Doğa MücadelesiEkolojiGünün ManşetiKöşe YazılarıYazarlar

Su ve vicdan: Kirazlı’da ekolojik ve sosyal yıkıma karşı mücadele

‘Madenciliğin talan ettiği Afrika şu an zenginlikle değil tam tersi açlıkla boğuşuyor. Bizim zenginliğimiz rant, kâr hırsı, talan değil; üzerinde yaşayan tüm canlıları ile Anadolumuzdur.’

Solda Bergama altın madeni, sağda Kirazlı Kaz Dağları.

Ege’nin akciğerleri olan Kaz Dağları’nın başı altın madenciliğiyle belada. Kirazlı’da altın aramak için kesilen iki yüz bine yakın ağaç tüm ülkeden geleceğini düşünen insanları bir araya getirdi. Çünkü bu bela sadece Çanakkalelileri ya da Ege’yi değil bütün Türkiye’yi ilgilendiren bir mesele. Suyumuz, temiz havamız, orman mirasımız, bugünümüz ve yarınımız tehlikede. Madenciliğin yapıldığı hiçbir yerde bir daha hiçbir ekonomik faaliyet yapılamıyor. Su, hava ve toprak kirleniyor. Madenciliğin yapıldığı yerde hayat kalmıyor. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler hastalanıyor, halk göç etmek zorunda kalıyor. Madencilik ekosistemin çökmesi demek. Madencilik toplumun dağılması demek.  Bu ölüm kalım mücadelesinin hak savunucularından Çanakkale Barosu avukatlarından Ali Furkan Oğuz ile Açık Radyo’da yayınlanan Sudan Gelen programının yapımcısı ve Yeşil Gazete editörü Akgün İlhan bir araya geldi ve aşağıdaki söyleşiyi gerçekleştirdi.

Sevgili Furkan, Kirazlı’da 200 bine yakın ağacın kesilmesinden sonra çığ gibi büyüyen bir hareket var karşımızda. 5 Ağustos’ta “su ve vicdan” nöbetine ülkenin dört bir yanından ve hatta dünyadan insanlar katılmaya başladı.  Sen de bu davanın avukatı olarak oradaydın. Bu mücadelenin hukuksal ve toplumsal boyutlarını biraz anlatır mısın?

Öncelikle altın madenciliği projesinden bahsedeyim. 2013 yılında hazırlanan “Kirazlı Altın ve Gümüş Madeni Kapasite Artışı ve Zenginleştirme Projesi” ÇED Raporu’nda da yer aldığı üzere 1997,16 hektarlık ruhsat alanına sahiptir ve projenin 2013 yılında hazırlanan ÇED raporunda alanın %97’sinin orman alanında kaldığı belirtilmektedir. Yine rapora göre “proje kapsamında geliştirilecek üniteler toplamda 221 hektar civarında bir alanı kaplayacaktır. Proje açık ocak işletmeciliği yöntemi ile gerçekleştirileceği için, ünitelerin izdüşüm alanlarında kalan ağaçlar, arazi hazırlık aşamasında kesilecektir. Proje ünitelerine isabet eden meşcere tiplerine ait alanlar ve bu meşcere tiplerine ait hektardaki ağaç sayısı bilgileri kullanılarak, alan büyüklükleri ile hektardaki ağaç sayısının çarpımı sonucunda, ÇED alanı içerisinde ünitelerin kurulacakları alanlarda kesilmesi öngörülen toplam ağaç sayısı 45.650 adet olarak hesaplanmıştır” denmektedir.

Şirketin 02.08.2013 tarihli ÇED olumlu kararını takiben aldığı izinlerle birlikte alanda ağaç kesimine başlanmıştır. TEMA tarafından hazırlanan raporda da yer aldığı üzere 2019 yılı Haziran ayında yapılan son büyük kesim ile birlikte kesim süreci uydu fotoğraflarından incelenmiş ve alanda yaklaşık 195 bin ağaç kesilerek, ÇED’e aykırı işlem yapıldığı tespit edilmiştir.  Bu raporun hazırlanmasından sonra da günümüze dek ağaç kesimi devam etmiş ve halen de devam etmektedir. Bugün itibariyle 195 bin ağaçtan çok daha fazlası kesilmiştir. Telafisi imkânsız zararlar oluşmuştur. Söz konusu ağaç kesimi ÇED Raporu’na, usule, yasaya ve hukuka aykırı olarak gerçekleştirilmiştir. Yapılan işlemle ilgili şüpheliler, Türk Ceza Kanunu’nun 305. Maddesinde düzenlenen “Temel Milli Yararlara Karşı Faaliyette Bulunmak Üzere Yarar Sağlama”, TCK 257 görevi kötüye kullanma ve Orman Kanunu ilgili maddeleri ihlal ederek suç işlemiştir.

