Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Eşantiyonla kriz yönetmek: Keşmir hakkında bir çizgi-hikaye

‘Askerî engellerin kuşatması altında, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı bir olağanüstü hâl ortamında anne hastaneye nasıl götürülür mesela? Çocuğu sırra kadem basan bir baba neler yaşar? Gecenin ortasında izbe bir köşeye sinmiş bir araba dolusu adam neyin peşindedir? Okullar niye kapanır, niye açılır?’

Dünyada sorunların çözülemediği, sürekli kan kaybeden ihtilaflı bölgeler var: Filistin, Sri Lanka, geniş Kürt coğrafyası, Doğu Türkistan, Kıbrıs, Tibet… (Liste uzatılabilir). Buraları aynı zamanda dünya siyasetinin turnusol kağıdı gibi. Devletlerin güçsüze sempati duyar gibi yaptığı; ama güçlüyle ittifakını bozamadığı; dünya arenasında kendini göstermek isteyen siyasetçilerin hakkında ahkâm kestiği, arabulucu rolüne soyunduğu ve sonra çark ettiği; çözümsüzlüğün kronik hâle geldiği; kimi zaman hatırlanan, sonra yoğun gündem akışında yine unutulan yerler buraları. Hakikatin, müzakerenin, demokratik kurumların, ortak değerlere yapılan atıfların yetmediği; devletlerin en karanlık işlerini icra edebildikleri; zaman geçtikçe sorunların katmerlendiği, içinden çıkılamaz coğrafyalar…

Henüz Türkçeye çevrilmemiş (ama umarım çevrilecek olan) Munnu: Keşmirli Bir Çocuk isimli kitap işte böyle bir coğrafyada büyümeyi anlatıyor. Kitap, bir çizgi hikâye, yazarı Malik Sajad.*

Keşmir, tarih boyunca pek çok devletin istilasına uğramış. 1846’da İngilizler, daha doğrusu Doğu Hindistan Şirketi ülkeyi işgâl etmiş. Ancak bölgenin dağlık olmasından ve dolayısıyla yönetilmesinin zorluğundan ötürü, bütün ülkeyi üstündeki insanı-bitkisi-hayvanı ile beraber 7.5 milyon Rupi’ye Gulab Singh isimli bir Hint prensine satmışlar. Prens, yaptığı masrafı çıkarabilmek için ağır vergiler koymuş, insanları köleleştirmiş ve Britanya’nın görmeyen gözetiminde yeri gelmiş kıyım yapmış. Verdiği ana paranın üstüne aynı anlaşma gereği (Amritsar-1846) her sene Britanya’ya düzenli olarak vermesi gereken “vergiyi” böylelikle toplayabilmiş; Britanya’daki muazzam ilerlemeye; demokrasinin, insan haklarının gelişmesine katkı sunmuş. Yaklaşık yüz sene bu böyle devam etmiş. 1947’de Britanya nihayet çekilirken alelacele bir çizgi çekerek Hindistan’ın içinden bir Pakistan çıkarmış. Detaylara girmiyorum, büyük bir nüfus mübadelesi ve yaklaşık bir milyon insanın ölümüyle sonuçlanan masa başında alınmış bir kararı konuşuyoruz.

Bitkisiyle, insanıyla bir ülkeyi ‘bağışlama’

Bu süreçte Keşmir’in kaderini çizmek yine aynı ailenin kararına bırakılmış. Bunun üzerine Keşmirliler, “biz parayla alınıp satılabilen eşya değiliz, özgürlük istiyoruz” deyince 200 bin kişi öldürülmüş, 300 bin kişi kaçmak zorunda kalmış. Ancak bu defa geçmişteki isyanlardan farklı olarak kendilerine hamilik yapmaya soyunan çiçeği burnunda bir devlet varmış: 22 Ekim 1947’de Pakistan’ın desteklediği gruplar Keşmir’e girmiş. Dönemin prensi Hari Singh can havliyle Hindistan’a sığınmış, koruma karşılığında Keşmir’i Hindistan’a bağışlamış. Yine bitkisiyle, insanıyla beraber… Beş gün sonra bu defa Hint askerleri Keşmir’e intikal etmiş. Sonunda Keşmir, Birleşmiş Milletler‘in araya girmesiyle ikiye ayrılmış (1948). Yani bir gecede yandaki çayırlık başka bir ülke hâline gelmiş. Akrabalar ayrılmış, coğrafyanın kendine has hareket rotaları yasaklı hâle gelmiş. Bu esnada kendine ait ayrı bir dili, kültürü olan Keşmirlilerin bağımsız olma talebi kimse tarafından dikkate alınmamış. Ülke, iki (ve hattâ üç) ayrı nükleer gücün çekişme sahası hâline gelmiş.

