Kazdağları GünlüğüKöşe YazılarıYazarlar

İslam, İklim Değişikliği Deklarasyonu ve Kazdağları – İbrahim Özdemir (*)

‘Kur’an “gözleri var, fakat onlarla görmezler; kulakları var, fakat onlarla işitmezler” der. Buna muhatap olmamak için sanayileşme ve madencilik adına yapılan tahribatı görmek; Kazdağları ormanlarında ve her yerde adeta göklere yükselen çığlığı duymak gerekiyor.’

Kazdağları, çevrecileri bir kez daha bir araya getirdi. Mesele sadece orman ve maden değil. Topyekûn geleceğimizle ilgili. Müslüman bir çevreci olarak yıllardır akademik ortamda bu konuda çalışıyorum. Bu konudaki en büyük başarılarımızdan biri 2015 yılında İstanbul’dan dünyaya duyurduğumuz İslam İklim Değişikliği Deklarasyonu idi. Amacımız, Aralık 2015’te Paris’te yapılacak Dünya İklim Değişikliği Konferansı’nda 1.8 milyar Müslümanın sesini duyurmaktı. Deklarasyon tamamen sivil ve katılımcı bir anlayışla hazırladık.

Heyetin hazırladığı metni, başta Müslüman çevrecilerin duayeni Prof. Dr. Seyyid Hüseyin Nasr olmak üzere konuyla ilgili tüm Müslüman bilim insanı ve çevrecilere gönderdik.Taslak metne yapılan teklif ve katkılar 16 Ağustos 2015 tarihinde sempozyum öncesi İstanbul’da bir araya gelen hazırlama heyeti tarafından değerlendirildi. Gelen tüm olumlu katkılar dikkate alınarak taslak metne son şekli verildi. Her kesimin sesine kulak vermek ve katkılarını değerlendir istemiştik.

Deklarasyonu tartışmak ve kamuoyuna duyurmak için 17-18 Ağustos 2015 tarihlerinde İstanbul’da bir sempozyum düzenlendik. Sempozyuma 20 ülkeden 80’den fazla bilim insanı, çevreci ve sivil toplum kuruluşu katıldı. Başka din mensupları da “gözlemci” olarak sempozyuma davet edildi.

Sempozyuma BM Genel Sekreteri adına Genel Sekreter Yardımcı ve UNEP Başkan Yardımcısı İbrahim Thiaw da katıldı. Ancak bütün çabalarımıza rağmen çevre bürokrasisi ve Diyanet, toplantımıza katılmadı.

İslam İklim Değişikliği Deklarasyonunu 18 Ağustos 2015’te yapılan bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurduk. Mesajımız kısa ve netti: “Biz Müslümanlar dünyamızın, çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceği için endişeliyiz. Zaman azalıyor. Bu sene sonuna kadar Paris’te bir küresel iklim anlaşması çıkmak zorunda. Biz Müslümanlar bunun farkındayız. Bizim dinimiz Allah’ın tüm yarattıklarını korumamızı salık veriyor. Bu hepimizin ortak problemi. Tüm inanç mensupları olarak tek bir dünyayı paylaşıyoruz ve biz Müslümanlar çözümün bir parçası olacağız.”

Basın toplantısı sırasında Ekoloji ve Çevre Bilimleri İslam Vakfı Kurucusu Fazlun Khalid, Müslümanların büyük çoğunluğunun iklim değişikliğinin farkında bile olmadığını söyledi: “Paris’te Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde bir çok Müslüman lider, politikacı olacak. Onlara, İslami olarak iklim değişikliğine karşı ne yapmaları gerektiğini hatırlatacak, onları yönlendirecek bir kaynak metin olarak hazırlandı. Politikacılar şimdiki kalkınma, büyüme hedefleriyle devam edemezler. Bu çok açık”.

İnsan tabiatın efendisi değil, küçük bir parçası

Ben de yaklaşık 30 yıldır bu konuyla ilgilendiğimi ifade ederek, çevre problemlerinin ekonomik ve istihdam boyutu olduğunu, kendi ülkelerinde sürdürülebilir yaşamı olmayanların başka ülkelere göç ettiğine dikkati çektim. Başta iklim değişikliği olmak üzere çevre sorunlarının çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğini tehdit ettiğini; bu sebeple de bu konularda duyarlı olmanın ahlaki ve insani bir sorumluluk olduğunu vurguladım.