Bizler de bu bağlamda kesilen ağaçlarımızın hesabını sormak adına Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunma çağrısı yaptık ve 2 Ağustos Cuma günü suç duyurusunda bulunduk. Çağrımıza Bayramiç ve Kırklareli’den de destek geldi. Oralarda da suç duyurusunda bulunuldu. Çağrımız tüm Türkiye için halen devam etmektedir. Suç duyurusu metnini sosyal medya hesaplarımızdan paylaşmış bulunuyoruz.

Mücadele, sadece Türkiye değil, dünyanın dört bir yanından destek görmeye başladı. Whatsapp grupları kuruluyor, neler yapabiliriz diye insanlar bize ulaşıyor. Kanada basınına e-mail atanlar var. Kısacası, orada katledilen her ağacın ve her canlının dünyadan bir yankısı var artık. 5 Ağustos’ta onbinlerce kişinin katıldığı dev bir miting düzenlendi. Bu miting, insanların yapılan hukuksuzluklara doğa katliamına nasıl tepki gösterdiğini ortaya koydu. Şirketin tellerle çevrildiği ruhsat sahasına girildi ve kesilen ağaçların yerine yenileri dikildi. Bu olağanüstü bir eylemdi.

– Altın arama çalışmaları yüzünden Çanakkale’nin tek içme su kaynağı olan Atikhisar su havzası da büyük bir kirlenme tehlikesiyle karşı karşıya. Ne boyutta bir kirlenme tehdidinden bahsediyoruz?

Proje alanı, Çanakkale’nin içme, kullanma ve sulama amaçlı olarak kullanılan tek barajı olan Atikhisar Barajı havzasında yer alıyor. ÇED raporu hazırlayan firma Çanakkale Belediyesi’nden de görüş istemiş ve Belediye olumsuz görüş vermiştir. Buna rağmen ÇED raporu Bakanlık tarafından onaylanmıştır ve açılan dava yerel mahkemece reddedilmiştir. Çanakkale kent merkezinin içerisinden geçen Sarıçay üzerine kurulan Atikhisar Barajı günümüzde içme suyumuzun tamamını karşılarken, yaklaşık 1000 hektar kadar tarım alanını da sulamakta ve Sarıçay’ın aşağısındaki tarım alanlarıyla kenti taşkınlardan korumaktadır. Ayrıca, Ağıdağı ve Kirazlı bölgesi hem Çanakkale merkezin hem de çevrede bulunan birçok yerleşim alanının su varlıklarını beslediğinden çok önemli su havzalarıdır. Baraj yer altı ve yer üstü sularından beslenmektedir. Faaliyete başlandığında ağır metaller havaya, yer altı ve yer üstü su varlıklarına karışacak, bu da habitatın tahrip olmasının yanı sıra kanser vakalarının artmasına sebebiyet verecektir.

Açmış olduğumuz “ÇED Gerekli Değildir” ve “ÇED Olumlu Kararlarının İptali” davalarında altını çizerek söylediğimiz bir şey vardı: Telafisi imkânsız zararlar. ÇED raporlarının içeriği ne yazık ki taahhütlerden ve soyut bilgilerden ibaret. Bu bağlamda “doğaya zarar verilmeyecektir”, “verilecek zarar en az şekilde olacaktır” gibi söylemler ÇED raporlarının yalnızca taahhütlerden oluştuğunun bir göstergesi. Peki, taahhüt ihlal edilince ne olacak? Denetleme yapılmayınca ne olacak? İşte telafisi imkânsız zararlar dediğimiz noktada karşımıza çıkıyor. Yıllar önce National Geographic’te bir makale vardı. Kanada’da altın şirketlerinin altını çıkardıktan sonra kendilerini iflas etmiş gibi gösterdiğini ve ortadan yok olduğunu yazıyordu. Dolayısı ile taahhütler gerçekçi değil. Gerçekçi olduğunu bir an düşünsek dahi yok edilen ağır metallerin yeryüzüne çıkarılarak tahrip edildiği bir habitata yeniden dikilen ağaçlar ne derece uyum sağlar? O habitata sincaplar, yılanlar, karıncalar, geyikler yeniden nereden gelir, nasıl getirilir? Bozulan habitat yeniden kendi kendine oluşmayacaktır. Bunun yanı sıra, Çanakkale’nin tek su içme kaynağı olan Atikhisar Havzası da kullanılacak siyanürle ve yer yüzüne çıkarılacak tonlarca topraktaki ağır metallerle kirlenecek ve Çanakkale ilinin tarım ve hayvancılığı, insan sağlığını ciddi anlamda zarar görecek ve kanser vakaları artacaktır. Çanakkale’nin suyu, toprağı ve halkı zehirlenecektir.