Bugün Keşmir her anlamda bölünmüş durumda. “Azad Keşmir” isimli bölge Pakistan’ın kontrolünde. Daha büyük olan “Cemmu ve Keşmir” denen bölge ise Hindistan’da. Bu iki bölgedeki 10 milyonluk toplam nüfusun %70’inin Müslüman olduğu tahmin ediliyor. Geri kalanlar ise Hindu, Sih ve Budist. Ülkenin kuzeyindeki bir bölgeyi ise Çin işgâl etmiş. 1962’de Çin ve Hindistan arasında bu toprak parçası için çıkmış bir savaş var.

Cemmu ve Keşmir içinde de farklı politik mevziler bulunuyor. Bir grup (bekleneceği üzere) Hint yönetimiyle ittifak hâlinde. Bir grup hâlâ tam bağımsızlık istiyor, bir diğer grup ise Pakistan’la birleşmek… Sonuç: İsyanlar, sokağa çıkma yasakları, düzenli hâle gelmiş şiddet, politik suikastlar, faili meçhuller, “biz dizlerine nişan alıyoruz, onlar çocuklarını öne sürdükleri için çocuklar ölüyor” diyebilen askerler, tecavüzler… Kaç kişinin öldüğü bile tam olarak bilinmiyor. Her tahmin, hakikatten çok söyleyen kişiye dair fikir veriyor adeta: Keşmirli insan hakkı aktivistlerine göre 90 bin, ayrılıkçı militanlara göre 100 binin üzeri, Hindistan gazetelerine göre 30-40 bin, Hindistan Hükümeti’ne göre 20-30 bin (ama hepsi terörist) kayıp var. Daha “nesnel” yabancı gözlemciler ise 47 bin-72 bin gibi bilimsellik havası veren küsuratlı sayılar öne sürüyor. Ancak onların da güvenilirliği binli hanelere kadar…

Aşina hikayeler

İşte kitap böyle bir ortamda geçiyor. Gündelik hayatı devam ettirmek; bükülmek, kırılmak, susmak, isyan etmek ve sineye çekmek üzerine olduğu da söylenebilir. Askerî engellerin kuşatması altında, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı bir olağanüstü hâl ortamında anne hastaneye nasıl götürülür mesela? Çocuğu sırra kadem basan bir baba neler yaşar? Gecenin ortasında izbe bir köşeye sinmiş bir araba dolusu adam neyin peşindedir? Okullar niye kapanır, niye açılır? Gelip giden Batılı diplomatların gündemi nedir?

Kendi coğrafyamızdan aşinalık hissedeceğimiz bir sürü hikâye anlatılıyor kitapta. Bir çırpıda okunan, insana kimi zaman derin bir keder kimi zaman dirayet hissi veren sıra dışı bir eser.

Aşağıya, kitaptan kısa bir bölüm koyuyorum. Bir grup Avrupalı delegenin, Munnu (Malik Sajad) ve bir arkadaşıyla tanışmak istemesi üzerine Munnu uzun uzun düşünmeye başlar: Onlara neyi, hangi sırada anlatmalıdır?

Son olarak: Keşmirliler, soyu tehlikede olan Keşmir geyiğinden ilhamla geyik olarak çizilmiş.

2 Mayıs 2017- Yeni Şafak

 

*Yazarın adını Melik Sacit diye okuyabiliriz. İlgilenenlerin bulması için kitapta geçtiği gibi yazdım.

Kitabın Künyesi:

Munnu: A Boy from Kashmir, 2015

Malik Sajad

Fourth Estate, London

(Yeşil Gazete)

 

Kategori: Hafta Sonu