Köşe YazılarıManşetYazarlar

Bırakın Dicle özgür aksın, Hasankeyf yaşasın

Batman’ın ilçesi Hasankeyf 12 bin yıllık kesintisiz tarihiyle pek çoğumuzun görmese de en azından adını duyduğu bir yer. UNESCO’nun belirlediği 10 Dünya Mirası Kriteri’nden dokuzuna sahip olan Hasankeyf, son günlerde Ilısu Barajı’yla gündemde. Barajın inşaatının tamamlandığı ve 10 Haziran’dan itibaren su tutmaya başlayacağı yetkililer tarafından açıklanmıştı. Bunun üzerine Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi 7 ve 8 Haziran günlerinde karşı eylemler yapma çağrısında bulundu. “Hasankeyf doğamız, Dicle kültürümüz” sloganı altında Türkiye, Irak ve Rojava’dan Avrupa’nın çok sayıda şehrine kadar Ilısu Barajı’nın su tutmasına karşı pek çok eylem gerçekleştirildi. Dün barajın su tutmasının erteleneceği haberi yüzleri bir nebze güldürdü. İki haftada bir Salı günleri Açık Radyo’da yayınlanan Sudan Gelen programı içinde Akgün İlhan, Ilısu projesini, baraja karşı mücadeleyi ve antik kentte son durumları uluslar arası su aktivisti Ercan Ayboğa ve Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi sözcüsü Rıdvan Ayhan ile konuştu.

– Sevgili Ercan Ayboğa, geçtiğimiz günlerde Hasankeyf Küresel Eylem Günü için çağrıda bulunmanızın ardından 7-8 Haziran tarihlerinde dünyanın farklı yerlerinde Hasankeyf’in ve Dicle Vadisi’nin sular altında kalmaması için eylem ve etkinlikler yapıldı. Eylemler nasıl geçti biraz bahsedebilir misin?  

Eylemler 7 Haziran’da Avrupa’nın Ljubljana, Münich ve Hamburg gibi kentlerinde ‘Gelecek için Cuma Günleri’ yürüyüşlerine katılımla başladı. İklim krizine karşı dünyanın yüzlerce şehrinde her Cuma sokağa inen öğrencilere Ilısu ve başka barajların Mezopotamya’da iklim ve su krizine nasıl neden oldukları anlatıldı. Buna ek olarak aynı günün ilerleyen saatlerinde Avrupa ve Irak şehirlerinde ana meydanlara ve şehirlerin önemli noktalarına gidilerek yürüyüşler yapıldı, bildiriler dağıtıldı, standlar açıldı, konuşmalar gerçekleştirildi ve ortak fotoğraflar çekildi. Eylemlerden biri Paris’te UNESCO merkezinin önünde yapılıp UNESCO’nun baştan beri Hasankeyf konusundaki sessizliği ve eylemsizliği eleştirildi. Viyana’da Ilısu Projesi’nde yer alan en büyük şirket Andritz’in önünde gerçekleştirildi. Bağdat’tan Babil’e, Nasiriye ve Basra’ya kadar on şehirde eylemler oldu.

7 Haziran akşamı saat sekizde sosyal medyada #HasankeyfİçinGeçDeğil hashtagİ üzerinden yoğun paylaşım yaparak Hasankeyf’i sosyal medyada öne çıkardık. Ayrıca Metin Uca, Xero Abbas, Haluk Levent ve Şebnem Sönmez gibi pek çok sanatçı bu kampanyaya videolarla destek verdi.

Video’nun linki: http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/1429127/Sanatcilardan_Hasankeyf_icin_acil_cagri.html

Tüm bunların sonucunda Hasankeyf Türkiye’de ‘top tweet’ konumuna geldi. 8 Haziran günü de eylemler devam etti. Hasankeyf’te saat 12’de köprü başında yerelden aktivist ve siyasetçiler Ilısu Barajı’nın durdurulmasını talep etmek için toplandı. Batman Belediye Başkanı ve HDP milletvekili Ayşe Acar Başaran ve sadece Hasankeyf’i ziyaret eden Birleşik Krallık’tan Avrupa Parlamentosuna seçilen Julia Word de vardı.

