Günün ManşetiHafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

‘Prost Vadisi’, yönetim fikrinin yenilendiği bir laboratuvar olabilir

Kamusal alanı yeniden düzenlemek için önce eşitlikçi, kapsayıcı, şehirle ilişkili, katılımcı, demokratik bir kamusal alan tanımına ihtiyaç var.

Ekrem İmamoğlu yapacağı işler arasında Taksim Meydanı’nın da yer aldığını açıkladı. Gazetelerde yer alan haberlere göre İmamoğlu parkın, yani Gezi’nin korunması gerektiğini, ama betonlaştırılan Taksim Meydanı’nın yeniden düzenlenmesi için bir mimari proje yarışması açılması gerektiğini düşündüğünü söyledi.

Taksim ve Gezi’nin yeni yönetim vizyonunu göstermek için eşsiz bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Şehrin merkezindeki bu yeşil alanın korunması, İmamoğlu’nun seçim vaatleri arasında yer alan “Yaşam Vadileri”ne en iyi örnek olabilir.

Ancak Taksim Meydanı’nı ve çevresini iyileştirmek için yalnızca bir mimari proje yarışması açmak yetmez. Bu simgesel kamusal alanın yalnızca bir mimari proje ile düzenlenebileceğini varsaymak, geçmişteki müdahalelerin bir tekrarı gibi olabilir. Öncelikle yapılması gereken bu kamusal alan için bir yönetim planının hazırlanmasıdır. Bunun süreklilik taşıyan katılımcı bir organlaşmaya ve yeni bir şehircilik deneyimine ihtiyaç var.

Ayrıca hemen yarın yapılabilecek işler de var: Taksim ile Nişantaşı arasındaki yürüyüş güzergahının  ortadan ikiye bölünmüş olması, örneğin. Büyükşehir Belediyesi kendi yaptığı çitleri hemen kaldırabilir. Böylece Taksim’den Nişantaşı’na kadar keyifli bir yürüyüş güzergahı oluşur, şehrin merkezindeki özenle korunması gereken devasa yeşil alan, rekreasyon ve kültür vadisi daha erişilebilir hale gelir. Kapatıldığında Gezi’ye dahil edilmesi gereken Fransız Pasteur Hastanesi’nin bahçesine alelacele inşa edilen rezidanslar için parkın yürüyüş yolunun tam ortasına yapılan trafo binası bir köşeye kaldırılabilir. Kullanıma kapatılan geçitler, yollar yeniden erişime açılabilir. Hiç şüphesiz önemli bir kültür mirası olan mimari düzenlemelerin, otoparkçılar tarafından tahrip edilen küfeki taşından yapılmış balüstradların, mermer basamakların onarımı yapılabilir. Ayrıca toprağın, ağaçların ve bitki örtüsünün özenli bakımı, zemin kaplamaları, banklar, aydınlatma elemanları gibi donatıların bir tasarım kılavuzuna göre düzenlenmesi gibi çalışmalar gerçekleştirilebilir. Tünel yapımı sonrası tanımsız ve betona dönüşen boşluk üzerinde de örneğin kafa yorulabilir. Büyükşehir Belediyesi’nin sanat galerisinin de bulunduğu mekanı tanımlayıcı yapı dizisinin ve orjinal terasların, merdivenlerin bilinçsiz bir biçimde kazınmış olması buradaki tanımsızlığı yaratan önemli bir sorun.

Bunlar özenle bu kamusal alanı daha kullanışlı hale getirmek, iyileştirmek için basit öneriler. Ama asıl kapsamlı olacak iş, dediğim gibi yeni yönetimin vizyonunu göstermek için bu kamusal alanı farklı bir yöntemle ele almak. Geçmişteki müdahalelerde kamusal alan yerel yönetim park ve meydan düzenlemeleri, ulaşım projeleri gerçekleştiriyordu. Merkeziyetçi yönetim fikri ise bu teknik gibi gözüken işi üstten ideolojik simgelerle belirliyordu. Demek ki önce eşitlikçi, kapsayıcı, şehirle ilişkili, katılımcı, demokratik bir kamusal alan tanımına ihtiyaç var.  Bunun için de şehre ve bu  kamusal alana yukarıdan bakan, onu fiziksel bir mekan olarak tanımlayan bakışı sorgulamak gerekiyor.

Gezi yalnızca bir park mı?

