Günün ManşetiHayvan HaklarıUlaşım

‘Fayton atları tartışması’nda taraflar konuşuyor

İstanbul’un Adaları’nda yıllardır süren, ancak son yıllarda yollarda ölen, sakat kalan, yangında hayatını kaybeden atlar yüzünden büyük tepkiye yol açan fayton tartışmasında, hayvan hakları savunucusu Onay ile fayton savunucusu Keskin ve Başdoğan ile konuştuk. Taraflar argümanlarını, 22 Ağustos’ta İBB’de yapılacak çalıştay öncesi Yeşil Gazete’ye anlattı.

İstanbul’un Prens adalarında, özellikle de Büyükada’da fayton çeken atların durumu uzun yıllardır tartışılıyor. Ancak son yıllarda hemen tüm Adalar’da kendini gösteren ‘aşırı turizm’in yarattığı baskı ve ortaya çıkan görüntüler tartışmayı alevlendirdi. Aşırı çalıştırıldığı iddia edilen, turist sayısının da artmasıyla gereğinden fazla sayıda insanın bindiği faytonları çekmeye çalışırken yaralanan, sakatlanan hatta ölen atlar, ahırların içler açısı hali, çıkan yangınlarda atların hayatını kaybetmesi gibi olaylar, hayvan hakları savunucularının “Faytona binme, atlar ölüyor” sloganıyla yürüttüğü kampanyanın da etkisiyle karar alıcıları harekete geçmeye zorladı. TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu üyeleri, geçtiğimiz ay Adalar’ı dolaşarak ahırları gezdi, faytoncularla, yetkililerle ve adalılarla konuştu ve bir rapor hazırladı. Sorunu çözmek için çok sayıda plan tartışılıyor. Faytonların tamamen kaldırılması ve yerlerine akülü araçların konulması veya faytoncular ve ahırların durumunun iyileştirilmesi, atların çalışma koşullarının düzeltilmesi gibi öneriler, en başta gelenler. Biz de Yeşil Gazete olarak, faytonculuğun tamamen kaldırılmasını isteyen Heybeliada sakini hayvan hakları savunucusu ve Birikim Dergisi editörü Abdullah Onay ile rehabilite ederek sürdürülmesini savunan mimar, çevre aktivisti ve Açık Radyo programcısı Melda Keskin ve atçı, araştırmacı, yazar Mahir Başdoğan’la konuşarak her iki yaklaşımı da anlamaya çalıştık.

Sürekli yeni at talebi ne anlatıyor?

Hayvan hakları savunucusu ve fayton karşıtı Onay, faytonculuğun sona ermesini neden istediğini şu sözlerle anlatıyor: “Faytonumu vermem diye ortaya atılanlar, yılda 200 atın öldüğünü açıkladı. Yani her iki günde bir, üç at. Adalar Belediyesi de 400 rakamını verdi. Gömülen at rakamları ise bunların da üzerinde. Yani mevcut atlar 20 yıllık ömürlerini tamamlayamıyor. Ölüyor, yerine yenileri geliyor. Sürekli yeni at talebi de bir şey anlatmıyorsa, ülkenin bildik, her tartışmayı rakamlarla örtmek çabasından öteye gidemeyiz.”

Atçılıkla uğraşan Keskin-Başdoğan çifti ise Onay’la aynı kanıda değil: “Atın binlerce yıl önce insan tarafından yabani atalarından nasıl üretildiğinden bihaber olup onu  ‘yabani hayvan’ veya ‘pet’ gibi gören, tarihinden, bakımından, ihtiyaçlarından habersiz, hayatında at bulunmayan insanların fayton atlarının geleceğini, kaderini tek başına belirlemesi, Türkiye’de örnekleri zaten yaşanmış olan ‘kurtarma’”operasyonlarında atların aç susuz telef  olması, yok edilmesi gibi üzücü sonuçları artırmaya başladı.” 1960’ların ortasında Adalar’da çöp kamyonları devreye sokulduğunda ‘ıskartaya çıkan’ çöp arabalarını çeken atların Gülhane Hayvanat Bahçesi’ndeki yırtıcı hayvanlara yem edildiğini; sahiplendirilecekleri iddia edilen ancak Karaman’da aç susuz ölen yılkı atlarını; İzmir ve Antalya’da faytoncuların elinde alındıktan sonra açlık ve susuzlukla pençeleşen atları hatırlatan Keskin-Başdoğan’ın çözüm önerisi ise şöyle: “Çare; faytonların kaldırılması değil, dünyanın birçok yerinde yapıldığı gibi, onlara bakan, besleyen faytoncuları zaten varken, atların sağlığı ve esenliğini gözeten, iklim, fiziksel çevre gibi koşullara uygun projeler yapılarak,onlara sahip çıkılmasıdır. Binlerce yıllık geçmişi olan insan- hayvan yoldaşlığını, tarihsel ve kültürel mirasımız olan atçılığı yaşatmaya devam etmektir.”

