Hafta SonuManşet

[Cadı Kazanı] Güneş enerjisi sistemi yapmak da yaptırmak da çile- Nuran Seyhan Bayer

Yerel yönetim seçimleri öncesinde Yeşil Gazete’ye yazdığım “Belediye başkanlarını da mı ithal etsek artık” başlıklı yazımda ülkemizin yenilenebilir enerji açısından ne kadar şanslı olduğundan bahsetmiş, günde 7,5 saat güneşlenme süresi olmasına rağmen bizden çok daha az güneşlenme süresi olan Avrupa ülkelerinde, kat ve kat fazla güneş enerjisinden elektrik ürettiklerini söylemiştim.

Bodrum’a yerleşince bu konunun ne kadar elzem olduğunu çok daha iyi anladım. Ne yazık ki kamu binaları başta olmak üzere, girişimde bulunan bireysel ve kurumsal kimseye rastlamadım. Ta ki bir komşumun ve aynı zamanda çok eski dostlarım, taş evlerini güneş panelleriyle donatıncaya kadar. Kendilerini yürekten kutlayarak, kuruluş sürecini izlemeye başladım. Öncelikle karşıma ne çıktı dersiniz: BÜROKRASİ! Bu konuya girmeden bir sonucu belirteyim: Güneş enerjisi konusunda teknoloji merkezi olan Almanya’da 300 gün hava kapalı, biz de ise 300 gün açık. Geçen yıl enerjisinin %51 ini yenilenebilir kaynaklardan üreten Almanya 46 bin mega watt, biz ise sadece 6 bin üretmişiz.

Güneş panellerini kuran firma yetkilisiyle konuştuğumda gördüm ki bu işi yapmakta, yaptırmakta “ÇİLE” haline dönüştürülmüş.

Öncelikle güneş enerjisi konusuna tersten başlamışız. İki yıl önce Türkiye’de, ağırlıkla İç Anadolu’da olmak üzere, güneş enerjisi santralleri kuruldu. O zamanki yönetmeliğe göre bir mega watt’a kadar lisanssız elektrik üretimi serbestti, şimdiyse değil. Güneş tarlaları serbest değil ama bireysel, ev, fabrika işletmelerinde tükettikleri kadarı serbest. Bu zaten dünyadaki “ÜRETTİĞİN YERDE TÜKETME” olarak ilk yapılan uygulamaydı, biz önce tarla kurmakla başladık ve sonuç olumsuz. Enerji dağıtımın özelleştirilmesi yenilenebilir enerji için ilk darbeydi. Karar vericiler halkın refahını değil özel şirketlerin “REFAH” ını tercih etti. Düşünsenize, elektrik dağıtım şirketiniz var, hükümetten yetki almışsınız, her evin, fabrikanın kendi elektriğini üretmesini hatta fazlasını size satmasını ister misiniz? Eee cevap bilindiğine göre, işleri neden yokuşa sürdüklerini de anlamışsınızdır. Bir de Türk milletinin ( bu konuda duyarlı olan ama parası olmayanları ayrı tutuyorum) yaklaşımı var tabii. Şirket yöneticisininin anlatımıyla; evine, fabrikasına güneş paneli koyduran Avrupalı’nın amacı geleceğe iyi bir şey bırakmak iken bizde sorulan ilk soru: Abi kaç yılda amorti eder?

Bürokrasinin basamakları ise inanamayacağınız kadar çok. Önce bölgenizdeki enerji dağıtım şirketine Güneş Enerji Sistemi (GES)kurmak için başvuruyorsunuz, uygulayıcı firma da statik elektrik projesini çiziyor, önce üniversiteden onay alıyor ( bu arada örnekleriyle sabit, onaylayan herhangi bir nedenle bir süre görevinde olamayacaksa, mesela askere gitmişse, bekleyeceksiniz, bu belediye ve üniversite için de aynı, yani ikinci bir yetkili yok!). Sonra belediyeden GES onayı alıyorsunuz. ( yine araya gireceğim, evlerin tepesine sıcak su için konulan çirkin, görsel garabet, solar termal sistem için belediyeden statik izin almanıza gerek yok!). Sonra ilgili enerji dağıtım şirketine projenizi onaylatacaksınız… Sonra sistem bağlantı antlaşması yapacaksınız… Ve montaja sıra geldi… Uygulayıcı şirketin üniversite, enerji dağıtım şirketi ve belediyelere ödediklerini saymıyorum ama evinizin tepesine bütün bu aşamalardan sonra kurulum için 6-9 bin doları gözden çıkaran siz bir de bin lira güvence bedeli yatırıyorsunuz.

Güneş panellerini Çin’den getirtemiyorsunuz, Avrupa için ise vergi var. Zaten kur dolayısıyla yurt dışından getirtmek semeriyle seksene mal oluyor. Türkiye’de 50 ye yakın güneş paneli üreten fabrika var, mühendisimiz de var, geriye ne kaldı “İSTEMEK”. Önce karar vericiler bunu can-ı gönülden sonra da bireyler isteyecek. Can- ı gönülden derken, sigara konusundaki kararlı uygulamayı hatırlatmak isterim. Karar vericiler “İSTEMEK” istiyorsa önce üretimi sonra da uygulayıcı şirketleri teşvik edecek. Vergi indirimi, sübvanse ve de bürokrasiye kadar uzanır bu teşvik. Sıra belediyelerde: Yeni yapılacak büyük konut, fabrika inşaatlarına imar izni için, “yenilenebilir enerji” için ön koşul konulacak, en azından daha sonra güneş panellerinin kurulabilir olması için binaların güneş enerji sistemi (GES) projelerine uygun olup olmadığını kontrol edip imar iznini buna göre verecek.

Güneş enerjisi panellerinin yerleştirileceği mevcut konutların çatılarının büyük çoğunluğunun yön, açı ve binaların statik taşıyıcı güçleri açısından ne yazık ki güneş enerjisi sistemi (GES) projelerine uygun değil. Yeni yapılacak tüm binaların ve fabrikaların da çatıları fotovoltaik güneş enerjisi panellerine uygun inşa edilmeli. Bunun için de bütün siyasi partilerin ortak inisiyatifi ile imar yasalarında süratle gerekli değişiklikler yapılmalı ve zorlayıcı hükümler yer almalı. Belediyelerimiz de hem kanunların yapımında hem de uygulamada belirleyici söz sahibi ve karar mercii olmalı. İnşaat ruhsatı verirken, binanın ya da fabrikanın GES panellerine uygun projelendirildiğine kontrol etmeli ve görüntü kirliliğinin de engellemeli.

Belediyelerin durumu bu konuda iç karartıcı, makamlar siyasi rant olunca, halkın yararına adım bir türlü atılamıyor, atmak isteyenlerin de önüne inanılmaz engeller çıkartılıyor.

Milyarlarca liralık evler yapılıyor ama maliyetini çok az artıracak GES sistemi kurmayı hiç bir firma, inşaat şirketi, mimar, mühendis düşünmüyor. Düşünmüyorlarsa düşündürmek gerekir. Görev önce karar vericilerin sonra bizlerin.

Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.”
HANNAH ARENDT

(Yeşil Gazete)

Kategori: Hafta Sonu