Avrupa'da Yeşil DalgaManşetTürkiyeYeşillerden

Yeşiller Meclisi kuruldu

Türkiyeli Yeşiller, çok sayıda kurum ve kişinin katılımıyla Yeşiller Meclisi’ni kurdu. Kuruluş açıklamasında, ‘İçinde bulunduğumuz karanlık tablo kaderimiz değil’ denildi, aynı düşünceleri paylaşan herkese birlikte yürüme çağrısı yapıldı.

Yeşil hareket içinden çok sayıda kurum ve kişinin katılımıyla Yeşiller Meclisi kuruldu. Türkiye’de ve dünyada insan eliyle gerçekleşen eşi görülmemiş bir yıkım yaşandığını belirten Türkiye Yeşilleri, “Gidişattan duyduğumuz kaygıyı 30 senedir, gerek kurduğumuz partilerde, gerek içinde bulunduğumuz nükleer karşıtı ve ekolojik hareketlerde dile getiriyoruz ve biliyoruz ki bu karanlık tablo dünyamızın kaderi değil” dedi.

Meclis’in tanıtıldığı basın toplantısında yapılan açıklamada şu görüşler ifade edildi:

“Doğayla uyum, iklim krizi ile mücadele, barış ve şiddetsizlik, toplumsal cinsiyet eşitliği ve feminizm, küresel mücadele, yerel ve doğrudan demokrasi, sürdürülebilirlik, adil paylaşım, özgür yaşam ve çoğulculuk ilkelerimizle ülkemizde politik söylemlere yeni bir soluk getirmek istiyoruz…. 28 Eylülde YEŞİLLER MECLİSİ’ ni kurarak bu hedeflerimize ulaşmak için yola çıktık. Aynı duyguları paylaşan herkesi bizimle yürümeye davet ediyoruz.

İnanıyoruz ki duygularımızı paylaşan, korkuya inat umudunu koruyan ve geleceğe sahip çıkmak isteyen herkesi yanımıza alarak başarıya ulaşacağız.”

Hrant Dink Vakfı’ndaki tanıtım toplantısında yapılan açıklamanın tam metni şöyle:

“Merhaba,

Dünyamız bir dönemeçte: ya gelecek kuşaklara ve tüm canlılara yaşanacak güzel bir dünya bırakacağız, ya da 6. kitlesel yok oluşa neden olacağız!

Ülkemizde ve dünyada insan eliyle gerçekleştirilen eşi görülmemiş bir yıkım yaşıyoruz. Geçen yüzyıldan miras kalan, insan merkezci ve kalkınmacı yaklaşım bugün de yaşamın ne yöne gideceğini belirliyor: doğanın ve bütün unsurlarının ‘insan’ için tüketilmesinden vazgeçilmiyor. Su, hava ve toprak dev şirketler tarafından kirletilirken, ormansızlaşan ve tek tip ürün yetiştirilen alanlarda, köylüler ve yerel halklar küreselleşmenin bedelini açlıkla, yoksullukla ve savaşlara maruz kalarak ödüyor. Kuraklık, hava kirliliği, savaşlar ve iklim felaketleri nedeniyle insanlar göç etmek zorunda kalıyor ancak göçtükleri yerlerde ırkçılıkla karşılaşıyorlar. Ayrımcılık, popülist milliyetçilik ve otoriterlik tüm dünyada, kıt kaynaklara sahip olma kaygısı ile iktidar ve güç çatışmalarının sonucu olarak yükselişe geçmiş görünüyor.

Ülkemizde de yıllarca devam eden mücadeleler ile kazanılan haklar budanmaya çalışılıyor. Erkek merkezli politikalar sonucu kadınların, lgbti+ bireylerin ve çocukların maruz kaldığı cinsel, ekonomik ve psikolojik şiddetin boyutlarına tanıklık ediyoruz.

Sermayedarların ve işverenlerin her durumda en çok kar hırsı ve iktidarın ne pahasına olursa olsun ekonomik büyüme politikası Türkiye’yi iş cinayetlerinde, sendikasız ve güvencesiz çalışmaya ve bunun sonucu olarak çalışan yoksulluğunda dünyanın ön sıralarına taşıyor. Bu da yetmezmiş gibi kriz anında ilk gözden çıkarılanlar yine işçiler ve özellikle de gençler ve kadınlar oluyor ve yoksul kitleye daha da yoksul olarak ekleniyor.