Koşulların iyileştirilmesi sorunu çözer mi?

Adalar’da bulunan toplam 1800 at ve insanların bugün ülkenin hiçbir yerinde olmadığı kadar iç içe yaşadığını; yarışçılık sektörünün aksine, faytonların günlük hayatın içinde, göz önünde olduğunu kuşaklar boyu ve ömürleri boyunca insan eliyle beslenip bakılmış atların doğaya salınmasıyla işin bitmediğine dikkat çeken Keskin-Başdoğan; “Bu esnada olabilecek şiddetli reaksiyonlar, kış koşullarında ot bulamayıp açlıktan meskun alanlara inip tarlalara bağlara zarar verdiklerinde çiftçilerce vurulup öldürüldükleri bilinirken, bu süreçte hiç bir görev ve sorumluluk almayanlar nasıl bu yasaklamaya evet diyorlar, anlamak imkansız” diyor.

Keskin ve Başdoğan’ın temsil ettiği fayton yanlılarının katılımcı bir süreç içinde koşulların iyileştirilmesiyle New York’un Central Park’ında, Prag ve Viyana’da olduğu gibi faytonculuğa iade-i itibar edilmesi, at-insan birlikteliğini sürdüren bir meslek kolu olarak geliştirmeyi önerisine Onay’ın yanıtı ise şöyle: “Atların insanlarla birlikte yaşaması için illa ki sömürülmesi, eziyet görmesi mi gerekiyor? Birlikte yaşamak isteyenler için seçenekler var. ‘Koşulların iyileştirilmesi’ de ne yazık ki demagoji değilse, safiyane bir talep. Atlar her geçen gün artan turizm turlarında, özellikle de yazları on misline çıkan nüfusun ulaşım ve keyif aracı olarak ölümüne kullanılıyor. Turlar da fast-food misali; motor, fayton turu, selfie çekimi, yemek ve dönüş. Bu talebi karşılamak mümkün değil. Bu sıcağa kar dayanmaz. Yurt dışından verilen örneklere de benzemiyor durum, orada yürümeyi beceremiyorsan, şehir turu otobüsüne atlarsın; arada birileri de düz ve kısa yolda ‘eğlence’ olsun diye faytona biner, 50 euroyu da verir”

Takip, zimmet önerisi…

 Melda Keskin ve Mahir Başdoğan, fayton karşıtları ve yanlıları arasında yürütülen tartışmalar sırasında ‘kurtarılan’ atların akıbetinin mutlaka takip edilmesi, hatta birilerinin üzerine ‘zimmetlenmesi’ önerisini yapmıştı. Konuyla ilgili sorumuzu yanıtlarken de şunları söylüyorlar: “1970’lerde otopark yapmak için kesilmek istenen Ankara Güvenpark ağaçlarının, onları korumak  isteyen çevre gönüllüleri  tarafından semt karakolu polislerine zimmetlenmesi, eylemi başarıya  ulaştırmış, ağaçlar korunabilmişti. 2013 yılında Samsun Vezirköprü‘deki bozuk orman alanına  dikilen 60 bin ağacın, onları koruyarak ürünlerinden gelir elde edecek 2000 kadına  zimmetlenmesi gibi örneklerden de ilham aldık .Bu bir öneri değil, yasağı imzalayanlar ve  destekleyenlere, işin yasakla bitmeyeceğini, sonrası için ağır bir sorumlulukları olduğunu  hatırlatma amaçlı bir çağrıdır. Gerçekçi olup olmaması, yasağın gerçekçi olup olmaması ile ilgilidir.”

İzmir’de Tunç Soyer, Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra ilk icraatlarından biri olarak faytonları kaldırdı. Ancak Keskin ve Başdoğan, ortada kalan atların açlık ve susuzlukla boğuştuğunu söylüyor.

