EkolojiGünün ManşetiRöportaj

Kuşakların kaderini belirleyecek bir süreç: ÇED Yönetmeliği değişikliği

‘ÇED süreçlerinin; yatırımı kolaylaştırmak bakış açısıyla değil, Anayasa’da belirtilen herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğuna, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemede devletin görevine işaret eden Anayasa’nın 56’ıncı maddesi doğrultusunda, Sağlık Bakanlığı ve ilgili meslek, sivil toplum örgütlerinin de katkısı ile iyileştirilmesi gerekir.’

Haziran ayının son haftasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçleri ile ilgili bir çalıştay gerçekleşti. Konuyla ilgili Namık Kemal Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümü Başkanı ve Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu Yürütme Kurulu üyesi ve Temiz Hava Hakkı Platformu temsilcisi Doç. Dr. Gamze Varol ile görüştük.

Hocam, bu çalıştay ne ile ilgiliydi?

Hepimizi bir şekilde mutlaka bir gün bir yerinden ilgilendiren bir konu olan ÇED süreçleri ile ilgiliydi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın çağrıcısı olduğu ve Ankara’da düzenlenen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Çalıştay’ına Türk Tabipleri Birliği adına ben ve aynı zamanda diğer 15 bileşeni ile birlikte üyesi olduğumuz Temiz Hava Hakkı Platformu adına Platform Koordinatörü Buket Atlı katıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ÇED süreçlerini düzenlemek üzere başlattığı projesinde görev alan akademisyenlerin moderasyonunda ilgili kamu kurumları ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin davet edildiği geniş katılımlı bir çalışma gerçekleşti. Çalıştay’da proje kapsamında paydaşlarla görüşmeler, ÇED olumlu kararlarının bozulması ile sonuçlanan mahkeme kararlarının incelenmesi ve farklı açılardan görüş alış verişinde bulunulması, deneyim paylaşılması öngörülmüştü.

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Çalıştayı’nın bir hekim olarak sizin açınızdan önemi nedir?

ÇED süreçleri ile ilgili değişiklik çalışmaları bir süredir devam etmekte. Daha önce Temiz Hava Hakkı Platformu üyelerimizden TEMA ve WWF-Türkiye’nin çağırıldığı çalıştaylar yapılmış ama bu sefer ilk defa sağlık alanında çalışan bir örgüt olarak Türk Tabipleri Birliği (TTB) toplantıya davet edildi. Alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının sıklıkla belirttiği kümülatif etki değerlendirmesi ve stratejik ÇED yapılmasına olan ihtiyacın bakanlıktaki uzmanlar tarafından da benimsendiğini gördük. Fakat herhangi bir faaliyetin izin sürecinde çevre kirliliği nedeniyle sebep olacağı sağlık etkisinin değerlendirilmesini sağlayacak hiçbir mekanizmanın dahil edilmediğini gördüm. Türk Tabipleri Birliği sürece orada bulunan pek çok kurum ve kuruluştan farklı bakıyor, sağlık boyutu ile elbette. Sağlık hakkı/sağlıklı olma hakkı üzerinden sağlıklı bir çevrede yaşam hakkını savunuyor. Sağlık tanımı ve sağlığın belirleyicilerini değerlendirdiğimizde hekim örgütümüzün orada olmasını kıymetli buluyorum. Çünkü orada konuyla ilgili hekimlerin görüşlerini merak eden çok sayıda katılımcı vardı ve sağlık bakış açısıyla pek çok mesaj verebildiğimi düşünüyorum. Ancak elbette ana mesajım Sağlık Etki Değerlendirmesi yapılmasının önemi ve gerekliliği üzerineydi.

Çalıştay’da hangi başlıklar öne çıktı?

Üç gün boyunca grup çalışmalarında konuşulan temel başlıklar: ÇED Yönetmeliği ile ilgili değiştirilmesi önerilen maddeler, ÇED firmalarının çoğumuzun bildiği üzere yanlış ve eksik bilgi ile ÇED raporu hazırlamasının önüne geçilmesi için neler yapılabileceği, ÇED izinlerinin verilmesinin ardından izleme ve denetim sürecinin nasıl daha iyi yapılabileceği, ÇED izin süreçlerinde uygulanan halkın katılımı toplantıları ve yaşanan sıkıntılar/ çözüm önerileri, projelerden istenebilecek Sosyal Etki Değerlendirme raporlarının içeriği ve hangi faaliyetlerin hangi  ÇED izin sürecine tabi olduğunu belirten Ek 1 ve 2 kapsamının tartışılması şeklindeydi.

