Avrupa'da Yeşil DalgaManşet

Avrupa merkez siyasetinin yeni umudu, aşırı sağın baş düşmanı Yeşiller

Alım gücü en düşük olanları en derinden etkileyecek olan akaryakıt vergilerine karşı ayaklanmak için Sarı Yelekliler Fransa’da sokaklara döküldüğünde, Annalena Baerbock olan biteni sınırın diğer tarafında yakından izliyordu.

Baerbock’ın eş başkanı olduğu Almanya Yeşiller Partisi geçtiğimiz yıl istikrarlı bir şekilde güçlendi. Fakat Baerbock, Yeşillerin daha etkili bir güç olması için ekonomik endişeleri ele alırken aynı zamanda iklim politikasının elitist değil, ortak bir sorun olduğu konusunda seçmeni ikna etmeleri gerektiğinin farkında.

Partisiyle neredeyse aynı yaşta olan (38) Baerbock şunları söyledi; “Fransa’dan çıkarılacak ders şudur ki toplumsal adalet pahasına iklimi kurtaramayız. İkisi birlikte ilerlemek zorunda.”

An itibariyle Avrupa’da sahne Yeşillerin, ya da en azından öyle olabilir

Almanya’da Yeşillerin anketlerde Angela Merkel’in muhafazakarlarının önünde olması artık rutinleşti ve bir sonraki hükümette olmalarına kesin gözüyle bakılıyor. Son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Yeşil partiler kıtanın diğer köşelerinde de güç kazanarak yüzde 47’lik bir artışla 751 sandalyeden 63’ünü kazandı.

Bir zamanların köktenci ve tek boyutlu çevreci direniş partileri, son yıllarda Avrupa siyasetinin yaşadığı sismik parçalanmadan beklenmedik şekilde faydalanarak öne çıkmış durumda.

Rekor sıcaklıklarla kavrulan Avrupa’da, seçmenin iklim değişikliği konusunda endişeleri hızla artıyor. Geleneksel sosyal demokrat partilerin çöküşü sonrası merkez solda geniş bir boşluk ortaya çıkmış oldu. Genç seçmen yeni tür bir bağlılık isterken, diğer kesimler milliyetçi ve aşırı sağ görüşlere karşı bir panzehir arayışında.

Yeşiller Avrupa’daki yeni kültürel savaşın ortasında denilebilir

Medyada göç haberlerinin azalmasıyla, iklim değişikliği başlığı yeşil görüşlü liberaller ve popülistler arasında yeni ve etkili bir savaş alanına dönüştü.

Londra’da Mayıs ayında yapılan çevreci eylem. İngiltere’nin Yeşilleri yüzde 12’lik oy oranına ulaşarak iktidardaki muhafazakarların önünde 4. parti oldular.

Yeşiller Avrupa’nın merkez siyaseti için yeni bir umut olarak yükselirken, diğer yandan söylemlerini halka zarar verici elitist gündem maddeleri olarak gören aşırı sağcı popülistler ve diğerlerinin bir numaralı düşmanı oldular. (Fransız Ulusal Birlik -eski adıyla Ulusal Cephe- lideri Marine Le Pen “iklim psikozuna” karşı öfkesini gizlemiyor.)

Son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Yeşillerin yüzde 20’den fazla oy aldığı Almanya’da, yürütülen kampanyanın afişleri açıkça sağ görüşe tepki niteliğindeydi; “Nefret, Almanya için alternatif olamaz.”

İngiltere’nin Yeşilleri yüzde 12’lik çarpıcı bir oy oranıyla iktidardaki Muhafazakarların önünde dördüncü olarak sadece çevreyi desteklemekle kalmayıp, aynı zamanda Brexit’e de karşı çıkmış oldular.

Sonunda vazgeçilen yüksek akaryakıt vergilerine tepki amaçlı başlayan Sarı Yelekliler eylemleriyle aylarca sarsılan Fransa’da bile Yeşiller, yüzde 13,5’lik bir oy oranı yakalamış ve 35 yaş altı seçmenler arasında birinci parti olmuştur.

Avrupa Parlamentosunda meclis üye sayılarının artmasıyla, Yeşiller 751 sandalyeden oluşan mecliste İtalya’nın İçişleri Bakanı Matteo Salvini’nin öncülük ettiği aşırı sağcı popülistlerle neredeyse aynı oranda etkiye sahip olacak. Ve tıpkı popülistlerin yaptığı gibi, Yeşil partiler de kıtanın her köşesinde örgütlenerek kampanyalar yürütmeye çabalıyor ve ortak konferanslar düzenliyorlar.

