Değişim tabaktan başlar – Fezel Nizam

Eriyen buzullar, yok olan türler, azalan biyoçeşitlilik, insan merkezli gelişen ekolojik tahribat, su kaynaklarının azalması, çölleşmeye doğru değişen iklim kuşakları ve daha neler neler..

“İklim değişikliği” veya “küresel ısınma” kelimeleri içinde bulunduğumuz dönemi anlatmak için yetersiz kalırken, bu kelimeler yerine “küresel iklim KRİZİ” kullanılmaya başlanıyor.  Kriz o kadar büyük ki; geri dönüşüme destek vermek, naylon poşetler yerine kumaş alışveriş çantaları ve yeniden kullanılabilir su şişeleri kullanmak gibi girişimler önemli olmasına rağmen yetersiz kalıyor. İklim krizi yaşamsal bir tehdit halini almışken, çevre dostu önlemlerin yanı sıra küresel ölçekte etki edecek mücadele yöntemleri benimsemek ana çıkış noktası olmalı. Küresel iklim krizi ile mücadele için atılacak en önemli adımların başında, yerelden başlayarak beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi tavsiye ediliyor. Konfor alanlarımızdan çıkıp, değişimin bir parçası olmalı; bunu ise beslenme alışkanlıklarımızı gözden geçirerek değişimi tabaklarımızdan başlayarak hayata geçirmeliyiz.

Hayvansal gıdalar ve küresel iklim krizi

1960’lardan bu yana dünya nüfusu iki katı artmış olmasına rağmen, büyük baş hayvan üretimi dört kat, tavuk üretimi ise 13 kat artmıştır. Bu akım küresel ısınma, çevre kirliliği, su kaynaklarının kirlenmesi ve azalması, ormansızlaştırmayı, toprak yapısının bozulmasını, doğal kaynakların tükenmesini ve bazı türlerin yok olmasını, deniz suyu seviyelerinin yükselmesini beraberinde getiriyor.

Hayvansal gıdaların tüketiminin ağırlıklı olduğu beslenme biçimleri, gıda kaynaklı sera gazı emisyonlarının ilk nedeni olarak gösteriliyor. Hayvancılık sektörü ise olumsuz ekolojik etkilerinden dolayı son zamanlarda dikkatleri üzerine çekiyor. Yapılan çalışmalar, hayvansal gıda ağırlıklı beslenmeden bitkisel temelli yani vegan beslenmeye geçiş ile sera gazı emisyonlarının ortalama üç katı düşüşe neden olacağına vurgu yapıyor.

Temel olarak veganlık, diğer tüm hayvanlara karşı her türlü istismar, zulüm ve sömürüyü reddeden bir ideoloji ve yaşam biçimidir. Bunun yanında insanlar, diğer hayvanlar ve çevre için hayvan kullanımından uzak her türlü alternatifin geliştirilmesini ve kullanılmasını yaygınlaştırmayı amaçlar. Kişilerin, önceliği farklı olsa da genel olarak hayvan özgürlüğü, sağlık ve ekolojik nedenlerle vegan yaşamı benimsiyorlar.

İnsanlık, hissedebilen bir canlıyı, kişisel zevkler uğruna sömürüp öldürebiliyor, bunu yaparken de gezegene geri dönüşü olmayan tahribat veriyor.

  Sera Gazı Emisyonu (gCO2eq.) Tarım Alanı Kullanımı  (m2) Tatlı Su Kullanımı  (m3) Nitrojen Kullanımı (gN) Fosfor Kullanımı

 (gP)

Meyveler 23.33 0.27 0.08 2.86 0.44
Sebzeler 15.13 0.13 0.02 2.32 0.41
Baklagiller 1.10 0.05 0.00 0.00 0.00
Fıstık-Fındık 16.94 0.15 0.01 0.34 0.05
Gevrekler 55.43 0.68 0.10 5.43 0.83
Kırmızı et 1538.98 0.72 0.04 5.53 0.99
Balık 1.94 0.01 0.00 0.11 0.02
Yumurta 40.21 0.17 0.01 1.30 0.22
Süt ve süt ürünleri 374.34 0.41 0.02 1.94 0.48
Yağ 101.94 0.50 0.02 2.19 0.56
Köklü Bitkiler 31.91 0.29 0.16 3.30 0.58
Diğerleri 65.53 1.00 0.11 3.71 0.65
Toplam 2266.78 4.38 0.59 29.03 5.23

Besi hayvancılığı sektörü su kaynaklarını antibiyotikler, hormonlar ve diğer kimyasallar ile kirletirken, temiz suya erişimi zorlaştırıyor, biyoçeşitliliğin azalmasına ve deniz suyu seviyelerinde artışa neden oluyor, en önemlisi de sera gazı emisyonunun en temel kaynaklarından biri olarak anılıyor. Dünya genelinde hayvansal gıdalara olan talep artışı ve et tüketiminin gezegene verdiği ciddi hasar göz önünde bulundurulduğunda, hayvansal gıdaların yerine bitkisel temelli yani vegan beslenmeye geçiş; gıda güvenliği, sürdürülebilir çevresel etki ve toplum sağlığı açısından oldukça önemlidir.

