Günün Manşetiİklim KriziKöşe YazılarıYazarlar

Grönland’ın erimesi bize kaç paraya mal olur? – Levent Kurnaz

‘Nordhaus gibi ekonomistlere dayanarak devletler politikalarını belirliyorlar. Bu politikaları belirlerken de ekonomistlerin neyi hesaba katıp neyi katmadıkları konusunda fazla fikir sahibi değiller.’

İklim değişikliğinin getireceği felaketler bizi bekliyor. Yaşamaya başladıklarımız buz dağının daha görünen kısmı kadar bile olmayabilir ama bunlar bizi gelecekte neyin beklediği konusunda yeterli bilgi verebiliyorlar. Bu felaketlerin insani boyutu olduğu kadar çevresel ve maddi boyutu da bulunuyor. Ekonomistler olayın maddi boyutuna bizden biraz farklı yaklaşıyorlar. Bugün iklim değişikliğini durdurmak için mi para harcasak daha kazançlı oluruz, bu parayı harcamayıp yatırım yapsak ve sonra oluşan felaketlerin bedelini mi ödesek? Felaketlerin bedelini ödediğimiz zaman karşımıza çıkan bedele de karbonun sosyal bedeli (social cost of carbon – SCC) deniyor.

Ekonomistler karbonun sosyal bedelini zamanın bir fonksiyonu olarak hesaplıyorlar. Hemen aklımıza “tabii yetişkin bir ağacın yok olması ile yeni dikilmiş bir fidanın yok olması aynı bedele karşılık gelmemeli” gibi çok makul bir düşünce geliyor ama ne yazık ki söylenen o değil:

Yani karbonun sosyal bedeli, herhangi bir t zamanında karbon salımının refaha olan etkisinin toplam tüketimin refaha olan etkisine bölünmesiyle bulunuyor. Yani ekonomistlere göre karbonun sosyal bedeli salımın tüketime olan etkisidir (Nordhaus, 2014). Buradan da bir değer çıkıyor. Mesela 50 dolar gibi. Biz de bu değeri karbonun sosyal bedeli olarak değerlendiriyoruz. Bir karbon vergisi koymayı ya da Amerika’ya uçuşumuzda çıkan karbondioksidi karşılamayı düşündüğümüzde bir ton karbondioksit karşılığı 50 dolardır gibi bir düşünceye kapılıyoruz. Oysa bu ekonomistlerin dünyasında var olan bir değer ve bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor.

Peki nedir karbonun gerçek bedeli?

Bu soruya cevap vermek için üç ayrı yoldan gidebiliriz: Bugün atmosfere bir ton karbondioksit saldınız ve devlet aynı çöp toplar gibi bunu temizlemek zorunda kaldı. Bu atığı temizlemenin masrafı ne kadarsa karbonun bedeli de o kadardır diyebiliriz ya da saldığımız karbondioksidi temizlemeyi düşünmeyiz ama bunun gelecekte vereceği zarar neyse o zararın bedelini bugüne çevirerek bu bedeli bir ceza olarak tahsil edebiliriz. Bu ikisini de yapmayıp kafamızdan insan davranışlarını değiştireceğini düşündüğümüz bir bedel belirler ve gelecekteki davranış değişikliklerine göre bu bedeli ayarlarız. Ekonomistlerin seçtiği yöntem buna benziyor. Aklınıza başka bir yöntem de gelebilir ama bu üç yöntem genelde kabul gören hareket tarzlarını yeterince temsil ediyor.

Sonuncudan başlamak daha kolay olabilir: Evinizin kışın sıcaklığını 24 derecede değil 21 derecede tutmak için doğal gazın fiyatı ne kadar olmalı? Veya sabahları işe giderken kendi arabanızla değil otobüsle, servisle veya bisikletle işe gitmek için benzinin fiyatı ne kadar yükselmeli? Bu soruların cevapları doğal olarak kişiden kişiye değişiyor ve durum böyle olduğunda da değişiklik yaratabilmek zorlaşıyor. Değişiklik de ilk olarak en düşük gelirlilerden başlıyor çünkü onların zaten bu konuda kullanabilecekleri kaynaklar kısıtlı.

