Köşe YazılarıYazarlar

Dark turizmin karanlık tarafı: Çernobil

Apartmana girerken iki gencin sohbeti kulağıma çalınıyor:“Daha Çernobil’e başlamadım, izleyeceğim nasip kısmet olursa…”

Dünya çapında izlenme rekorları kıran Çernobil dizisinin, kitle iletişim teknolojilerinin de etkisiyle nükleer karşıtlarının başaramadığı kadar Çernobil üzerine konuşmayı teşvik ettiği; her kültürden, yaştan, siyasi görüşten insana ulaştığı aşikar. Nükleer karşıtlarının başaramadığı kadar diyorum çünkü dizinin senaristi ve yapımcısı Craig Mazin verdiği röportajlarda kendisinin nükleer karşıtı olmadığını, bilakis nükleeri desteklediğini ifade etmişti. Mazin’in bu beyanlarına istinaden ben de meseleyi bir nükleer yanlısının neden böyle bir dizinin yapımcılığına soyunmuş olabileceğini tartıştığım ve dizinin zamanlamasına  dikkat çektiğim şu yazıyı kaleme almıştım. Derken 10 Temmuz’da Çernobil dizisinde konu edilen Çernobil’in “resmen” turistik bölge olduğunu okuduk gazetelerde. Büyük tesadüftü doğrusu, ama Ukrayna Hükümeti de Çernobil’in gizeminin, albenisinin artmasından yararlanmayacak değildi ya! Yoksa tersi mi geçerli ? Dizi ile Çernobil seyahatinin reklamının yapılması amaçlanmış olabilir mi?

Çernobil’in “resmen” turizm bölgesi olduğunun ilan edildiği 10 Temmuz günü medyaya pek yansımayan bir şey daha oldu: Çernobil Nükleer Santrali‘nde patlayan 4. reaktörün üzerini kaplaması için 2016 yılında European Bank tarafından yürütülen proje kapsamında inşaatına başlanmış olan çelik lahit tamamlandı ve anahtarlar Ukrayna yetkililerine teslim edildi. 36 bin ton ağırlığında, 108 metre yüksekliğinde ve 257 metre genişliğinde olup neredeyse kubbesinin büyüklüğüyle dünyaca meşhur  Berlin Katedrali ile yarışacak dev çelik lahit, 45 bağışçı ülke ve kurum tarafından finanse edilmişti. Büyük kısmı Fransız mühendislik şirketi tarafından gerçekleştirilen inşaatın 2,6 milyar USD maliyetine ek olarak 900 milyon USD de proje yürütücüsü European Bank tarafından karşılanmıştı.  Proje taraflarının da kabul ettiği üzere yalnızca 100 yıllığına radyoaktiviteyi dışarı sızdırmaması umulabilecek çelik lahitin maliyetini üstlenenler, Çernobil’in turizme açılmasını memnuniyetle karşılamış olmalılar…

Dizinin Çernobil’in turizm metası olması yönünde ilgiyi arttırmış olabileceği meselesine dönecek olursak, yaygın kanıya göre reklamın iyisi kötüsü olmaz diyemeyiz elbette! Dizi her ne kadar subliminal mesajlarla faturayı bugün devamlılığı olmayan bir devlet sistemine ve “eski”teknolojiye çıkarıyorsa da onca insanı, canlıyı yaşamdan acılar çektirene çektire koparan, cansız çevreyi dahi öldürücü kılan, normalin milyonlarca katı dozdaki radyoaktiviteydi. O radyoaktivitenin açığa çıkması halinde canlı ve cansız çevrenin aynı akıbete uğramasına neden olacak şekilde risk teşkil ettiği muhakkak! Fakat bunu kim biliyor, kaçımız bu şekilde düşünüyor? Çernobil’i hayatında duymamış, ilk defa diziyle öğrenen, yeni teknolojiyle hatta bilgisayar oyunlarıyla büyüyen gençler sadece Türkiye’de değil dünya çapında “baba akım” medyada yer alan taraflı bilgilerin karanlığında nükleer gerçekleri ne kadar anlamış olabilirler?

Ürün pazarlama stratejisi çerçevesinde mal ve hizmetlere dair bilgilendirme, ikna etme ve hatırlatma fonksiyonlarını işleterek belli bir lokasyonun tanıtılmasını amaçlayan reklamlar tüketiciye ulaşmada kuşkusuz çok önemli bir araçtır. Bu açıdan dizi sayesinde duymayanın kalmadığı ve resmen turizm bölgesi ilan edilen Çernobil’e halihazırda yapılmakta olan turlara bir göz atalım. Çernobil’e ziyaretler; İngilizce’de “dark” turizm, Türkçe’de de hüzün turizmi ya da kara turizm olarak adlandırılıyor.  Akademik araştırmalara göre Türkiye’de Madımak Oteli, Sinop Cezaevi, Çanakkale Şehitliği‘ne yapılan turlar dark turizm  kapsamına giriyor. Dünya genelinde gittikçe popülerleşen bu turizm türü kapsamında Auschwitz‘in başı çektiği en popüler yedi destinasyondan üçünün, nükleer felaketlerin yaşandığı yerler olan Çernobil, Hiroşima ve ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında nükleer testler yapması nedeniyle yoğun radyoaktiviteye maruz bırakıldıkları için yerlilerinin tahliye edilmesiyle insansızlaştırılmış olan Bikini Adası olduğu görülüyor . Ancak bu noktada yeni bir soru kaçınılmaz: İnsanlık tarihinde acılara tanıklık etmiş mekanlara yapılan turların kapsamına, yine acılar çekilmiş olduğu için Çernobil’in ve diğer radyoaktif olarak kirli bulunan bölgelerin dahil edilmesi ne kadar doğru? Bu yazı özelinde sorarsak Çernobil ne kadar güvenli? Zira 26 Nisan 1986 tarihinde patlamış olan 4. reaktörün üzerine bugün çelik lahit yapılmış olsa da, patlamayla birlikte ABD’nin Hiroşima ve Nagasaki’ye atmış olduğu atom bombalarının yaydığı radyasyonun 200 katı atmosfere yayıldığı için turistik addedilen yerlerin hala tehlike barındırdığı rahatlıkla öngörülebilir. Bir nükleer reaktörün içinde oluşan reaksiyonun yarılanma ömrü * birbirinden farklı ve etkisi yüzlerce , binlerce hatta on binlerce yıl devam eden 1500 çeşit radyoizotop bulundurduğu ve tesisten plutonyum elde edildiği nasıl göz ardı edilir?