Şu anda İzmir faytonlarının, bu iş için üretilmiş Haflinger atlarının, yasaklanma nedeniyle açlık ve susuzlukla boğuştuğunu, Antalya’da ‘doğal yaşam parkı’ denilen yerde tutulan atların içler acısı durumunun da fotoğraflarla belgelendiğini söyleyen Keskin-Başdoğan, “Atlar insan bakımıyla 30-40 yıl ömrü olan hayvanlar ve şimdi en fazla ömürlerinin yarısında  ‘kurtarıldıktan’ sonra ne olacakları bizi ilgilendiriyor. Onları doğaya salmanın bir çözüm olmadığı,, bu aşamada sorumluluk almayan, alamayanların dikkatine getirilmeli… Tepeden inme kararları, darbeleri normalleştirilmekten çıkarıp  kararların katılımcı ve baştan sona tüm aşamaların açıklıkla ele alındığı, sorgulanabildiği bir süreçte almayı normalleştirecek bir kamuoyu oluşturma çabası içindeyiz” diye konuşuyor. Abdullah Onay’ın da takip konusunda söyleyecekleri var: “Faytonların kaldırılmasına karar verecek merciler üzerinden atların takibi yapılması gerekiyor. Atları kurtarmak için uğraşan herkes bu takibi de yapmalıdır, yapacaktır da. Bu gruptan bazıları da faytonların kaldırılmasıyla atların sucuk olmalarına yol açacaklarına dair suçlamalara kadar vardırdı işi. Bu bir manüpilasyon. Bir belediye yetkilisinden çalışamaz hale gelen atların mezbahaya gittiğini, yerini bile bildiklerini bizzat duydum. 1500 at var, yani yaklaşık dört yılda tamamlanan bir döngü. Faytonculuğun devam etmesini istemek, 2-25 yıl ömürleri olan canlıların kısa sürede ölmelerine göz yummak, yaşam haklarını akla getirmemek demektir.”

Faytonculara ne olacak?

Onay’ın önerisi, faytonların yerine toplu ulaşım için mini tren kullanılması.

Faytonculuğun kaldırılmasıyla fayton sahipleri ve/veya fayton sektöründe çalışanların (atların bakımında, ahırlarda görev alanlar, sürücüler vb.) durumuna ilişkin de görüşler farklı. Onay, fayton sahiplerinin yaşam koşullarının akülüye geçerlerse kötüleşmeyeceğine, hatta daha iyi olacağına dikkat çekiyor. “Ahırlarda ve üstünde çalışanlar için faytonun kaldırılması bir kurtuluş bile olabilir” diyen Onay’ın, hem atlar hem de faytoncular için çözüm önerisi şöyle: “Alternatifler her zaman var. Akülü fayton önerenler var mesela. Ben başından beri yoğun turist akınına uğrayan, hatta UNESCO korumasında olan kentlerde kullanılan mini treni öneriyorum. Hem Adalar’ın dokusunu bozmayacak, hem tüm bu dağınıklığı düzenleyecek bir alternatif olur. Ama işletmesinin faytonculara bırakılması gerekiyor. Böylece faytoncuların gelirleri azalmaz, tam tersine artar. Ayrıca atlarla ilgili birçok proje geliştirilebilir. Engelli çocukların rehabilitasyonu için veya kentli çocukların atlarla tanışmasını sağlayacak, küçük gezinti yerleri düzenlenebilir. Hatta kısa düz bir turistik gezinti yeri de olabilir, ama iyi bakımlı, sağlık sorunları çözülmüş atlarla; başka ülkelerde olduğu gibi, üç kuruşa değil, daha pahalıya kiralayarak.”