8 Haziran günü dikkat çeken eylemlerden biri, Güney Kürdistan’ın Süleymaniye kentinde çok sayıda grubun katılmasıyla gerçekleştirildi. Şili’den ise bir su aktivistinin dayanışma mesajı gönderildi. Londra’da Türk büyükelçiliği önünde eylem yapıldı. Bask ülkesinde ise Ilısu Projesi’ne kredi veren Garantibank’ın ana sahibi BBVA bankasına karşı Bilbo (Bilbao), Donostia (San Sebastian) ve Barcelona kentlerinde pankartlar açıldı ve yapıştırma faaliyeti yapıldı. Daha önceki küresel eylem günlerine göre çok daha fazla katılım sağlandı. Basının da yoğun ilgi gösterdiği eylem günleri oldukça başarılı oldu.

– Ilısu barajına karşı hareket on yıllardır süren bir mücadele. Proje geçmişte bir kaç kez durduruldu. Ancak her şeye rağmen inşaat 2010’da başladı ve kesintilerle de olsa günümüze kadar devam etti. Barajdan doğrudan ve dolaylı olarak etkilenecek 100 bin insan, barajın su tutmaya başlamasıyla ekonomik faaliyetleri kısıtlanacak aşağı akım ülkesi Irak’ta yaşayan Bataklık Arapları gibi halklar, arkeoloğundan iklim bilimcisine akademisyenler, aktivistler, sanatçılar ve vatandaşlar bu projeye “hayır” demesine rağmen bu proje neden durdurulamadı?

Ercan Ayboğa: Bunun pek çok nedeni var. Ülkemizde demokratik bir iklim olsaydı Ilısu Projesi başlayamazdı bile. Zira bu projeye karşı duruş oldukça güçlüydü ve halen de öyle. Yerelden gelen tepki ve karşı duruş da hiç dinmedi. Şimdiye kadar Türkiye’nin birçok yerinden ve kesiminden Hasankeyf’e destek mesajları geldi ve Ilısu Projesi eleştirildi. Açıktan açığa bu projeyi destekleyen sivil toplum kuruluşları çok az. Projenin 2002 ve 2009’da dış finansmanı iptal edildi. Ancak hükümet yılmadı ve bu sefer de finans riskini kendisi üstlendi. 2013’de İdari mahkemenin ÇED uygulaması talep etmesi sonucu baraj inşaatı üç aylığına durunca yasalar değiştirildi. Ilısu Projesi’nin devlet açısından en stratejik yatırım projelerinden biri olması bu yaklaşımda belirleyici oldu. Mesela 2015 Haziran’ında baraj inşaatındaki işçiler kötü çalışma şartlarına karşı greve gitmişlerdi. 2015 yazında devlet karşı baskı ve şiddetle harekete geçince grev sönümlendi. Sonrasında da yerelde ve bölgede kampanya yürütmek çok zorlaştı. Kısaca demokrasi ve adalet eksikliği kaynaklı bu olanlar. Devlet de bunu fırsat bilip inşaatı başlattı ve ilerletti.

Ancak bu dediklerimiz aktivistler için gerekçe olmamalı elbette. Ilısu Projesi’ne karşı kampanya yürütenler zaman zaman başarılı ve yoğun çalışmış olsa da Türkiye’de şartların zor olduğunu göz önünde bulundurarak planlamaları yapmalı. En kötü senaryoya göre hareket edilmesi her zaman en doğrusudur. Bunda eksik kalındığını düşünüyorum. Ilısu Barajı’na karşı hareket, Türkiye’nin bitmeyen en uzun mücadelelerinden biri olması ve projenin birçok defa durdurulmasına rağmen yine de ısrarla devam ettirilmesi sonucu karşı duruşun içindeki insanların bir kısmını yoruldu. Bu kadar gücü elinde toplamış ve ısrarcı bir devlete karşı mücadele etmek sadece Türkiye’de değil her yerde çok zor olurdu. İşte bu nedenle de faaliyetlerde yenilik, çeşitlilik ve koalisyonlar kurmak çok önemli.