– Altın madenciliğine karşı hareket Türkiye’nin çevre hareketleri tarihinde milat sayılabilir. 1990’ların başında Bergama’da altın madenciliği çalışmalarına karşı başlayan hareket 1996’da firma binlerce ağacı kestikten sonra kitlesel boyutlara vardı. Ancak açılan onca davaya ve çevre hukukunda emsal olacak birçok kazanıma rağmen maden hala kapatılmadı. Hatta bu süreç içinde Ovacık’ta cevher bile kalmadı. Ovacık Altın Madeni işletmesi artık başka yerlerden getirilen cevherlerin işlendiği bir kimya tesisine dönüşmüş durumda. Ovacık örneğinden alınması gereken dersler ne olmalı sence?

Çanakkale’de 2001 yılından bu yana süregelen ekoloji ve hukuk mücadelesinde bu güne kadar 70’in üzerinde dava açtık. Bu davaların 50’ye yakını 2014 ile 2018 yılları arasında açıldı. Termik santral ve vahşi madencilik projelerine ilişkin verdiğimiz mücadelede kimi projeler daha halkın katılımı toplantısı dahi olmadan biterken, kimi projelerde ise açtığımız davaları kazandık. Kazandığımız bazı davalarda projeler iptal oldu. Bazılarında ise projeler revize edilerek yeniden ÇED raporu alındı. Bu ÇED raporlarından da yılmadık ve sürekli olarak hukuk mücadelesine devam ettik. Halen de yaşam hakkımızı savunmaya devam ediyoruz. Bu davaların bir bütün olduğunu hiç unutmadık. Aynı şekilde Türkiye’nin başka bir yerinde mesela Cerattepe’de olanları da Ovacık’ta olanları da aynı sorunun parçası olarak görmek gerekiyor.

Her geçen gün başka güzel şeyler oluyor. Son olarak projenin kapasite artırımı ve zenginleştirme tesisi ÇED olumlu kararının iptal davasında arkadaşımız Av. Cömert Uygar Erdem güzel bir nokta yakaladı. Bilirkişilerden birinin imzasının sahte olduğunu düşünüyoruz. Konuya ilişkin suç duyurusunda bulunacağız. Çanakkale Belediyesi de yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunacak. Söz konusu bilirkişiler aynı zamanda bizim açtığımız 70 davanın birçoğunda da bilirkişilik yapmıştı. Şimdi bu davaları biz de yeniden gözden geçireceğiz.

Suç duyurusu dışında hukuksal ve somut başka girişimlerimiz de olacak, bunların çalışmasını yapıyoruz. Bizler yalnızca kesilen ağaçlarımızın değil, o ağaçların içerisinde yaşayan su varlıklarının, ceylanların, sincapların, yılanların, Atikhisar’ın kısacası tüm canlıların avukatı olarak ekolojik ve hukuksal mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

“Su altından daha değerlidir.” El Salvador’da madencilik karşıtı eylemler.

– Dünyada metal madenciliğinin yasak olduğu ülkeler var. Mesela El Salvador 2017 yılında metal madenciliğini tamamıyla yasaklayan ilk ülke oldu. Bunun da çevreyi ve başta su varlıklarını korumak için yaptığının altını çizdi. Üstelik bu ülke altın, gümüş ve bakır açısından oldukça zengin. Bu kararı bütün kaynakları tükettikten sonra almamış olmamaları önemli. Bizde de böyle bir kararın çıkması ve uygulanması mümkün mü? Bunun hukuksal zemini hazırlanabilir mi?

Türkiye’de vahşi madenciliği savunanların söylediği bir cümle var. Yer altı zenginliklerimiz yer altında mı kalsın? Zengin olmayalım mı? Alamos Gold’un CEO’su şunu söylüyor: “Türkler iyi taş taşır”. Kanun da diyor ki şirkete “bana beyan ettiğin altının yüzde 4’ü benim”. Bu nasıl bir anlaşmadır? Bu ne ekonomik ne ekolojik ne de toplumsal açıdan halkın yararına bir projedir. Bakınız madenciliğin talan ettiği Afrika şu an zenginlikle değil tam tersi açlıkla boğuşuyor. Bizim zenginliğimiz rant, kâr hırsı, talan değil. Üzerinde yaşayan tüm canlıları ile Anadolumuzdur, Kaz Dağlarımızdır, Cerattepemizdir, Toroslarımızdır ve Kaçkarlarımızdır. Bunun anlaşılması için sadece hukuksal değil toplumsal bir mücadeleyi de diri tutmak gerekiyor.

(Yeşil Gazete)