Son zamanlarda yapılan bazı çalışmalar da hayvansal gıda tüketiminin, gezegeni mahveden bir tercih olduğunu gözler önüne seriyor;

  • Corrado ve arkadaşları (2018) tarafından yürütülen araştırmada sonuçlarına göre dengeli hepçil bir beslenme modelinin vegan ve vejetaryen benlenme modellerine göre anlamlı derecede daha yüksek sera gazı emisyonu ürettiğini göstermektedir. Hayvansal gıda odaklı beslenme modeli üretim öncesi, pişirme aşaması ve gıda artığı aşamaları ortalaması sera gazı emisyonu değeri 3,36 kgCO2eq/kişi/gün olarak analiz edilmiştir. Bunun yanında vejetaryen beslenme modelinde ortalama 0.89 kgCO2eq/kişi/gün ve vegan beslenme modelinde ise 0.97 kgCO2eq/kişi/gün olarak gösterilmektedir.
  • Chen ve arkadaşları (2019) tarafından yürütülen bir diğer çalışmada her bir besin grubu sera gazı emisyonu, tarım alanı kullanımı, tatlı su kullanımı nitrojen ve fosfor kullanımına göre ölçülmüştür (Tablo 1). Sonuçlar, hayvansal gıda tüketiminin gıda kaynaklı sera gazı emisyonundan sorumlu en önemli faktör olduğunu doğrulamaktadır.

Tablo 1:Besin gruplarına göre çevresel etki araştırma sonuçları (Chen ve d., 2019).

  • Yine aynı çalışmanın verilerine göre vejetaryen ve vegan beslenme ile gıda kaynaklı sera gazı emisyonunu sırasıyla %32 ve %67 oranında azaltmakta, su kullanımını sırası ile %70 ve %75 azaltmakta, tarım arazisi işgalini ise sırası ile %70 ve %79 oranında azaltmaktadır.
  • Hayvancılık ve yan ürünlerinden kaynaklanan karbondioksit (CO2) yıllık 32.000 milyon ton ve bu miktar dünya çağındaki sera gazı emisyonunun %51’ini oluşturuyor. 2050’de olması öngörülen emisyon artış oranı %80. 2040’ta beklenen enerjiye bağlı emisyon oranı artışı ise %20. Vegan beslenmeyi benimseyen bir kişi, hayvansal ürünlerle beslenen bir kişiden %50 daha az karbondioksit üretiyor, 11’de 1’i kadar fosil yakıtı tüketiyor, 13’te 1’i kadar su tüketiyor ve 18’de 1’i kadar toprak kullanıyor.

Yukarıdaki veriler ışığında, hayvan temelli beslenme düzeninden bitkisel temelli bir beslenme şekline geçmenin, küresel iklim krizi ile mücadele açısından önemli bir adım olduğu anlaşılıyor. Bitkisel kaynaklı protein üretimi, hayvansal protein üretimine göre daha az tarım arazisi kullanımı, daha az su ve enerji tüketilmesini sağlamakta, dolayısı ile daha az sera gazı salınımı ve birikimine neden oluyor.

Küresel iklim krizi tüm dünyada gittikçe en önemsenen konular arasında ikinci sırada olmasına rağmen, Kıbrıs’ın kuzeyinde sürekli değişen gündemde bir türlü yerini alamıyor. Bu konunun toplumsal olarak yankı uyandırdığı tek zaman dilimi, ekstrem hava koşullarını yaşadığımız anlara denk geliyor. Bu durum ise ne yazık ki, sadece söylemde kalıyor. İş kendi konfor alanlarımızı aşıp, önlemler almaya geldiğinde ise sınıfta kalıyoruz. Bu durum en önemli nedenlerinden biri küresel iklim krizine dair farkındalığın yok denecek kadar az olması ve/ya alışkanlıklarımızın global ölçekte doğuracağı sonuçları görmezden gelmemizden kaynaklanıyor.

Küresel iklim krizi her canlının hayatını tehdit eder bir hal almışken, insanlığın konforu ve lüksü düşünecek şansı yoktur, bu kritik eşikte benmerkezciliğe yer yoktur. Bireylerin hayat tarzlarında ve beslenme alışkanlıklarındaki en küçük değişim bile, küresel ölçekte önemli rol oynadığını unutmadan, etik ve çevresel açıdan atılacak en önemli adım veganlığı bensimsemek olacaktır.

Not: Bu yazı küresel iklim krizini temel almış olduğundan; veganlık sadece beslenme yönü ile değerlendirilmiştir. Fakat veganlığın yalnızca bir beslenme biçimi olmadığı,  hayvan özgürleşmesi noktasında etik düzen arayışı ve ideoloji olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum.

Kaynaklar

Chen, C.; Chaudhary, A.; Mathys, A. Dietary Change Scenarios and Implications for Environmental, Nutrition, Human Health and Economic Dimensions of Food Sustainability. Nutrients 2019, 11, 856.

Corrado, S.; Luzzani, G.; Trevisan, M.; Lamastra, L. Contribution of different life cycle stages to the greenhouse gas emissions associated with three balanced dietary patterns. Science of the Total Environment 660 (2019) 622–630.

(Gazettakibris.com’dan alınmıştır.)