Devletin kamuoyu baskısına rağmen geçmişle yüzleşme için gerekli adımları atmadığını gözlüyoruz. Kürt sorunu çözüme ulaşmak üzereyken ve barış ortamı sağlanabilecekken bu umudun nasıl yok edildiğine, yaratılan savaş ortamında, devletin insan haklarını nasıl hiçe saydığına ve bölgede yaşayan halkın karşılanamaz bedeller ödemesine sebep olduğuna, binlerce insanın yerinden edildiğine, şiddet sarmalı ve silahlı mücadelede devam ısrarının da nasıl bir çıkışsızlığa yol açtığına tanıklık ettik. Demokrasi ve barış talebine ses olan akademisyen ve politikacıların kriminalize edilerek hapsedildiğini veya göç etmeye zorlandığını hala izliyoruz.

Biz Yeşiller olarak bu gidişattan duyduğumuz kaygıyı 30 senedir, gerek kurduğumuz partilerde, gerek içinde bulunduğumuz nükleer karşıtı ve ekolojik hareketlerde dile getiriyoruz ve biliyoruz ki bu karanlık tablo dünyamızın kaderi değil!

Küreselleşme sadece sanayicilerin ve şirketlerin eline güç vermiyor. Bütün dünyada halklar, nerede yaşarlarsa yaşasınlar birbirlerinden haberdarlar. Kaz Dağları için direnen insanlarla Amazon ormanlarını koruyan kabileler biliyorlar ki, ormanları büyük madencilere satan hükümetler aynı dili konuşuyorlar. Mercan resiflerinin yok olmasına ve buzulların erimesine bütün dünya halkları tanık oluyor ve çocuklar dünyayı kurtarmak için greve gidiyor. Antikapitalist mücadele, ekolojik yaşam, yerel üretim ve tüketim deneyimleri ve dayanışma örnekleri ile alternatif kültür günden güne mayalanıp büyüyor.

Bizler, yükselişte olan ırkçılık, göçmen karşıtlığı, cinsiyet ve cinsel yönelimlere dönük ayrımcılık ve totaliter yönetimin, dipten gelen değişime karşı gelişen bir tepki olduğunun farkındayız. İnsanlar Dünya’ nın bir bütün olduğunu ve doğanın sınırları olmadığını biliyor.

Dünyanın her yerinde insanlar, gelişen teknoloji ve iletişim ağlarını da kullanarak, daha çok özgürlük için mücadeleye devam ediyor.

Bu mücadeleler tüm dünyada Yeşiller etrafında toplanıyor. Yeşiller, geçmişten bugüne ‘insana, hayvana, doğaya özgürlük’ diyerek, hem yaşanabilir ve eşitlikçi bir dünyayı kurmanın hem bireylerin özgürlüklerini korumanın yollarını çizdiler. Kuşaklar boyu biriken alternatif yaşam, üretim-tüketim ve dayanışma deneyimlerini siyasal alana taşıdılar.  Biz, ülkemizdeki ve dünyadaki demokrasi ve özgürlük talebini duyuyoruz. Bizler geçmiş deneyimlerimizin de ışığında etrafımızı saran korkunun karanlığına ışık tutmak, geleceğimize sahip çıkmak için dünyada yükselen umut ve inanca herkesin tutunabileceği yeşil bir dal uzatmak için yeniden harekete geçtik.

Doğayla uyum, iklim krizi ile mücadele, barış ve şiddetsizlik, toplumsal cinsiyet eşitliği ve feminizm, küresel mücadele, yerel ve doğrudan demokrasi, sürdürülebilirlik, adil paylaşım, özgür yaşam ve çoğulculuk ilkelerimizle ülkemizde politik söylemlere yeni bir soluk getirmek istiyoruz. Demokratik uygulama örneklerinin çoğalması ve demokrasi talebinin yükselebilmesi için, herkesin politika konuşmaya acilen başlaması ve kendilerini ifade edecek alanlar bulabilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu alanları yaratmak, söylemlerimizle ve pratiğimizle bambaşka bir siyasetin mümkün olabileceğini göstermek istiyoruz. Demokrasi ve çoğulculuk deneyimlerimizi paylaşmayı ve çoğaltmayı hedefliyoruz.