Faytoncuların ırkçı söylemler başta olmak üzere, aşağılayıcı, hedef gösteren, atsız-işsiz-ekmeksiz bırakmaya yönelik bir tavırla safdışı edildiği bir ortamın hazırlandığını savunan Keskin ve Başdoğan’ın formülü de şu şekilde: “Atları ve faytonculuk mesleğini, ticari, turistik baskılara karşı koruyacak, sağlıklı geliştirecek önlemler, uygulamalar yerleştirip artırılmamışsa, sonra da toptan yasaklanmışsa,  bunun nedenleri sorgulanmalıdır. Adalar’daki sorun; yıllardır motorlu taşıt ve inşaat sektörünün  çıkarları doğrultusunda, ortamı resmen plansız, kuralsız, sahipsiz, denetimsiz bırakarak, çöküşe  zemin hazırlanmış olmasıdır. Eskiden zorunlu olup sonra ortadan kaldırılan faytoncu ehliyet sınavlarının ve trafik  denetimlerinin geri getirilmesi, faytonculara verilecek rutin eğitimler, fayton atlarına tahsis edilmiş veterinerlerce, sakatlık, hastalık oluşmadan önce de rutin bakımlar ve beslenme  kurallarının koruyucu hekimlik çerçevesinde belirlenip uygulanması, fayton başına  sınırlandırılmış yolcu sayısının yola çıkış noktasında ve yollarda denetlenmesi, yetkililerce yapılmış, ama yetersiz ve sorunlu olan ahır sisteminin iyileştirilmesi, ada sakinleri, yerli veya  yabancı turistler için farklı tarifeler uygulanması, taksilerde gün içine yapılan şoför değişimi gibi, yeterli sayıda yedek at bulundurulup kullanılması -şu yaz koşullarında faytonculuk devam ettiği halde adaya yedek at  sokulması, adeta atların daha fazla zarar görmesi için yasaklanmıştır-, yokuşlu parkurlar dahil, atların ada turlarında zorlanmamaları için çalışma saatlerinin  belirlenmesi ve hız sınırı getirilmesi, belki de bunların en önemlisi, Adalar’ın “Yavaş Şehir” ilan edilmesi gibi girişimlerin, her şeyin göz önünde olduğu bu ortamda, yetkililerin ve yurtaşların  denetimi, şikayet hatları, resmi ceza ve ödüllerle uygulanması pekala mümkündür.”

 ‘Çiftçilere hibe’ye iki taraf da karşı

Antalya’da geçtiğimiz haziran ayında, faytonculuğa son verilmesi üzerine, Büyükşehir Belediye Meclisi’ndeki CHP grubunun önerisiyle boşta kalan atların kırsal kalkınmada kullanılması amacıyla çiftçilere hibe edilmesi kabul edildi. Ancak yaşanılan kimi olaylar, çiftçilere dağıtılan hayvanların akıbetinin de parlak olmadığını gösteriyor. Geçtiğimiz yıl Konya’da sayıları binin üzerinde olan yılkı atları, yaban koyunlarının su içtiği ve otladıkları alanı tahrip ettiği gerekçesiyle bir çiftliğe verilmiş, burada çok sayıda atın açlıktan öldüğü tespit edildiği için civar köylerdeki çiftliklere dağıtılan hayvanların onlarcasının da açlıktan ve bakımsızlıktan hayatını kaybettiği belirlenmişti.  Antalya örneğinin sonuçları henüz ortaya çıkmadı, ama hem Onay hem de Keskin ve Başdoğan bunun bir çözüm olmayacağı konusunda hemfikir. Onay şöyle konuşuyor: “Antalya Belediyesi faytonları kaldırdı, atları da marifetmiş gibi çiftçilere verdi. Ama her yerde fayton atlarının çiftçilere verileceği anlamı nereden çıkıyor? Örneğin İzmir vermedi. “Çiftçinin ata kötü davranacağı” endişesi demek ki orada da var. Adalarda kullanılan atların çiftçiliğe uygun olmadığı söyleniyor, ki değiller. Peki ama fayton için uygunlar mı? Atları bilenler uygun olmadığını söylüyor. Bu yokuşlara, bu tempoya, örnek gösterilen Roma’daki, Viyana’daki atlar bile dayanamaz.”

Keskin ve Başdoğan ise şunları anlatıyor: ”Ehlileşmiş  atların doğada barınması da  çiftçilere veya, vatandaşa ücretsiz dağıtılması da gerçekçi değildir. Bugün atından ‘kurtulup’ traktör almakta olan köylü ve çiftçi; at bakımına, beslenmesine maddi manevi  kaynak, zaman, mekan ayırmak bir yana, kendini geçindirmekte zorluk çeken vatandaş, sokaktaki kediyi, köpeği sahiplendirmekle bitiremeyen hayvan hakları koruyucuları, bu atların  sorumluluğunu taşımaktan uzaktır. Daha önceki örneklerde olduğu gibi burada yine atlar kaybedecektir.”

Sürdürülemez durum, nasıl sürdürülecek?