Yeşil düşünce en başından beri Avrupalı, çünkü çevre çevre sorunlarını ulusal sınırlar içinde çözemezsiniz” diyen Baerbock, partisinin katıldığı ilk seçimin 1979 Avrupa Parlamentosu seçimleri olduğuna dikkat çekiyor.

Mücadele hem ulusal sınırlar içinde, hem de uluslararası boyutta da yaşanmakta: şehirlerle kırsal kesimleri, liberal eğilimli kuzey ve batı Avrupa ülkeleriyle de güney ve doğudaki gelir düzeyi düşük eski komünist ülkeleri karşı karşıya getirme girişimleri görülüyor.

İklim aktivistleri geçen ay yaşanan eylemler sırasında Almanya’nın batısındaki Garzweiler kömür madeni sahasına giriş yapıyor.

Borçlanmanın ve genç nüfusta işsizlik oranının yüksek olduğu Güney Avrupa’da yeşil partiler daha az ilgi görmeye devam ediyor. İtalya’da Yeşiller, ulusal seçimlerde bugüne kadar yüzde 4’ün üstüne çıkamadı. İspanya’da ise çevreci parti Equo parlamentoda bir sandalyeye sahip.

Aynı durum Doğu Avrupa için de geçerli: Polonya’dan Brüksel için, Yeşillerden tek bir meclis üyesi bile çıkmadı. Ayrıca Polonya, yakın geçmişte Çekya, Estonya, ve Macaristan ile birlikte AB’nin 2050’ye kadar Karbon Nötr olma hedefini ulusal sıkıntılar ve tarihsel hafızayı gerekçe göstererek engellemişti.

Polonya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında Fransa, Avusturya, veya Hollanda ile aynı düzeyde gelişemediğini söyleyen Milliyetçi Başbakan Mateusz Morawiecki önerilen anlaşmanın basitçe “adil olmadığını” ekledi.

Avrupa’nın en büyük ve en zengin ülkesi unvanını taşıyan ve Yeşillerin en etkin olduğu Almanya’da bile, sağ popülist Almanya için Alternatif Partisi (AfD), Baerbock’ın partisini elitist ve ikiyüzlü olmakla suçluyor.

AfD’li siyasetçi ve partinin çevre sözcüsü Karsten Hilse, Yeşillere oy verenlerin “rahatlarının yerinde” olduğunu söylüyor.”Kendilerine rahat ve temiz bir vicdan satın alıyorlar çünkü çevreye en çok zarar veren, uçuş miline sahip olanlar yine onlar.”

Fakat sıradan insanlar, sadece araba kullandıkları için yaklaşmakta olan çevre felaketinin sorumlusu olarak gösteriliyorlar.” diyor Hilse.

Özellikle Yeşillere oy verenler arasında uzun süredir ülkenin en zenginlerinin olduğu detayı doğru olduğu için, bu suçlamalar aşırı sağ görüşlü seçmeni memnun ediyor.

Fransa’nın Reims şehrinde bir kavşakta toplanan Sarı Yelekli eylemciler (Mayıs,2019). Hareket, teklife sunulan akaryakıt vergilerine tepki olarak başlamıştı.

Yine de Yeşillere verilen destek artmaya devam ediyor. Parti Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oyların 5’te birini almış durumda. 60 yaş altı seçmenler arasında en popüler olmalarının yanı sıra, ilk kez işsiz seçmenlerin de birinci tercihi oldular.

Baerbock tüm bunlara rağmen elitist suçlamalarının devam ettiğini ifade ediyor

Baerbock’a göre Fransa’daki eylemler, ders çıkarma adına kritik bir dönüm noktasıydı. İklim değişikliğiyle mücadele etiketiyle sunulan akaryakıt vergisinin hiç de adil olmadığı kanısına varılmıştı.

Düzenlemeden en çok etkilenecek kesime göre, bu vergi Yeşillere oy vermeye başlayan ama aynı zamanda yaşam tarzlarından dolayı en büyük karbon izine sahip olan elit kesimler ve çevreye en büyük zararı veren büyük işletmeler için bir tür telafi yöntemi olarak görülmekteydi.