Sizce ÇED izin sürecinde takip edilmesi gereken en önemli prensip nedir?

Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) izi ve denetim süreci uygulamalarının, kamuoyunda yaygın olarak çevresel etkiyi gerçek boyutlarıyla analiz etmek amaçlı değil sonucu baştan belli prosedürel bir süreç olarak algılandığı ve güven kaybı olduğu gözlemlenmektedir. ÇED kararlarının sektörel dağılımına bakıldığında, 1993-2017 yılları arasındaki ÇED olumlu kararlarının ilk iki sırasında petrol-maden ve enerji ile ilgili yatırımların yer aldığı görülmektedir (Grafik 1). 57.658 adet “ÇED gerekli değildir” kararının yarısı ise petrol-maden ile ilgili yatırımlara yöneliktir (Grafik 2). ÇED olumlu kararı alan projelerin sıklıkla sivil toplum kuruluşları, meslek odaları ve yerelde yaşayanlar tarafından mahkemeye taşındığı ve yürütmeyi durdurma kararları ile sonuçlandığı görülmektedir.

Türk Tabipleri Birliği ve Temiz Hava Hakkı Platformu olarak ÇED süreçlerinde yaşanan sorunların kaynağının çözülebilmesi için, özellikle çevre ve insan sağlığı üzerinde önemli etkileri olan sanayi, enerji, petrol-maden gibi sektörlerdeki yatırımları da kapsayacak şekilde ÇED süreçlerine yönelik mevzuat ve uygulamaların her ne olursa olsun yatırımı kolaylaştırmak bakış açısıyla değil; tüm ÇED sürecinin Anayasa’nın 56. Maddesi’nde belirtilen ‘Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.’ maddesi doğrultusunda baştan gözden geçirilerek Sağlık Bakanlığı ve ilgili meslek, sivil toplum örgütlerinin de aktif katkısı ile iyileştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Kaynak: TEMA Vakfı ve Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL), Türkiye’de Etki Değerlendirme Süreçleri ve Sağlık.

Ayrıca Sağlık Etki Değerlendirmesi’nin ne olduğuna dair projedeki akademisyenlere bilgi verildi ve maille bilgi paylaşıldı. Aarhus Anlaşması gereğince ilgili kişilerin izin süreçlerine katılımı ve mahkemeye gitme hakkının tesis edilmediği sürece halkın katılımı toplantılarının şeklini, içeriğini değiştirmek, mahkemeye gitmesin diye ÇED rapor formatını değiştirmek gibi müdahalelerin ‘sağlıklı çevrede yaşama hakkını korumadığı’ sürece çözüm getirmeyeceğini belirttik.

 Sağlık etki değerlendirmesi nedir peki? Nasıl yapılabilir?

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) SED’i “bir program ya da projenin belli bir nüfusun sağlığı üzerindeki potansiyel etkilerinin değerlendirilebileceği işlem, yöntem ve araçlar bütünü ve bu etkilerin nüfus içerisindeki dağılımı” olarak tanımlıyor.

Avrupa Komisyonu’nun 2014’te yürürlüğü giren 2014/52/EU Direktifi ‘insan ve halk sağlığının gözetilmesini’ zorunlu kılıyor. Şu anda 28 EU üyesi Direktifi kabul/kısmen kabul etmiş durumda; ÇED içinde sağlık veya ayrı olarak sağlık etki değerlendirmesi (SED) raporu hazırlıyorlar. Bunun bir sonucu olarak İtalya termik santraller için SED raporunun hazırlanmasını zorunlu hale getirdi. Litvanya ise değerlendirmeden sonra gerekli gördüğü projelere SED uygulama başladı. Anayasal (1982 Anayasası Md. 56) bir hak olan sağlık ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının gerçekleştirilebilmesi için çevre ve insan sağlığı arasındaki ilişki göz önünde bulundurulduğunda; 2014/52/EU Direktifi’ni ve dünyadaki bu gelişmeleri Türkiye’nin de takip etmesi ve mevzuata politika, program veya projenin etki alanına ve türüne göre o bölgede ve/veya tüm Türkiye’de yaşayanlara etkisi değerlendirilirken çevresel etki dolayısıyla oluşacak sağlık etkilerinin de değerlendirilmesini ilgili şekilde eklemesi gerekiyor.