Adalar’da bir veteriner kliniği yok. Fayton atlarına bakmakla görevli sürekli veteriner de.. Görevlendirilen veterinerler zaman zaman gidip atları kontrol ediyor, ama bu yöntemle yeterli ve düzenli bir sağlık hizmeti sunulması mümkün olmuyor. Atlarda yaygın görülen ruam gibi hastalıklar bu nedenle hızla yayılıyor. Yaralanma, aşırı yorgunluk veya yetersiz beslenme gibi durumlarda müdahaleyi doğrudan faytoncular yapıyor. Atların çalışma saatleri ve yerleri (dik yokuş, mesafe vb.) sınırlandırılmış değil, faytonlara binen kişi sayısı da öyle. Hızla Ada sokaklarında koşturulan atlar yüzünden meydana gelen ‘fayton kazaları’ da ender değil. İki taraf da bu durumun ‘sürdürülemez’ olduğunu kabul ediyor. Ancak ortak noktalar bununla sınırlı. Çözüm önerilerinde olduğu gibi, yaralanan, ölen atların sayısına ilişkin bilgiler, yayımlanan fotoğraflar, faytoncuların atlara muamelesi gibi konularda da iki tarafın uzlaşması zor görünüyor. Keskin ve Başdoğan, özellikle sosyal medyada yayımlanan yaralanmış ve hayatını kaybetmiş at fotoğraflarıyla ilgili şu yorumu yapıyor: “Aynı fotoğrafı defalarca farklı vakalar gibi yayınlayıp, Büyükada’da yılda 400 (hergün1’den fazla) at ölüyor gibi, gerçek dışı haberler üretmek yerine, Ada atlarının rutin sağlık kontrolüne ve koşullarının tarafsız ve bilimsel bir değerlendirilmesine ihtiyaç var. Ada’da ‘adeta hazırlanmış olan’ namüsait koşullara rağmen, faytoncularının büyük özveriyle baktığı ve dünyanın her  yerinde sağlıklı ve sağlam kabul edilebilecek atların sayısı oldukça fazladır. Geçtiğimiz hafta altı fotoğrafçı arkadaşımızla başladığımız durum tespiti ve belgeleme çalışmasında buna şahit  olduk. Tarlabaşı yıkımlarında olduğu gibi, Adalarda yaşayan binlerce at, bakıcıları, faytoncular ve  faytonlar da belgelenmeye muhtaç. Çünkü bu yokoluş, bilgisizlik, umursamazlık ve aymazlık  nedeniyle ne yazık ki bir oldu bittiye getiriliyor.”

Faytonların kaldırılmasına karşı olup gerekçelerini, ‘Adalar kültürünün devam etmesi, trafik ve  kirliliğin artma riski’ olarak formüle edenlere karşı Onay’ın anlattıkları ise ‘Adalar meselesi’nin başka yönlerine ışık tutuyor. Adalar’da faytonun ulaşım aracı olmaktan çoktan çıktığını belirten Onay, şu anda bile binlerce akülü aracın ada yollarında dolaştığını söylüyor: “Neredeyse herkes akülü araç almak üzere. Akülüler, bisikletler, faytonlar, çığrından çıkmış bir karmaşa var. Yollarda yürümeniz riskli. Turizm baskısına dair en ufak bir düzenleme yok. Buna yol açan da zavallı atlar değil. Ne kadar fayton varsa, o kadar akülü araç verilecek. Değişen bir şey yok.” Bu tartışmayı yapmak yerine SİT alanı olan Adalar’daki büyük inşaatlara, giderek çığrından çıkan, kaldırılamaz turizm baskısına karşı bir planlama yapılmasını isteyen Onay, faytonu ‘kültürel miras’ gerekçesiyle savunanlara ise şunları söylüyor: “Adalarda bahse konu böyle bir kültürel miras kaydı olmadığı bir yana, canlılara eziyete dönüşmüş bir uygulamadan “miras” çıkarmak tartışılır. Oysa Büyükada’da gerçekten kültürel bir miras var: Yetimhane. Dünyanın sayılı monoblok ahşap yapılarından biri, çürüyüp gidiyor. Kimsenin ilgisini de çekmiyor!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, geçen yıl Adalar’da ulaşım niteliği taşıyan elektrikli araçların kullanılacağını; öncelikle Kınalıada’da olmak üzere her biri en fazla 12 kişilik olmak üzere elektrikli araçla toplu taşıma yapılacağını bildirmişti. Ancak bu proje hayata geçmedi.

Onay, faytonun Adalar’a 19. yüzyıl sonlarında getirildiğini, Kınalıada’da hiç fayton olmadığını anlatıp “Fayton Adalar tarihi ile var olmuş bir olgu değil, niye Ada’nın sembolü olsun ki” diye soruyor ve ekliyor:  “Mesela Adalar’a daha uygun olan martı niye sembol olmasın? Velev ki sembol; atlara yapılan bu eziyeti mazur gösterir mi?”