Ülkemizde Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayımlanan Nükleer Enerji Çözüm Değil kitabının da yazarı Dr. Helen Caldicott’a göre Çernobil nükleer felaketi bitmiş değil. Dr Caldicott’un 4 Temmuz tarihli makalesinde yer verdiği Rus biyolog ve önceden Rusya Cumhurbaşkanının danışmanlığını yapmış olan Dr Alexey Yablokov, Beyaz Rusya’da biyolog ve ekolojist olarak çalışan Alexey Nesterenko ve fizikçi, Beyaz Rusya nükleer Enerji danışmanı Vassili Nesterenko ‘nun 2009 yılında birlikte yürüttükleri “Çernobil : Felaketin Çevre ve İnsanlar İçin Sonuçları” adlı araştırma milyonlarca insanı radyasyona maruz bırakan Çernobil kaynaklı mağduriyetlerin süreceğine işaret ediyor. Bunun temel nedeni, etkisi on binlerce yıl sürecek izotopların çevreye yayılması neticesinde Avrupa topraklarının %40’ının radyoaktif olarak kirlenmiş olması. Nitekim Çernobil Araştırması’nın ortaya koyduğu önemli bir tespit; Çernobil Nükleer Felaketi öncesinde Beyaz Rusya‘daki çocukların %90’ının sağlıklıyken bugün yalnızca %20’sinin sağlıklı olduğu ve radyoaktif bölgede bugün 1 milyon çocuğun yaşadığı yönünde. Öte yandan Dr. Caldicott makalesinde Rusya, Ukrayna, Avrupa, İngiltere ile birlikte Türkiye‘nin adını da zikrediyor ve açıkça Çernobil kaynaklı bir çok kurbanın olduğuna ve bu durumun hareket halindeki radyoizotoplarla radyoaktif toprakta yetiştirilen ürünlerin besin zincirine girmesi nedeniyle gelecekte de devam edeceğine dikkat çekiyor. Nitekim 2016 yılında bağımsız bilim insanları tarafından yürütülen bir başka Çernobil araştırmasının ortaya koyduğu gerçek de gelecek 50 yıl içinde 40 bin yeni kanser vakasının olacağını öngörmekte.

Guy Debord, Gösteri Toplumu’nda gerçek dünyanın basit imajlara dönüştüğü yerde, basit imajların da hipnotik bir davranışın etkili motivasyonları haline geldiğinden bahseder. İzleme rekorları kıran dizinin üstüne Çernobil’in “resmen” turizm bölgesi ilan edilmesinin sosyal medya ortamındaki paylaşımlarla birbirini etkileyerek oraya bir turist akınını başlatacağını söylemeye gerek yok. Kimi turizm acentalarının kişi başı 4 bin dolarlara varan fiyatlara sattığı turlar, 2020’ye kadar dolmuş durumda. Çernobil bölgesinin “resmen” turizme açıldığının duyurulması tur sayısıyla birlikte şüphesiz acenteler arası rekabeti  arttıracak. Artan rekabetin karşısında hizmet sunmaya çalışan acenteler tüketicilerini cezbetmek için daha tehlikeli ve girilemeyen yerleri tur kapsamına alıp hizmet çeşitlendirmeye soyunarak işi çılgınlığa vururken bir taraftan da maliyetlerden kaçınacak. Özetle Çernobil’in “resmen” turizme açılmasıyla bugüne kadar görece temkinli yapılan küçük ve aralıklı turların yerini  kitle turizmine bırakması halinde bildiğimiz kapitalizmin imkanlarının “güvenlik” ve “temkinli olmak” manasına gelen ne varsa içini boşaltacağını öngörmek güç değil.

*Yarılanma ömrü : bir radyonuklidin(radyoizotopun) ömrünün azalması için geçmesi gereken sürenin hesabında kullanılır. Örneğin sezyum radyoizotopunun yarılanma ömrü 30 yıldır. Yarısının yarısı şeklinde devam edecek olan azalmaya göre etkisi en az 300 yıl sürebilecektir. Plutonyumun yarılanma ömrü 24 bin yıldır, 240 bin yıl etkisi sürebilecektir .

(Yeşil Gazete)