Sizlere fazla detay vermeden şunu söyleyeyim, davranış değişikliği için ortaya konulan rakam bir depo benzinde yaklaşık 35 TL daha fazla ödemenizi gerektiriyor. Şimdi biraz düşünelim: Bir depoyu yaklaşık 300 TL’ye doldurduğumuzu düşünecek olursak, 300 TL yerine 335 TL ödeyecek olmak sizde bir davranış değişikliğine yol açar mı? Pek sanmıyorum. Peki bir depo benzine 300 TL yerine 600 TL ödüyor olsaydınız bu bir değişikliğe yol açar mıydı? Sanırım bunun etkisi epey yüksek olurdu. 300 TL yerine 1300 TL ödüyor olsak sanırım çoğumuz bisikletle işe gitmeyi tercih ederdik. Benzer şekilde bu karbon vergisi domatesin fiyatına da yansıyacağı için eminim çürüyerek çöpe giden domates miktarında önemli bir azalma görülürdü.

Karbona bir bedel biçme açısından düşünebileceğimiz ikinci yol karbondioksidin gelecekteki zararını bugüne çevirmek olacaktır. Bu çalışmayı burada yapmak kolay olmaz, o nedenle bu konuda daha önce yapılmış çalışmalardan örnekler verelim:

  • Bu tür çalışmaları yapanların temel düşüncesi gelecekte oluşabilecek ortalama bir zarara göre hesap yapmaktır. Bu tür hesapların ortalamasını alan bir çalışma bir depo benzinde 87.5 TL karbon vergisi verecek olsak gelecekteki zararları karşılayabileceğimizi söylüyor.
  • Simon Dietz ve Nicholas Stern hesaplamalarında belirsizlikleri de hesaba katarak eğer bugün bir vergi veriyor olsak bunun bir depo benzinde 31.5 TL ile 112 TL arasında olması gerektiğini söylüyor.
  • Liz Stanton ve Frank Ackermann bu bedelin 24 TL ile 755 TL arasında olabileceğini söylüyor.

Bir depo benzinde 24 TL karbon vergisi ödemek bizim davranış biçimimizi değiştirmemize yetmez, 755 TL gayet yeterli olabilir, ama bir de şunu düşünelim: İleride başımıza bir şey gelirse bunun bedelini karşılayamayacağımız için şimdiden bu konuda yatırım yapmamıza verilen bir isim var: Sigorta. Sigortayı neden yaptırırız? En iyi ihtimal için değil başımıza gelebilecek en kötü ihtimal için. İklim değişikliği nedeniyle başımıza gelebilecek en kötü şey nedir? Ölmek. “Peki bunun karşılığı olarak kaç para almak istersiniz?” diye sorulacak bir sorunun anlamsızlığının farkındayım ama yukarıdaki tüm hesaplar da bu önemli faktörü göz ardı ediyorlar. Yapılan hesaplar bir kayıp olduğunda mahsul kaybını yerine koymaya, yıkılan bir binayı yeniden yapmaya ya da sular altında kalan bir okulu onarmaya dayanıyor, ama bunun içerisindeki can kaybı hesabın herhangi bir noktasına konulmuyor. Bu eksiklik de söz konusu hesabı neredeyse tamamen çöpe atmamız için gayet iyi bir sebep.

Bu hesaplara şüphe ile yaklaşmak için bir tane daha sebebimiz var: Çoğumuz arabamızı ya lastiğimiz patlarsa ya da yolda cama taş sıçrarsa diye sigorta ettirmeyiz. Sigorta nedenimiz çoğunlukla arabanın tamamen kaybolması veya hasar görmesine karşı kendimizi koruma isteğimizdir. Yani günlük hayat içerisinde bütçemizi zorlasa da çözebileceğimiz problemler için değil felaketler için sigorta yaptırırız. İnsanlık açısından iklim felaketi de küresel ısınmanın Sibirya’daki permafrost dediğimiz yüzeyin birkaç metre altındaki donmuş metan yataklarını çözmesidir. Bunun olması ihtimali sizin yeni aldığınız arabanın ilk sene içerisinde pert olması ihtimali ile kıyaslanabilir. Permafrostun çözülmesi küçük bir ihtimal olsa da göz ardı edilemeyecek kadar büyüktür ve bu gerçekleşecek olursa değil insan yaşamı, bu gezegendeki tüm yaşam tehlikeye girebilir. Peki böylesi bir felakete kaç TL fiyat biçeceğiz? Ekonomide böylesi bir felaketin sigorta bedelini hesaplayabilecek bir yöntem olmadığından kısaca sonsuz diyebiliriz. Yani en iyi ihtimalde bir depo benzine 24 TL karbon vergisi ödüyorsak en kötü ihtimali düşünecek olursak bir daha araba kullanmamamız gerekiyor.

Ağaç, yosun, depolama işe yarar mı?