Hasankeyf ve Dicle Vadisi’ni korumak için Ilısu Projesi’ne karşı doğan hareket, ülkemizde en eski ekolojik ve yaşam alanı mücadelelerinden biri. Bunu düşünerek sorumluluk alması gerek aktivistlerin ve demokrat olan herkesin. Hasankeyf’i ve Dicle Vadisi’ni yaşatma mücadelesinin özellikle yerelde kültürel ve ekolojik bilincin artmasında önemli rol oynadığını da dikkate almak gerek.

-Peki, Hasankeyf’i şu aşamada bile kurtarmak mümkün mü? Yani Ilısu barajı büyük maliyetlerle 9 senede tamamlandıktan sonra hükümet bu konuda geri atabilir mi?

Ercan Ayboğa: Hasankeyf için de Dicle Vadisi için de hiç bir zaman geç kalmış sayılamayız. Çünkü burada söz konusu olan doğal yaşam alanları ve kültürel mirastır. Evet, barajın büyük bir maliyeti oldu. Ama bu projenin neresinden dönülürse dönülsün toplum için de gelecek nesiller için de kârdır. Zira proje tamamlanırsa yaşanan kayıplar üst düzeyde ve telafisiz olacak. Barajın vaat ettiği enerji ve tarımsal su için başka alternatif kaynaklarımız var. Ancak Hasankeyf ve Dicle’nin alternatifi yok.

2017 yılından bu yana Hasankeyf’te, Zeynel Bey Türbesi’nin taşınmasıyla başlayan süreçte “eserlerin Yeni Hasankeyf’e taşınması” ve “kayaların sağlamlaştırılması” bahaneleriyle yapılan fiziki müdahaleler ciddi yıkımlara neden oldu. Ama buna rağmen halen kurtarabileceğimiz kültürel miras muazzam miktarda. Ilısu Projesi durdurulup iptal edilirse; başta doğrudan etkilenen beş il olmak üzere, Kürdistan, Türkiye ve Irak halklarının ekonomik, sosyal, kültürel ve ekolojik olarak çok ileri düzeyde faydalanacağına kesinlikle inanıyoruz.

Yerel halk, geleceğine yönelik alacağı demokratik, şeffaf ve ekolojik kararlarla kendi geleceğini daha iyi belirler. Kültürel ve doğal alanlar, barajlarla su altında bırakılarak veya madenlerle delik deşik edilerek değil, gelecek kuşakları da düşünerek küçük ölçekli ve demokratik çözümlerle enerji ve su ihtiyaçları karşılanabilir.

15 Mayıs’taki çağrımızla ilk etapta Türkiye hükümetinden Dicle bölgesinin geleceğini toplumla demokratik olarak tartışıp karara varmasını talep ettik. Çağrımız demokrasiye çağrıdır aslında. Son birkaç on yıldır dünyada birçok büyük projenin son anda iptal edildiğini görüyoruz. İnsan ve doğa üzerinde felaket yaratan bu projelerin iptalinin arkasında toplumda yükselen tepkiler vardır. Mesela  Tayland’da inşası tamamlanan Pak Mun Barajı faaliyete geçmişti ama bir süre sonra başta balıkçılar olmak üzere  çeşitli kesimlerin protestoları sonucu 2013’de iptal edildi. Avusturya’da inşası tamamlanan Zwentendorf Nükleer Santrali de 1978’de yapılan özel bir halk oylaması sonucu faaliyete geçmeden bırakıldı.

Bunlardan çıkardığımız sonuç sonuna kadar haklı mücadeleye devam edilmesi gereği. Yanlışa karşı susmamak lazım. Ilısu Barajı’nda su tutulmaya başlansa bile bunun durdurulması için mücadeleye devam etmek gerek. Hatta baraj rezervuarı suyla dolsa bile boşaltılması için mücadele ediyor olmak lazım. Ilısu Barajı’nın yapıldığı bölgede halkın ezici çoğunluğunun bu barajı istemediğini de dikkate alırsak böylesi bir kampanyanın başarı olma olasılığının hiç de sanıldığı kadar az olmadığını göreceğiz.

– