşen sivil itaatsizlik eylemlerinin ikincisi bugün başlıyor.

İklim aktivistleri hafta boyunca Berlin, Paris, Amsterdam, Roma, Viyana, New York ve yine Londra gibi şehirlerin sokak, köprü ya da meydanlarını işgal edecekler. Şiddetsiz doğrudan eylemlere katılanların ortak amaçları iklim krizinin aciliyetine ve ekolojik yıkımın sonuçlarına dikkat çekerek bir an önce harekete geçilmesini sağlamak.  İlgili krizlere dair bilim insanlarının çalışmalarından yola çıkan aktivistler, şimdiye kadar yaptığımız gibi inkârcılığın, meseleyi küçümsemenin ya da alışılagelen başa çıkma yollarının başarısız olduğunu söylüyor ve yaşam için isyan etmeye çağırıyorlar.

Bu eylemliğin çağrısını yapan ve kısa sürede yayılan Extinction Rebellion – yani Yokoluş İsyanı adındaki aktivist ağın nasıl başladığını, taleplerini ve eylem biçimleri ile stratejilerini nasıl belirlediğini hafta boyunca değerlendirmenin faydalı olabileceği kanısındayım. İklim hareketi dediğimizde aslında en az son otuz yıla yayılan bir sivil toplum inisiyatifinden ve toplumsal bir hareketlilikten bahsediyoruz. Yokoluş İsyanı’na dair tartışmalar da, bu hareketliliklerin bundan sonra nasıl evirilebileceğine dair en azından bir (1) verimli alan açabilir. Çünkü on binlerce aktivistin de söylediği gibi,

  • Ne istiyoruz?
  • İklim Adaleti
  • Ne zaman istiyoruz?
  • Şimdi.

Başlangıç: Okyanuslar yükseliyor. Şimdi ne yapacağız?

Geçtiğimiz yıl Greta Thunberg’in İsveç’te iklim grevine başlamasından kısa bir süre sonra İngiltere’de Yokoluş İsyanı, yine iklim krizi ve 6. Büyük Yokoluş’a dikkat çekmek için yaptığı sivil itaatsizlik eylemleriyle gündeme geldi. Gündeme geldi, diyorum çünkü Londra’da başlayan isyan, Thunberg’in iklim eylemlerinin öncesine, 2010’ların başındaki işgal eylemlerinin ise sonrasına dayanıyor.

Bu eylemlerde yer alan farklı gruplar (Radical Think Tank, Reclaim the Power, Plan Stupid, Earth First! Occupy, Compassionate Revolution) Rising – up! çatısı altında birleşiyorlar. Hediye ekonomisiyle sürdürmeye karar verdikleri bu oluşum için Compassionate Revolution ismini de şirketlerinin ismi olarak seçiyorlar (İngiltere merkezli oluşumlar olduğu için çevirilerini yapmıyorum). Gereken bilgi, emek, enerji, ulaşım ve kullanılacak materyalleri karşılayacak kadar kaynak, o süreç için toplanıp kullanılıyor. Yani yaptıkları şiddetsiz sivil itaatsizlik eylemlerine yetecek kadar para toplanıyor ya da bunu kendileri karşılıyorlar. Olabildiğince esnek olmayı bilinçli bir şekilde tercih ediyorlar. Hedeflerini yapısal ya da organizasyonel düşünmüyorlar; daha doğrusu profesyonel ve aktivist bir sivil toplum kuruluşu olmak ya da sadece gönüllük esasına dayalı bir hareket olmak gibi araçları ilk aşamada değerlendirmiyorlar.  Bunun yerine, hediye ekonomisinin iyi işlediği, topluluğun görece daha küçük olduğu zamanlarda amaçları, seslerini kendi etraflarında olabildiğince duyurmak. Şimdiye kadarki çoğu çevreci oluşumun her başlangıçta yaptığından farklı olmadığı söylenebilir. 2016 öncesinde Rising – up olarak bir araya gelirken ilke ve değerler oluşturuyor ve taleplerini tartışıyorlar. Oluşumun başından beri içinde olan Stuart Basden’ın yazdıkları ve bire bir bana söylediklerine göre sonraki süreçte eylemlerin görünürlüğünün beklediklerinden yüksek olması ve gözaltına alınmalarının haber değeri taşıması onları sonraki adımlara sürüklemiş.