Son olarak karbon salımlarımızı azaltmak yerine saldığımız karbonu yakalayıp saklamak istersek bunun da bir bedeli var. Mesela bir depo benzini yaktığımız zaman çıkan karbondioksidi emebilmek için 12.5 yetişkin ağacın bir sene boyunca beslenip büyümesi gerekiyor. Türkiye’de kayıtlı yaklaşık 23 milyon araç var. Bunlar senede ortalama 10 depo benzin yaksalar sadece araçlardan çıkan karbondioksidi tekrar geri doğaya geri döndürmek için her sene yetişmiş yaklaşık 3 milyar ağaca ihtiyacımız var. Taşıtlar toplam karbondioksit salımımızın yaklaşık beşte biri. Tüm karbondioksit salımımızı yakalamak istersek 15 milyar ağaç dikip bunların başına bir şey gelmemesine dikkat etmemiz gerekiyor. Şu andaki ağaç varlığımızın 8 milyar civarında olduğunu düşünecek olursak karşımızdaki problemin maddiyat dışındaki boyutu da ortaya çıkar. Ağaç dikmek yerine en gelişmiş yosunları kullanmak istersek ülkemizin salımını emmek için kullanacağımız yosunların yaklaşık Marmara Bölgesi büyüklüğünde bir sulak alana ihtiyacı oluyor. “Ama ne güzel denizler var” derseniz karşımıza maliyet çıkıyor. Ben oturup hesaplamadım ama Karadeniz’de yaklaşık 15 milyon hektarlık bir deniz yüzeyinde yosun yetiştirmek sizce ne kadara mal olur? Tabii bunun da yaratacağı diğer çevresel sorunları henüz hesaba dahil etmiyoruz.

Daha önce defalarca neden olamayacağını anlattığımız karbondioksidi yakalayıp yer altına gömme sistemleri çalışacak olsa bile bir depo benzinin fiyatı 56 TL artacaktır. Hemen iştahlanmasanız iyi olur. Daha arabalardan salınan karbondioksidi tutup saklama teknolojisi dünyada yok ve olması için bir çaba da yok. Karbon tutma ve saklama ancak büyük termik santraller için tasarlanıyor, o durumda bile, özellikle de tutulan o karbondioksidin nerede depolanacağı konusunda ciddi problemler var.  Bugüne kadar her an sızma ihtimali olan boğucu bir gazı kendi evinin altındaki bir kayada saklayabileceğini söyleyen kimseyi duymadım, duyacağımı da pek sanmıyorum.

Konuyu daha önceden bilenler için birimleri kısaca açıklayayım. Bir depo benzine 35 TL karbon vergisi konulması karbondioksidin tonunun 50 dolar olması anlamına geliyor. Bir depo benzinin karbon vergisinin 35 TL olmasının herhangi bir davranış değişikliğine neden olmaktan çok uzak olacağını konuşmuştuk. Bu nedenle de eğer karbona bir fiyat biçiyorsak bunun 50 dolar gibi komik bir rakamın çok üzerinde olması gerektiği aşikardır.

Şimdi gelelim ekonomistlerin bedel anlayışının neyi hesaba katmadığına: Biyoçeşitliliğe verilecek zarar, okyanus asitlenmesi ve olası politik problemler gibi önemli faktörler, deniz seviyesindeki yükselme, okyanus akıntılarının bozulması ve hızlanan iklim değişikliği gibi aşırı olaylar, iklim felaketleri ve yüz yılı aşan süreli ısınma ve ekonomik büyümenin azalmasından felaketler sonucu oluşabilecek olan tüm hasarlardaki belirsizlikler. Bu hesapları yaparak bu sene Nobel ödülü alan Nordhaus “Tüm bu belirsizliklerin karşılığı olarak dünyanın ekonomik çıktısının %3 düşeceğini kabul ediyorum” diyor. İklim bilimi açısından bakıldığında hesaba katmadıkları hesaba kattıklarından çok daha fazla olmasına rağmen karbona bir bedel biçip bunu da uluslararası görüşmelerde ana hesaplama metası olarak kullanmak gerçekten çok problemli bir yaklaşım ne yazık ki.

Yalnız problem bununla da kalmıyor. William Nordhaus PNAS’de yeni yayınlanan makalesinde bu sefer de Grönland’ın erimesinin karbonun sosyal bedeline ne kadar ek getireceğini hesaplıyor ve kendisine göre çok makul bir sonuca varıyor: “Grönland’ın erimesi ekonomik anlamda bizi endişelendirmemeli, çünkü karbonun sosyal bedeline olan katkısı sıfırdır.” Karbon hesabının bizler açısından ne derece problemli olduğunu yukarıda anlatmaya çalıştım, şimdi sadece son makaledeki bilimsel problemlere değinmeye çalışacağım.