Sağlık, yalnızca hastalık ya da sakatlığın yokluğu değil, bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik durumudur. SED süreci, Amerika Birleşik Devletleri, pek çok Avrupa ülkesi, Avustralya, Yeni Zelanda ve Tayland gibi ülkelerde yaygın olarak uygulanmaktadır. SED’i yapan ekip içerisinde şehir plancıları, SED konusunda uzman halk sağlıkçıları, ilgili alandan bilim insanları, mühendisler, sivil toplum kuruluşları ve karar vericiler yer almalıdır. SED’nin içerdiği analiz ve araştırmaları ortak yöntemlerde buluşturmak için bir takım çerçeveler ve standartlar belirlenmiştir.

Türkiye’de henüz sağlık etki değerlendirmesi, halk sağlığı konusunun karar alma süreçlerinde göz önünde bulundurulması için etkin bir şekilde kullanılamamaktadır. ÇED mevzuatı düzenlenirken ÇED izin süreçlerinde gerekli olan projeler için Sağlık Etki Değerlendirilmesi (SED) yapılmasının talep edilmesi mutlaka eklenmelidir. Toplumsal bedel analizi (hastane masrafı, hastalık masrafı, işgücü kaybı, hastalık yükü, SGK’ya yüklenen mali yük vb..) yapılmalıdır. Hava, su ve toprak kirliliği üzerinden önlenebilir hastalık ve ölüm hesapları yapılmalıdır. Ayrıca hava kalitesi ölçüm verileri ve AirQ programı ile yapılacak hesaplamalarla mevcutta hava kirliliği nedeniyle yaşanan önlenebilir ölüm (preventable death) ve hava kirliliği dağılımı modelleri üzerinden yapılan ek çalışmalarla projeden kaynaklanacak erken ölüm (premature death) hesapları yapılmalıdır.

Halkın katılımı ve ÇED süreci konusunda neler konuşuldu?

Katılım bireylerin haklarını etkin kullanmasını sağlamak demektir. Sadece proje sahibi tarafından proje ile ilgili bilgi verilmesi, sürece halkın katılımını sağlamak anlamına gelmez. Sağlıklı olma ve sağlıklı bir çevrede yaşam hakkının etkin olabilmesi için çevresel bilgiye erişim yeterli değildir. Kaldı ki yapılan bilgilendirmeler kimi kez bilimsel açıdan eksik ve taraflı olabilmektedir.  Doğru tarafsız ve etkin bilgilendirmeye ek halkın çevre konusundaki kararlara katılımı ÇED süreçlerinden muhakkak olması gereken bir uygulamadır. Sürece halkın gerçek anlamda katılımının ol(a)maması ve duyulan gereksinimlerinin karşılanamaması nedeniyle halkın katılımı toplantılarının çatışma alanlarına dönüştüğü gözlemlenmekte. Halkın katılımı ve bilgilendirme toplantısı sonrasında projenin içeriğine bağlı olarak halkın projeyle ilgili görüşlerinin alındığı birden fazla aşama eklenmelidir.

Örneğin; 25 Haziran 1998’de Danimarka’nın Aarhus kentinde Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından imzaya açılıp 26 devlet tarafından imzalanan “Çevre Konularında Bilgiye Erişim, Karar Vermeye Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi” veya bilinen adıyla Aarhus sözleşmesine taraf devletlerin çevre projesi söz konusu olduğunda, bu projeyle ilişkili halkı, hem projenin erken aşamasında hem de ilerleyen her bir aşamada, konuya dair (ilan, ücretsiz bilgi sunumu vb. yollarla) haberdar etmekle, sürece ilişkin sorulara tatmin edici yanıtlar sunmakla ve “ilgili halkın” konuyla ilgili yaklaşımına uygun hareket etmekle yükümlü olması prensipleri belirlenmelidir. Söz konusu yükümlülük, ciddi çevresel etkiler doğurabilecek bir düzenleme (yasa, yönetmelik vs.) hazırlanmasında da geçerlidir. Taraf devletler, böyle bir yola girdiklerinde düzenleme taslaklarını halka sunmak, ilgili halkın görüşlerini doğrudan veya temsilcileri aracılığıyla sunmasını sağlamak ve icabında talepleri düzenlemeye yansıtmak yükümlülüğü altındadır.

Aarhus sözleşmesinin ikinci önemli düzenlemesi; çevre konusunda karar verme süreçlerine halkın katılımıdır. Sözleşmede halk kavramı ile karardan etkilenecek, etkilenmesi ihtimali olan ve konuya ilgi duyan kişiler kastedilmektedir. Ayrıca çevre koruma alanında çalışan sivil toplum örgütleri süreçle ilgili görülmektedir. Sivil toplum örgütlerinin katılımının öngörülmesi karar verme sürecinin daha etkin denetlenmesini sağlayarak, şeffaflığı arttıracaktır.