Deklarasyonda, konuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim‘den ve Hz Peygamber‘in uygulamalarından örneklere yer vererek Müslümanların çevre konularında daha duyarlı olmalarını istedik. Dünyada hüküm süren insafsız ekonomik büyüme ve tüketim yüzünden insanların yol açtığı fesadı ve yolsuzluğu gördüğümüzü beyan ettik. Atmosferin, toprağın, karasal su sistemlerinin ve denizlerin kirlendiğini; toprak erozyonu, ormansızlaşma ve çölleşmenin yaygınlaştığını; yeryüzündeki canlıların yaşam alanlarının yok olması, bozulması ve parçalanması ile birlikte, yağmur ormanları, sulak alanlar, mercan kayalıkları gibi biyolojik olarak en zengin ve en üretici ekosistemlerin tahribat olduğuna dikkat çektik.

İnsan olarak tabiatın efendisi değil; İlahî düzenin sadece küçük bir parçasıyız. Ancak, yine de bu düzende istisnai bir güce sahibiz. Bu yüzden iyiliği yaymak ve kötülüğü engellemek için elimizden geleni yapmak bizlerin sorumluluğudur.

Dünya’yı paylaşan kat be kat sayıdaki canlılardan sadece biri olduğumuzu;

Yaratılanın geri kalanına zulmetme ve zarar verme hakkımız olmadığını;

Zekâ, bilinç ve inancımız bize emrettiği gibi tüm canlılara özen göstermemiz ve Yaradan korkusu ile hareket etmemiz, merhametli olmamız gerektiğinin altını çizdik.

Bunu yapmadığımız veya ihmal ettiğimiz takdirde ahirette hesaba çekileceğimizi hatırlattık: “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir.Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir”. (Kur’an 99:6-8)

‘Fosil yakıt odaklı ekonomiyi terk edin’

Bu görüşler ışığında, Müslümanlar olarak çevre konusunda Hz. Peygamber’den öğreneceğimiz çok şey olduğunu örneklerle gösterdik.

Hz. Peygamber:

  • Tüm canlıların haklarını korudu;
  • Bebek kız çocuklarını canlı canlı toprağa gömme geleneğini ve canlıları spor için öldürmeyi yasakladı, abdest alırken bile su tasarrufuna yönlendirdi,
  • Çölde ağaçların teyellemesini yasakladı,
  • Yuvasından alınan yavru kuşların annelerine götürülmesini emretti,
  • Karınca yuvasını yakan insanlarla karşılattığında “Söndür, Söndür” diye emretti;
  • Mekke ve Medine’de ağaçlar kesilmesin, yabani hayvanlar öldürülmesin veyahut rahatsız edilmesin diye “haram” (Milli Park) bölgeler kurdu.
  • Meraların, bitki örtüsünün ve yabani hayatın korunması ve sürdürülebilir kullanımı için koruma alanları kurdu (Hima).
  • Kanaatkâr bir yaşam sürdü, aşırılıktan, gösterişten kaçındı.
  • Kıt mülklerini tamir ederek veya bağışlayarak yeniledi, geri dönüşüme tabii tuttu.
  • Gösterişsiz, sağlıklı beslendi, sadece nadiren etle beslendi.
  • Yaratılan dünyadan zevk aldı, ve Kur’an’da bahsedildiği gibi O, “tüm varlıklara merhametliydi”.

Bu İslami değerler ışığında şirketleri, iş ve finans dünyasına şu çağrıda bulunduk:

  • Kâr odaklı faaliyetlerinizin sorumluluğunu yüklenin; karbon ayak izleri ile doğa üzerindeki etkilerini düşürmek için daha görünür ve aktif bir biçimde rol alın.
  • Faaliyetlerinizin çevre etkilerini azaltmak için, mümkün olduğunca kısa sürede 100% yenilebilir enerjiye geçin ve/veya sıfır emisyon stratejiler geliştirmeye ve yatırımlarınızı yenilebilir enerjiye odaklayın.
  • Sürdürülemez ekonomik büyüme odaklı olan iş modellerini değiştirin; tamamen sürdürülebilir olan döngüsel ekonomik model geçin.
  • Fosil yakıt odaklı ekonomiyi terk edin; yenilenebilir enerji başta olmak üzere diğer ekolojik alternatiflere odaklanın.