‘Binlerce yıl’ teorisi

Bu makalenin dayandığı iki ayrı makaleden birinde Grönland’ın ne zaman eriyebileceği, ikincisinde de bu erimenin deniz seviyesine ve bununla beraber ekonomiye ne derece etki göstereceği konu ediliyor. Eğer bu iki makaleyi dikkatlice okumazsanız Nordhaus size şunu söylüyor: “Grönland’ın erimesi binlerce yıl sürer ve o süre içerisinde biz zaten küresel ısınmaya bir çare bulmuş oluruz. Deniz seviyesinde kısa vadede oluşacak az bir artışın da ekonomiye bir etkisi olmayacağını biliyoruz.”

Makaleleri dikkatle okuduğumuzda ise şunlarla karşılaşıyoruz: Öncelikle, Grönland’ın erimesi üç faktöre dayanır: Havanın ısınmasından dolayı yüzeydeki buzun erimesi, eriyen buzların göletler oluşturarak yüzeyin rengini koyulaştırması, bunun da daha fazla buzun erimesine neden olması ve bir tepe olan Grönland’dan buzların koparak denize kayması (Robinson, 2012). IPCC AR5 raporu Grönland’ın önümüzdeki bin yıl içerisinde geri döndürülemez biçimde erimesinin bugüne göre 0.8 derece ile 2.8 derece ısınma arasındaki bir eşik değerde gerçekleşeceğini söylüyor. Buna karşılık Nordhaus’un kendisine temel aldığı makale bu erimenin bugüne göre 6.8 derece ısınmada bile 2000 yıldan uzun süreceğini söylüyor. Yani kısacası, ekonomistler olası en iyi senaryoyu temel alıyorlar. Tabii erime birkaç bin sene sürecekse şimdiden önlem almanın da fazla bir gereği yok sonucuna ulaşıyorlar.

Öte yandan, az da olsa erimenin deniz seviyesini yükselteceğini ve bunun da bir bedeli olacağı biliyoruz. Bu bedeli ortaya koyan makalede açıkça söylenmese de bu makalenin kullandığı yazılımın kılavuzunda kıyı erozyonun, kıyılardaki tarım arazilerinin tuzlanmasının, okyanus asitlenmesinin, kıyı turizminin zarar görmesinin, tarımla etkileşimlerin ve bu nedenle oluşan göçlerin hesaba katılmadığını belirtiyor. Yani Tuvalu’nun tamamen yok olmasının ve Bangladeş’te yaşayan 160 milyon insanın önemli bir kısmının göç etmek zorunda kalmasının kullanılan bu hesaplarda yeri yok. Sanırım hesaplar sadece Florida kıyısındaki insanların evlerini kaybetmekten dolayı uğrayacakları kayıplara dayanıyor (Diaz, 2016).

Tüm bunları uzun uzun yazmamın bir tek nedeni var. Nordhaus gibi ekonomistlere dayanarak devletler politikalarını belirliyorlar. Bu politikaları belirlerken de ekonomistlerin neyi hesaba katıp neyi katmadıkları konusunda fazla fikir sahibi değiller. Bir de adam ekonomi alanında Nobel ödülü aldıysa politikacıların kafasında “karbonun sosyal bedeli Nordhaus’un söylediği gibi 31 dolardır” gibi bilgi kalıyor sadece. Oysa Grönland’ın erimesi bin yıl içerisinde de olsa deniz seviyesini 7 metre yükseltecek. İnsanlık tarihinin önemli bir kısmı bu 7 metre içerisinde geçti. Efes’in eski limanının denizden yüksekliği sadece 4 metredir. Thermophylae’de Perslerin 300 Spartalının üzerinden geçtiği 100 metre genişlikteki geçit artık deniz olacak. Söke Ovası’nın, Çarşamba Ovası’nın önemli kısımları 7 metreden daha aşağıdadır. Buraları bin yıl içerisinde kaybedeceğiz; bunun çok daha kısa sürede olması da mümkün. Tüm bunların nedeni olan karbondioksit salımımızı kesmemiz için de önemli bir neden olmadığını söylüyor ekonomistler. İnanamadığım için üzgün değilim.

(Yeşil Gazete)