Bütün bu aktivist tecrübelerin ardından profesyonel aktivizmin bütçe ve kariyer planlamalarıyla heyecanı söndürebildiğini, asıl önemlisi şimdiye kadarki kazanımlarının krizin büyüklüğü karşısında yeterli olamadığını söylüyorlar. Gönüllülük esaslı bir aktivizmin ise sürekliliğinin zorluğunu ortaya koyarak farklı ve dinamik bir eylemlilik arayışına giriyorlar.

Bu sırada, yani 2018’in Ekim ayına gelindiğinde yeni bir IPCC raporu yayınlanıyor. Hızla eridiğini bildiğimiz buzulların, bilindiğinden de daha hızlı eridiğinin ortaya çıkması; gezegen üzerinde henüz tükenmemiş canlılarla beraber uyum sağlayabileceğimiz ön görülen en fazla 1,5 derecelik bir ısınma seviyesinde kalabilmek için bugünden itibaren fosil yakıtlardan vazgeçmemiz gerektiği politikacılara ve onları seçen bizlere iletilmiş oluyor. Diğer yandan başka büyük bir kriz, her gün en az 150 farklı canlı türünün yok olmasına neden olan ekolojik yıkım, bilinen adıyla “6. Büyük Yokoluş” gezegen üzerindeki yaşamın dengesini giderek bozan insan yaşamına dair bariz olanı işaret ediyor. Hepimizin gözlerinin önünde cereyan eden bu bilimsel gerçekleri aktivistler harekete geçme çağrılarında özetliyorlar, böyle devam edemeyiz:  “Yaşam için İsyan”  “Gerçeği söyle!”  “İsyana katıl”  “iklim acil durumu, harekete geçin!”

İlk Eylem: Yokoluş İsyanı: “Sevgili Greenpeace,”

Yani önce isyan vardı. Sonra bir noktada bu isyan, yokoluşun isyanı olmak zorunda kaldı.

Kendilerine Yokoluş İsyanı diyen bir grup aktivist, ilk olarak 8 Ekim 2018’de Greenpeace’in Londra’daki merkez ofisini işgal etti.  Çalışanlarına getirdikleri kek ve çiçekleri onlarla paylaştıktan sonra, “Sevgili Greenpeace, seni seviyoruz” diyerek başlayan bildiri ve taleplerini okudular. Greenpeace’den nasıl ilham aldıklarını ve onu her zaman desteklediklerini belirterek başladıkları bildiride, uluslararası STK’yı iklim krizinin önem ve aciliyetini yaymak için daha sıkı çalışmaya davet ettiler. Yokoluş İsyanı bildirisinin halka okunacağı ve devam edecek olan eylemliliklere Greenpeace destekçi ve dostlarına da maili göndererek destek çağrısı yapmalarını istediler.

Küresel iklim hareketinin Türkiye’deki destekçi ve takipçileri Açık Radyo’nun yayınları ve çevirileri sayesinde bütün bu yaşananları Kasım 2018’den itibaren oldukça aktif bir şekilde takip edebildiler. Yokoluş İsyanı Bildirisi, aralarında Greta Thunberg, The Guardian yazarı George Monbiot ve İngiltere ve Galler Yeşil Parti üyelerinin olduğu 31 Ekim 2018’deki eylem sırasında okundu. Greta’nın da konuşma yaptığı eylemde 15 kişi gözaltında alındı.

O günden bu güne olan her şeyden bahsetmek çok zor. Mutlaka atlayacaklarım olacak ama şimdiye kadar yazdıklarımdan çıkan en az bir soru var aslında: Yokoluş İsyanı, neden sürekli en az bir başarısızlıktan bahsediyor? Nasıl bir başarısızlık bu ve sorumlusu kim ya da kimler?

 Talep 1: “Gerçeği söyleyin ve İklim Acil Durumu ilan edin.”

İsyanın akademik ve politik destekçilerinden Ruperd Read, Londra’da üniversite öğrencilerine yaptığı bir konuşmasına onları başarısızlığa uğratanları anlatarak başlıyor.

“Bu ülkenin sözde politik liderleri sizi başarısızlığa uğrattı, bütün iyi niyetleriyle öğretmenleriniz sizi başarısızlığa uğratıyor, aileleriniz de aynı şekilde, bu başarısızlığa ortak oluyor; bir yere kadar ben de sizi başarısızlığa uğrattım ve işte buradayım.”  