28 Eylülde YEŞİLLER MECLİSİ’ ni kurarak bu hedeflerimize ulaşmak için yola çıktık. Aynı duyguları paylaşan herkesi bizimle yürümeye davet ediyoruz.

İnanıyoruz ki duygularımızı paylaşan, korkuya inat umudunu koruyan ve geleceğe sahip çıkmak isteyen herkesi yanımıza alarak başarıya ulaşacağız. “

Avrupa Yeşillerinden destek 

Avrupa Yeşiller Partisi Eş Başkanı Monica Frassoni de meclis tanıtım toplantısına katıldı. Frassoni konuşmasında Avrupa Yeşiller Partisi olarak, Avrupa’nın bir parçası olarak gördükleri Türkiye’deki süreci yakından takip ettiklerini  söyledi. İklim değişikliğini özellikle demokrasi, sosyal haklar, toplumsal cinsiyet kimliği ve adil geçiş gibi konulara bağlamanın çok önemli olduğunu anlatan Frassoni, Yeşil Yeni Düzen gibi önerilen farklı programların hem sosyal hem de ekonomik boyutunun çok önemli olduğunu kaydetti. Frassoni, bunun gerçekleri vurgulayan, yoksulluğu bitirebilecek ve fosil yakıtlardan çıkabilecek yeni bir kalkınma modeli olduğunu söyledi. İklim değişikliğine karşı sokaklara dökülen milyonlarca insanın taleplerinin bir politik yola sokulmasının ne kadar önemli olduğunu, bu sayede azaltım ve uyum politikalarının hayata geçebileceğini vurgulayan Prassoni,  Yeşiller Meclisi’nin kurulmasının çok değerli olduğunu, Avrupa Yeşilleri olarak bu hareketi desteklediklerini belirtti.

Yeşiller ve Türkiye Yeşilleri’nin geçmişi

Yeşiller, sürdürülebilir yaşam için, ekolojik, paylaşımcı ve çoğulcu bir toplumun kurulması yolunda mücadele eden şiddet karşıtı, demokratik bir siyasi hareket. 

 Türkiye’de 30 yılı aşkın bir süredir siyasi hayatın içinde yer alan Yeşiller, ilk olarak 1988 yılında kuruldu ve 1994’te Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Partinin kapatılmasından sonra mücadelelerine nükleer karşıtı hareket ve ekolojik hareketlerle devam eden Yeşiller, 2002-2008 yıllarında Türkiye Yeşilleri adıyla yeni bir parti kurma çalışmalarını sürdürdü. Bu esnada Avrupa Yeşilleri ile ilişkilerini geliştirdi ve 2005 yılında Avrupa Yeşil Partisi’ne gözlemci üye olarak kabul edilmiştir. Nihayet 2008 yılında ikinci kuşak Yeşiller Partisi kurularak, Türkiye’de ekoloji siyaseti yapmanın yolları yeniden çizildi. 

Yeşiller, 2012 yılında Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’ ne kurucu olarak katıldı ancak  2016 yılında partiden ayrılarak aktivitelerini yine birlikte ancak farklı yapılar içinde gerçekleştirdi. 

Bugün ise Yeşiller Meclisi’ ni kurarak, ilkelerini güncellemiş, farklı mecralarda devam ettikleri çalışmaları ortak bir çatı altında toplayarak demokrasi, barış, acil iklim durumu kabul edilmesi ve acil iklim eylem planlarının hazırlanması , toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gibi taleplerini güçlendirerek, kimlik ve ekoloji politikalarına ve politik üretim sürecine yeni bir soluk getirmeyi hedeflediklerini belirtiyorlar. 

Yeşiller’in politikalarını ve siyaset yapma biçimlendiren temel ilkeleri şöyle: Doğayla uyum, iklim krizi ile mücadele, şiddetsizlik, toplumsal cinsiyet eşitliği ve feminizm, küresel mücadele, yerel ve doğrudan demokrasi, sürdürülebilirlik, adil paylaşım, özgür yaşam ve çoğulculuk.