‘Türcülük’ tartışması…

Hayvan hakları savunucularının önemli argümanlarından biri de, fayton yanlılarının atları insana  ‘hizmet hayvanı’ olarak nitelendirerek, canlılar arasında bir tür hiyerarşi yaratıyor oluşu. Melda Keskin ve Mahir Başdoğan’ın bu eleştirilere yanıtı şöyle: “İnsanların binlerce yıl boyunca bir yerden bir yere gitmek, yük taşımak, bağ-bahçe sürmek, savaşmak, cirit, polo gibi oyunlar oynamak,  ritüeller (gelin götürmek vb.), gösteriler, müsabakalar  yapmak, yarışmak, (bugün halen Fransa, Almanya, İsviçre, Belçika, Japonya, Çin, Kazakistan, Endonezya, vb. ülkelerde olduğu gibi) etinden, sütünden (ve tüyünden, derisinden.) yararlanmak  üzere; bizzat seçerek, çiftleştirerek  ürettiği, evriminde insanın rolü olan 400 kadar farklı cinsi  bulunmaktadır. Özetle, günümüzde yılkılar dahil, hiçbir at, “yabani hayvan”değildir. Bin yıllardır insana yoldaşlık etmiş, onun tarafından, yapılacak hizmete uygun olarak çeşitlendirilmiş, üretilmiş ve bakılmış hizmet hayvanları olan çoğu köpek cinsi gibidir atlar, ama “pet” de değildir.  Türkiye’de hem karar alıcıların hem hayvan hakları savunucularının hem de genel kamuoyunun  atları tanımaya, böylece onları gözetirken dengeli bir bakış açısına sahip olmaya ihtiyaç duyduğu kanaatindeyiz.”

Adalara yönelik artan turizm, hem atlar hem de faytoncular üzerinde kaldırılması güç bir baskı yaratıyor. Yaz aylarında özellikle hafta sonları ve bayramlarda fayton kuyruğu, duraktan başlayıp adanın içlerine kadar uzuyor.

Onay’ın yanıtıysa daha kısa: “Dolaylı tartışmaların altında yatan, yerel bir sorunu ülke geneline yayan da bu evrenselliği aslında. Bir vicdan hareketi. Hayvanları sömürmeye, eziyet etmeye hakkımız var mı? Bunu hangi gerekçelerle sürdürmeye çalışıyoruz? Tüm dünyada mücadelenin temelinde bu var. Daha da yaygınlaşarak çağa damgasını vuracağını iddia edebiliriz.”

İBB’de çalıştay düzenlenecek

Hayvan  hakları savunucuları konuyu çoktan Meclis’e taşıdı bile. Birkaç yıldır, özellikle fayton mevsimi sayılan yaz aylarında düzenli olarak yapılan eylemler ve kampanyalar, meraklılarını vazgeçirmese de seslerini yetkililere duyurmalarını sağladı. Fayton yanlılarını temsilen Keskin-Başdoğan çifti ise, insan veya hayvan, hayatları etkileyen ciddi kararların tüm paydaşların katılımını gözeten bir süreçte ortak akılla alınmasının önemini vurguluyor;  “herhangi bir grubun, tek başına  dosyasını Meclis’e koşturmasıyla” doğru bir karar alınamayacağını belirtiyor.

TBMM raporu halen belirsiz, Meclis’ten çıkacak karar da öyle. Ancak bu hafta içinde, 22 Ağustos’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nda, Başkan Ekrem İmamoğlu’nun da katılımıyla faytonların ve atların gelecekleriyle ilgili bir çalıştay düzenlenecek. İmamoğlu’nun danışmanı ve Belediye’nin sözcüsü Murat Ongun, Yeşil Gazete’ye şu anda aldıkları ya da eğilim gösterdikleri bir karar olmadığını; sivil toplum örgütlerini, fayton yanlısı ve karşıtı olanları, faytoncuları ve konuyla ilgili bütün kesimlerden temsilcileri çalıştayda bir araya getireceklerini ve hepsini dinleyeceklerini söyledi. Ongun, buradan çıkacak sonuçlara göre, atların yaşam koşullarını iyileştirecek ve tüm tarafları tatmin edecek bir çözüm için gecikmeden çalışacaklarını da kaydetti.