Gezi, yalnızca bir park değil. Şehrin kamusal hayatını köklü bir şekilde dönüştüren bir kamu alanı. Bu kompleksi bir park olarak tanımlamak ancak çok parçacıl bir bakış açısı olabilir. Paris’in planlama bürosunun başındaki ünlü mimar Henri Prost, 1936 yılında Atatürk tarafından İstanbul’u planlamak için davet edildiğinde, şehrin modernleşme tarihinde bir kırılma noktasını oluşturacak önemli bir adım attı: Şehrin 19. yüzyıl kapitalizminin dönüştürdüğü Pera ile, elektrikli tramvaylar çalışmaya başladıktan sonra gelişen Şişli arasında kalan boşluğu şehre hayat verecek bir kamusal alana dönüştürdü.  Bir zamanlar şehrin yerleşim alanlarının dışında kalan bu bölgede Topçu Kışlası, ahırlar, mezarlıklar, bostanlar, havagazı fabrikası ve 6. Daire tarafından gerçekleştirilmiş küçük bir park yer alıyordu. Merkezi yönetimin de desteği ile şehrin kamusal hayatına katılan ve “Prost Vadisi” olarak da anılan bu devasa alan Taksim’den Nişantaşı’na, Maçka’ya, Dolmabahçe’ye uzanan bir bütündü.  Buradaki oteller zincirinin ilki olan Hilton, Gezi’nin tam ortasına yapıldı. Ama otelin bu yürüyüş güzergahını bölmemesi için dönemin İstanbul Belediyesi bahçesinin açık olması koşulunu getirdi. Dolayısı ile Hilton Oteli, uzun tartışmalar sonucu alınan kararla -vadiye erişimi sınırlandırmamak koşulu ile- tıpkı diğer yapılar gibi bu kompleksin içinde yer aldı.

Gezi yalnızca bir yeşil alan mı?

Prost alelade bir park tasarlamadı. Şehrin merkezindeki bu kamusal alanı bir rekreasyon alanı olduğu kadar bir kültür vadisi olarak  şehrin kamusal hayatını geliştirecek, zenginleştirecek işlevlerle donattı. İçinde çok amaçlı salonu (Spor ve Sergi Sarayı), şehir stadyumu (İnönü Stadı), şehir operası (AKM), şehir tiyatrosu, açıkhava tiyatrosu, Radyoevi, sergi ve etkinlik alanları olan bir şehircilik programı gerçekleştirdi. Bu tarihe kadar şehirdeki kültürel faaliyetler 6. Daire’nin gerçekleştirmiş olduğu Tepebaşı’nda ya da özel alanda, mekanlarda gerçekleşiyordu. Büyük bir özenle ve çok sayıda mimari projeyle gerçekleştirilen bu devasa proje ile İstanbul tıpkı Avrupa başkentlerinde olduğu gibi şehrin merkezinde devasa rekreasyon alanına ve bir kültür altyapısına kavuştu.

 

Nihayet en canalıcı soru: Bu kamusal alanın sahibi kim?

Şehrin en önemli kamusal alanının, “Prost Vadisi”nin sahibi, yönetimi yok. Bu kompleksi Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı gibi bir yapı yönetemez. Bu alanın yönetimi için ekosistemi, kullanım biçimleri, kültürel etkinlikleri, mirası, güvenliği, donatıları, erişilebilirliği, v.s. ile sürekli yönetecek katılımcı bir organlaşmaya ihtiyaç var.

İstanbul’a her konuda, ister ulaşım, ister kültürel mirasın korunması olsun, dar bir bakış açıları ile yaklaşmak yerine çok boyutlu yeni bir şehircilik deneyimi gerekiyor. Bu deneyimin gerçekleşmesinin karşısındaki en büyük engel planlama, koruma faaliyetlerinin dar bir grubun kendi kamu yararının temsili olarak algılanıyor ve karşıtını, popülist politikaları besliyor olması. Bu nedenle bu kamusal alanın sorunlarını anlamaya çalışırsak, bu yalnızca İstanbul için değil, Türkiye’de yönetim fikrinin yenilendiği, iyileştirildiği bir ilk deneyim olabilir. Bunun için bu şehrin bu ilk modern kamusal alan deneyimini güncellemenin, ilişkisel bir bağlama taşımanın ve katılımla yeni bir yönetim deneyimine dönüştürmenin gerekli olduğunu düşünüyorum.

Bu yönetim deneyimi güncellenmediği için değeri yeterince bilinmeyen, sürekli yapılaşma tehdidi altında kalan, kimi zaman inşaat yapılacak bir boşluk olarak görülen, işgallere uğrayan, yıpranan “Prost Vadisi” yeni yönetim vizyonunu göstermek için eşsiz bir fırsat olabilir.  Şehrin merkezindeki bu eşsiz yeşil alan, bir yönetim planı ile bir bütün olarak ele alındığında ve misyon odaklı bir katılımcı organlaşma ile, yenilikçi bir kent yönetimi deneyimi için bir laboratuvar işlevi görebilir. (*)

 (*)Taksim Platformu’nun 2010’larda hazırladığı “Yürünebilir İstanbul” projesi, bir ilk örnek teşkil ediyor.

(Yeşil Gazete)