Kamu yararının gelecek nesillerin de sağlıklı çevrede yaşama hakkı üzerinden tanımlanmalı ve ÇED izin süreçlerinde istenen raporlarda bununla ilgili bölümler dahil edilmelidir. Örneğin; Aarhus Sözleşmesi’nde “şimdiki ve gelecekteki kuşakların” sağlıklı bir çevrede yaşaması için; çevresel bilgiye erişimi, karar alma sürecine ilgili halkın katılımını ve yargısal makamlara başvuru haklarını güvence altına alıyor.

Hocam hava kirliliği özelinde ÇED süreçlerinde nasıl değişiklikler yapılmasını önerirsiniz?

Öncelikle mevcut, planlanan ve aynı anda başvurmuş olan tüm sanayi tesislerinin sebep olacağı kümülatif etki hesaplanacak şekilde bir süreç işletilmeli. Var olan hava kalitesinin ve projenin sebep olacağı kirlilik yükünün tespiti için yapılan modellemeler ve verilerin doğruluğu kontrol edilmelidir. Örneğin, Greenpeace tarafından tespit edildiği üzere Alpu termik santrali için ÇED şirketi tarafından, ÇŞB Hava Kalitesi Yönetimi Dairesine verilen yazıda işletilen model sonuçları ile sonradan ÇED raporuna giren model sonuçları birbirinden farklıdır. Hava yönetimi dairesine bilgilendirmesi yapılan model sonuçlarında, emisyon değerleri daha yüksek görünmektedir. Yine Alpu Santrali hava kirliliği modellemesine, ÇED şirketi tarafından eksik meteorolojik veri girilmiştir. %10 ve üzeri eksik meteorolojik veri girince, modelin geçersiz kabul edilmesi gerekmektedir. Alpu santrali ÇED‘inde modele %16,5 eksik veri girilmesine rağmen Meteoroloji Genel Müdürlüğü bu model hakkında görüş bildirmediği gibi, itiraz da etmemiştir.

İkinci olarak; bahsedilen hava kirliliği dağılımını gösteren modellemelerden hangisinin projenin yapılacağı arazi koşuluna uygun olduğu, kümülatif etkinin ve en küçük ve kanserojen parçacıklar olan PM 2.5 in dağılımını da gösterebilmek için yatırımcı tarafından hangi model(ler)in kullanılması gerektiğine dair Bakanlık ve bu alanda çalışan akademisyenlerce ortaklaşa bilimsel yol ve yöntemler kullanılarak bir rehber oluşturulmalıdır. Modelleme sonuçları İzleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısı öncesinde mutlaka ilgili Bakanlık tarafından değerlendirilerek sonuçları Komisyona sunulmalıdır.

Sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar ÇED yönetmeliği ile ilgili değişiklik sürecine nasıl dahil olabilirler?

Bu Çalıştay konusu bu soruyu yanıtlamak gerekirse, Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Gülen Güllü’nün liderliğinde farklı alanlarda çalışan akademisyenlerden oluşan proje ekibi ve Bakanlık tarafından yukarıda belirtilen konularda değişiklikleri içeren taslak ÇED yönetmeliğinin ekim sonunda hazırlanacağı, bu arada STK’ların katkısına açık oldukları belirtildi. Bu doğrultuda yazılı olarak verilecek görüşler proje ekibi lideri ve çalışmayı yürüten Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Endüstriyel Yatırımlar Dairesi ile paylaşılabilir.

Herkesin anayasal bir hak olan sağlıklı bir çevrede yaşaması ve bunu sağlayabilmek adına bu hakkı savunması temel dileğimiz. Gerek yerel gerek ulusal -başta sağlık ve çevre örgütleri olmak üzere- meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları sürecin takipçisi olmalı ve kamuoyunun sesi olmalıdır. TTB de konuyla ilgili gerek tek başına gerekse Platform kapsamında çok sayıda etkinliğe katılmış, görüş oluşturmuş, raporlar yazılmasına katkı vermiştir. Bu süreçte de değerlendirmelerini ayrıntılı bir rapor olarak ilgili makamlara iletmeyi planlamaktadır. Gelişmeleri takip edecektir.

 

 

 

Kategori: Ekoloji