Hayvan HaklarıManşetTürkiye

Esir yunusların kaderi bu hafta çiziliyor

TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu, Hayvanları Koruma Kanunu’da yapılacak değişiklikler için bu hafta toplanıyor. Yunuslara Özgürlük Platformu, Oscar’lı The Cove’un yaratıcısı ve Filipper’ın eğitmeni O’Barry’nin 2014’te gönderdiği mektubu, komisyon üyelerine yeniden yollayarak, yunus parkları ve sirklerin kapatılmasını istedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılması planlanan değişikliklere dair raporlarını sonlandırmak için bu hafta yeniden toplanıyor. Yunuslara Özgürlük Platformu’nun 2014’te Çevre Komisyonu’nda reddedilen yunus parkları ve hayvanlı sirklerin yasaklanması talebi, beş yıl sonra diğer pek çok konu başlığıyla birlikte bu kez bu komisyonca değerlendirilecek. Komisyon üyelerinin hazırlayacağı rapor 4 Ekim’de kamuoyuyla paylaşılacak.

Flipper’ın eski eğitmeni,Oscar ödüllü Koy ‘The Cove’ adlı belgeselle Japonya’nın Taiji Koyu’nda her yıl gerçekleştirilen yunus katliamını ve yunus ticaretini gözler önüne seren deniz memelisi uzmanı, aktivist Richard O’Barry, 2014’deki görüşmeler sırasında Komisyon Başkanı’na bir mektup yazmış ve Türkiye’nin dünya ülkelerine örnek olacak bir karar alarak yunus parkları ve hayvanlı sirklerdeki hayvan esaretine son vermesini talep etmişti.

Platform, Dolphin Project’ten O’Barry’nin 28 Ağustos’ta şahsen komisyon başkanına gönderdiği mektubu, bu hafta başında diğer ek belgelerle birlikte milletvekillerinin tamamına yeniden gönderdi.

Geçmişte Flipper dizisinde oynatılan yunusların eğitmenliğini yapmış olan, Richard O’Barry, bu yunuslardan birinin gözleri önünde intihar girişiminde bulunmasının ardından esaret endüstrisi için çalışmayı geride bırakarak, 40 yıldan fazla süredir dünyanın farklı ülkelerinde yunusların özgürlüğü ve rehabilitasyonu için çabalıyor.

Yunuslara Özgürlük Platformu’yla birlikte 2012 yılında Kaş Yunus Parkı’nın kapatılması için uluslararası kampanya da yürüten O’Barry’nin mektubunda şu ifadeler yer alıyor:

“Sizlere, Türkiye’de sürdürülmekte olan esaret karşıtı mücadelelere yönelik desteğimi bildirmek için yazıyorum. Aynı zamanda sizi, ülkenizdeki tüm yunus parklarının kapatılarak, hayvan köleliğine son verilmesi ve 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında yunusların koruma altına alınması için yürütülen kapsamlı çabaları değerlendirmeye davet ediyorum. Eğer Türkiye yunus gösterilerini ve yunusla terapi programlarını yasaklarsa, bu yalnızca Türkiye için bir dönüm noktası değil, aynı zamanda tüm dünya ülkeleri için fevkalade bir örnek olacaktır.Bildiğiniz gibi, deniz memelilerinin tutsak edilip turistik etkinliklerde ve sözde terapi seanslarında kullanılması, ülkenizde ve dünya çapında geniş çaplı toplumsal tepkilere neden olmaktadır.

Yunusların ve diğer türlerin bu ticari çıkarlar doğrultusunda, bilime aykırı şekilde kullanılmaları insanlık dışı olduğu gibi, aynı zamanda bireyler için de tehlike arz etmektedir. Özellikle yunus terapisi gibi sözde tedavi seanslarının aldatmacadan ibaret olduğu aşikârdır. Konuyla ilgili olarak uluslararası düzeyde kabul görmüş bilim insanlarının çalışmalarına Türkçe ve İngilizce olarak, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı‘nın sözde yunus terapileri konusundaki uzman görüşüne verdiği yanıta ve Okyanusları Koruma Derneği‘nin raporuna Türkçe ve İngilizce olarak ulaşabilirsiniz.

Hayatımın önemli bir kısmında yunuslar ile beraber çalıştım ve bu hayvanların neden tutsak edilmemeleri gerektiğini belki de herkesten daha iyi biliyorum. ABD’deki tesislerde esaret endüstrisi için çalıştım, çeşitli yunus parklarında görev aldım ve hatta Flipper isimli televizyon dizisi için yunusları eğittim. Gösteriler, yunuslarla yüzme ve yunus terapisi etkinlikleri sırasında neler yaşandığını bizzat biliyorum.Bu nedenle şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Dünyanın neresinde olursa olsun, esaret hiç iyi bir fikir değil. Ne yunuslar için, ne de morslar, beyaz balinalar, deniz aslanları, foklar veya diğer türler için…

Yıllardır kişisel tecrübelerimi ve bilgimi, ABD’den Filipinler’e kadar dünyanın farklı ülkelerinde devlet başkanlarıyla, bakanlık temsilcileriyle ve sivil toplum kuruluşlarıyla paylaşarak hayvan esareti ve yunus terapisinin perde arkasındaki gerçekleri göstermek için büyük bir çaba sarf ediyorum. Türkiye’deki milyonlarca duyarlı insan gibi, hayvanlar konusunda gelecek kuşaklarımız için yapıcı bir yaklaşımdan başka bir şey istemiyorum.

Bu nedenle Türkiye’deki yunus parklarının da, İsviçre, Yunanistan, Slovenya, Hırvatistan, Hindistan gibi ülkelerde, Kaliforniya, Güney Karolina ve Meksika gibi eyaletlerde olduğu gibi, kapatıldığını ve yasaklandığını görmeyi umuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve komisyonunuzun bu şansı değerlendirmesini, tüm yunus parklarını ve hayvan sirkleri yasaklayarak esareti sonlandırmasını ve diğer ülkelere olumlu bir örnek olmasını içtenlikle diliyorum.

Koy (The Cove) belgeseli hakkında

“Bir yunusun yüzündeki gülümseme doğadaki en aldatıcı yanılgıdır.” -Ric O’Barry

2010 yılında En İyi Belgesel Film dalında Oscar ödülü kazanan Koy, Japon balıkçı köyü Taiji‘de her yıl Eylül-Nisan ayları arasında düzenli sürek avlarıyla acımasızca katledilen onbinlerce yunusun dramını ve milyar dolarlık bir sektör haline gelen yunus parklarının perde arkasını anlatıyor. Japon balıkçılar, geleneksel olduğunu iddia ettikleri bu kanlı sürek avında, uzun metal sopalarla deniz yüzeyine vurarak yunusların sonar sistemini bozuyor ve sürüleri küçük bir koyda sıkıştırıyorlar. Katliam ve yunus parkları için hayvan ticareti de tam da bu koyda başlıyor.

Eti için avlanan yunuslar, etlerine saplanan kancalar ve nefes aldıkları deliklere sokulan metal sopalarla dakikalarca ölüme terk ediliyor ve kendi kanları içinde boğulmaları sağlanıyor. Canlı yakalanan yunuslar ise Türkiye dahil, dünyanın dört bir yanındaki yunus parklarına satılıyor. Türkiye, geçtiğimiz yıllarda işletmecilerin talepleri üzerine yunus parkları için Taiji’den ithal ettiği 20 yunusla bu kanlı ticarete ortak olan ülkeler arasında yer alıyor.

Kategori: Hayvan Hakları