Almamız gereken ders buydu,” diyor Baerbock. “Sarı Yeleklileri yakından takip ettik çünkü aynı tuzağa düşmememiz gerekiyor.

Fransa’da eğitim almış Alman Yeşil siyasetçi Franziska Brantner, Sarı Yeleklilerin liderlerinden biri olan Ingrid Levavasseur ile Şubat ayında bir araya geldi. Brantner gibi Levavasseur de kötü ulaşım koşulları içinde kırsal bir kesimde büyüyen bekar bir anne.

Brantner, “Levavasseur ile birçok ortak yönleri olduğunu fark ettiklerini” söyledi.

Fakat aynı zamanda, yakın zamana kadar palyatif bakım ünitesinde çalışan, iki çocuğu için ne bir tatil karşılamaya ne de yeni kıyafetler almaya gücü yeten bir hemşire olan Levavasseur’in deneyimlerinden çok etkilendiğini de ekledi. “Ekolojik meselenin sosyal sorunları tetiklemek yerine onların çözülmesine katkı sağlayacağından emin olmalıyız.”

Polonya’nın Rogowiec şehrindeki Belchatow termik santrali. Polonya Çekya,Estonya, ve Macaristan’la birlikte AB’nin 2050’ye kadar Karbon Nötr olma girişimini engellemişti.

Almanya Yeşilleri bir çalışmada, Avrupa’da aşırı sağ seçmenin, göçün kısıtlanması ardından en popüler ikinci görüşünün şu olduğunu öğrendiler: “İklim değişikliğiyle ilgili harekete geçmemiz gerekiyor, çünkü bu konu önce en fakir kesimi etkiliyor ve bunun sebebi zenginler.”

Brantner bu ifadenin ikinci kısmına dikkat çekiyor: “Bu söylemle ilgili sesimizi daha çok yükseltmemiz gerek.” Yürüdükleri sokaklarda ve toplandıkları kavşaklarda Sarı Yelekliler “dünyanın sonunu” ve iklim değişikliğini en az “ayın sonunu” getirebilmek kadar önemsediklerini vurguladılar.

Fransa’nın kuzeyindeki gelir düzeyi düşük sanayi bölgelerinden Grande-Synthe’in eski yeşil başkanı Damien Caréme, çevre politikalarının yanlış uygulandığında cezalandırıcı olduğunu söylüyor: “Akaryakıt vergileri arttığında insanların sesini yükseltmesi gayet normal.”

Son seçimlerden sonra Avrupa Parlamentosunun yeni yeşil üyesi olan Caréme “Ama bu parayı insanların evlerine daha iyi yalıtım yapmaları ve daha az fatura ödemelerini sağlamak için tahsis edersek, bir şeyler yoluna girer” diyor.

Almanya’nın işçi sendikaları da Caréme ile aynı mesajı veriyor

Şu an için otomotiv ve kömür gibi çevreyi kirleten sanayiler en iyi sendikalaşmış ve en korunmalı sektörler arasında. Yenilenebilir enerji sektöründe ise sendikalaşma çok nadir ve şirketler genellikle asgari ücretten biraz fazlasını sunuyor. Uzun süre Yeşiller Partisinde aktif olarak görev alan ve şu an Almanya’nın en önemli sendikalarından biri konumundaki IG Metall için çalışan Ralph Obermauer’e göre bu ciddi bir sorun.

Ekolojik bir toplum hedefliyorsanız, çalışan kesimi de dahil etmeniz gerekiyor. Bu yeni toplum adil olmak zorunda” diyor.

İşçiler hem otomasyon hem de iklim politikaları sebebiyle işlerini kaybetme ve çalışma alanı değişikliği gibi olasılıklarla karşı karşıyalar. Elektrikli araçlara geçişin hızlanmasıyla otomotiv parçası üreticileri şimdiden işten çıkarmalara başlamış görünüyor.

Obermauer “Eğer bu konuyu ciddiye almazsak, işçilerin desteğini kaybedeceğiz,” diye ekliyor. Sendika temsilcilerinin de uyardığı üzere bu yeni bir Sarı Yelekli ayaklanmasının Almanya’da görülmesine sebep olabilir.

Makalenin İngilizce Orijinali

Yeşil Gazete için çeviren: Eren Yılmaz