[Cadı Kazanı] Doğaya dönüş- Nuran Seyhan Bayer

Nihayet doğayla buluştum. Yazılarıma uzun bir süre ara vermemin nedeni de buydu.

  Doğaya Dönüş Heykeli, Anna Gillespie

İstanbul’un karmaşasından, gürültüsünden, ezcümle kent yaşamının artık dayanılmaz boyutlara ulaşmasından yorgun düşen bedenimi, gözlerimi, beynimi doğanın yeşiline bıraktım. Hiçbir şey için koşuşturmadan; kuşları, sincapları, kelebekleri, ağaçları izledim. Gözlerim adeta bayram yaptı, o kadar ki yakın gözlüğüyle okuyabildiklerimi, gözlüksüz okumaya başladım.

Radyoyu kapattım, ilk defa bir başka şeyi klasik müzik dinlemeye tercih ettim: Kuş sesleri, tavuk gıdaklamaları, gurktaki tavuğun bağırışları. Oysa İstanbul’da trafik gürültüsünü, korna seslerini, ambulansın çığlıklarını bastırmak için radyomun sesini sonuna kadar açardım,

Vakitsiz öttü ama horoz da katıldı doğanın müziğine. Başkemancı minicik bedeninden harika sesler çıkaran rengârenk kuşlardı. Bahçemi ziyaret eden kaplumbağa diktiklerimi kontrol ediyor olmalı, acemi çiftçinin denetleyicisi gibi dolanıp durdu. Kahvaltıma eşlik eden dalından koparıp tabağıma koyduğum biberi ısırdığımda, bugüne kadar yediğim (çocukluğum hariç) hiçbir biberin, bu tat rayihasına ulaşmadığını anladım.

Doğa; sıfır atık kavramının hayat bulduğu bir yaşam alanı. Hiçbir şey boşa gitmiyor. Ağaçtan topladığınız kayısılar güneşte reçel oluyor, enerji harcamadan. Fazlası yine güneşte kurutulup kışa saklanıyor. Ağacın ulaşamadığınız dallarında son kalanları ise sincap ziyaret ediyor. Sadece çekirdeğini yese de, onlar da boşa gitmiyor, çürüyenler ise toprağa karışıyor.

Dikim zamanını kaçırsam da bahçeye biraz sebze fideleri dikip, her gün özenle bakıp, gerektiğinde sulayıp, domatesin ilk çiçeğini açmasını, biberin beyaz çiçeğinin bibere dönüşmesini izlemenin, sabahları hiçbir özel ilgi istemeden toprakta kendiliğinden çıkan semizotlarını kahvaltı tabağıma koymanın,  Michelin Yıldızlı restoranda yemek yemekten daha keyifli olduğunu anladım.

Doğanın muhteşem döngüsünü izlerken, tüketim açısından kendinizi terbiye etmeyi de öğreniyorsunuz. İki büklüm bedenine rağmen, bahçesinde yetiştirdiği üç-beş sebzeyi her hafta pazara getiren ninenin, yaşamımız için bir brokerden, milletvekilinden, bankacıdan, mühendisten, doktordan, mimardan vb. daha değerli ve gerekli olduğunu anlamamanız için gözlerinizin değil, aklınızın kör olması lazım.

Doğada yaşayan hiçbir canlı, tabii insanlar dışında, aşırıya kaçmıyor, plastik tüketmiyor, büyük alışveriş merkezlerini arsızca talan etmiyor, paketlenmiş gıda diye bir kavram yok yaşamlarında ve doğmaya, yaşamaya ve döngünün gereği ölmeye devam ediyorlar.

Sebze ve meyve artıklarınızın (tabi pişmemiş) çöp kutusuna değil bahçenizde gübreye dönüştürdüğünüzde, ne kadar az çöp çıkarabileceğinizi anlıyorsunuz. Henüz kâğıt ve cam ayrıştırmasını yapamıyorum çünkü Bodrum belediyesinin yeteri kadar çöp ayrıştırma konteynerleri yok. Telefon görüşmelerim sonucunda en kısa zamanda ulaşabileceğim yerlere konulacağını umuyorum.

En acı olanda yaşadığım bölgede bunu kimsenin umursamayıp,  bugüne kadar belediyeden talepkar olmamaları. Aslında talebe de gerek olmamalı, bu yerel yönetimlerin birincil görevi. Sadece konteyner koymak değil, atıkların doğru ayrıştırılmasının denetlenmesi de gerekiyor. O her gittiğimizde gıptayla baktığımız Avrupa kentleri, tertemiz sokakları, yerde hiçbir poşetin görülmediği çöp kutuları; bilinçli halk ve görevini laikiyle yapan yerel yönetimlerin bir sonucu. Eğer halk bu konuda özenli ve bilinçli olmazsa Hollanda’nın Utrecht kentinde olduğu gibi, çöplerini doğru ayrıştırmayan haneler yüklü bir para cezasıyla karşılaşıyor. Yani anlayacağımız, “bu halktan hiçbir şey olmaz” söyleminin ne kadar boş ve anlamsız olduğu…

“Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.”
HANNAH ARENDT

(Yeşil Gazete)