Sırayla gitmek gerekirse, iklim krizini politikalarında önceliklendirmeyen; 1992’de Rio’dan, Kyoto’ya, sonra Kopenhag’a kadar iklim zirvelerini kongre turizmine dönüştüren politikacıların sorumluluğu ortada. Gerçek olanaklar, gözlerimizin önünde çöpe atıldı. Bu yüzden, iklim adaleti adına sözlerini söyledikten hemen sonra yüzlerini fosil yakıt şirketlerine dönüp onlarla işbirliği yapabilen politikalara bir son vermek zorundayız. The Guardian gazetesinde iki yıl önce yayınlanan bir habere göre emisyonların yüzde 71’den sorumlu olan yüz şirket var. Bu şirketlerin yani fosil yakıt lobisine direk iklim kriziyle bağlantılı herhangi bir kısıtlama veya emisyon azaltımına zorlayıcı yaptırımlar yok.

Yokoluş İsyanı’nın ilk talebi, iklim acil durumu ilanı.

Başarısızlığın sonraki sorumluları da, bütün bunlardan bağımsız değil. “Küresel Isınmayı Durduralım, Dünya’yı Değiştirelim” kitabında Jonathan Neale, Kyoto Protokolü’nün hazırlandığı 2001 yılında Lahey’de, başka bir uluslararası STK, Friends of the Earth (Gezegenin Dostları) binasının önünde gösteri yapan 5 bin kişiden bahsediyor. Bunun üzerine sivil toplum aktivistlerinin yeni fikirler için toplumsal hareketlere baktıklarını yazıyor. Okurken kendi kişisel tarihimden bir not düştü hemen hafızama: 2001 yılında ben, Greta Thunberg ile aynı yaştayım.  Arkeolog olmak ve hayatım boyunca dans edebilmek istiyorum. Gençliğimizi o zamanlarda kurduğumuz hayallerle birlikte hatırlarız, değil mi? Yaşamak istediğimiz dünyaya dair da bir ipucu verir bu. 20 Eylül’de okul grevine giden milyonlarca genç sayesinde elimizde ipuçlarından çok daha fazlası var, haykırıyorlar: Yaşanabilir bir gezegende geleceklerini istiyorlar.

2001’deki Bahar’ın neden Lahey’deki eylemlilikten haberdar olmadığı, da başka bir soru olabilir. Bundan biraz Bahar sorumluysa, bu bilgiyi ona ulaştırabilecek gazete, televizyon ya da okulların sorumluluğu da konuşulmalıdır sanıyorum.

Yokoluş İsyanı bildirisi sonrasındaki süreçte talepler oluşturdu. Takip ederkenki hissiyatım ilginçtir, sanki bu taleplerden önce iklim değişikliği, özellikle sosyal ve çevresel etkileriyle çok karmaşıktı, sıradan insanlara direk etkilerini anlatmak çok zordu ve bir şey beni insanların umutsuz olduklarında harekete geçmediklerine inandırmıştı. Başka bir deyişle, gidişatın çok kötü olduğunu söyleyenlerden ya da bunu kendim söylemekten şimdiye kadar korkmuştum.

Başarısızlığın ne olduğunu Greta, Eylül ayındaki Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde anlattı. Kaçıran ve anlamamakta ısrar eden yetişkinlere tercüme etmek ve özetlemek gerekirse şunları söyledi: Her adımınız kalkınmacı, tüketimden ve kardan başka bir şeyle ilgilenmediniz. Doğayı sömürdünüz, gezegenin geleceğinden, çocukların hayallerinden çalıyorsunuz ve bunu değiştirmek içinde de halen gerçek bir şey yapmış değilsiniz. Hangi cüretle umudun bizde olduğunu söyleyebiliyorsunuz? Gözümüz üzerinde!

Birleşmiş Milletler toplantısında ona ilk söz verildiğinde pek konuşmadan sadece IPCC raporunu gösterdi. Aslında o andan itibaren, bu gençleri ikna edip okullarına döndürebilecek bir şeyler olması, Greta’nın yukarıdaki gibi bir konuşmayı yapmasına gerek kalmaması gerekirdi ama öyle olmadı.

Gençler kendi geleceklerini, iklim ve ekoloji-kıyımı (ecocide) ile yargılanması gereken inkarcıların ellerinden kurtarmak zorunda kalıyorlar. Olmakta olan, tam olarak bu.

2. Yazı:  Diğer talepler. Yokoluş İsyanının eylem biçimi ve tartışmalar

3. Yazı:  Örgütlenme, genişleme ve gelen eleştiriler. Tartışmalar devam.