Son olarak, İslam dünyasındaki devlet başkanlarına, siyasi liderlere, iş dünyasına, dini liderlere ve bilim insanlarına, cami cemaatlerine, vakıflara, kanaat önderlerine, eğitimcilere, eğitim kuruluşlarına ve sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunduk.İklim değişikliğinin, çevresel bozulmanın ve biyolojik çeşitliliğin kökeni olan alışkanlıklarını ve zihniyetlerini değiştirmeye davet ettik. Çevre konusunda Kur’ani değerler ve Hz. Peygamberin sunduğu yoldan yürümeye ve yüz yüze kaldığımız sorunlara bilgi temelli çözüm üretmeye çağırdık.

Müslüman liderlere Allah’ın Kur’an’da şöyle dediğini hatırlattık: “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin.” (Kur’an 17: 37).

Sonuç olarak, İslam İklim Değişikliği Deklarasyonu metnini hazırlayan beş kişiden biri olarak, ülkemin orman ve madencilik politikası beni hayal kırıklığına uğratıyor. Allah’ın bizlere bahşettiği ve emanet ettiği kaynakların çok uluslu kapitalistlere peşkeş çekilmesi savunulamaz. Doğal kaynaklarımızı nasıl kullanacağımızı bilimi esas alarak; ekolojik hassas dengeleri tahrip etmeden, gelecek nesillerin hukukunu da göz önüne alarak bizler belirlemeliyiz. Bu “bizlere” başta konun uzmanları olmak üzere çevre duyarlı tüm kesimler dahildir.

Çağrımızın liderlerimiz ve bürokratları tarafından duyulmadığı anlaşılıyor. Kur’an “gözleri var, fakat onlarla görmezler; kulakları var, fakat onlarla işitmezler” der. Buna muhatap olmamak için sanayileşme ve madencilik adına yapılan tahribatı görmek; Kazdağları ormanlarında ve her yerde adeta göklere yükselen çığlığı duymak gerekiyor.

‘İyilikle ya da lanetle anılmaya biz karar vereceğiz’

Kazdağları sadece bir örnek. Güzel memleketimizin birçok güzelliği kısa vadeli menfaatler uğruna yok ediliyor. Bugünü ve yarını değil; elli yüz yıl sonra yaşayacak torunlarımıza nasıl bir dünya bırakacağımızı düşünmemiz lazım. Bu yapılan tahribatın tamiri mümkün değildir. Torunlarımız olumsuz bir dünyada yaşamaya çalışırken, çoğumuz belki de yaşamıyor olacağız. İyilikle veya lanetle anılmaya bugün biz karar vereceğiz.

Siyasilerimizin demeçlerine bakılınca ufuklarının günü kurtarmak veya bir sonraki seçimle sınırlı olduğu görülüyor. Bir siyasetçi için bu makul da olabilir. Ancak toplumun çocuklarının ve torunlarının geleceği için yükselttiği çığlığı duymak lazım.

Greta Thunberg adlı, 16 yaşındaki İsveçli bir kızın iklim değişikliği ile ilgi mücadelesi bir yılda tüm dünyadan destek gördü. İsveç’in acil olarak karşı karşıya kaldığı bir çevre sorunu da yok. Greta’nın kendisi, ülkesi ve Avrupa için değil, insanlığın geleceği için yola çıktığı anlaşıldığında dünya ona sahip çıktı.

Evet, mesele sadece Kazdağları değil. Mesele ülkemizin, çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğidir. Bu da tabiatın sürdürülebilir bir anlayışla korunmasına bağlıdır.

Bizler tabiatın efendileri değil, mütevazı bir üyesiyiz. Kazdağları için her kesimin bir araya gelmesi; seslerini tüm dünyaya duyurmaları ve gösterdikleri dayanışma bana umut verdi.

İslam İklim Değişikliği Deklarasyonu tam metni: http://www.ifees.org.uk/wp-content/uploads/2016/10/ICCD-Turk.pdf

(*) Prof. Dr.,  ​Åbo Akademi Üniversitesi Öğretim Üyesi, Turku-Finlandiya

(Yeşil Gazete)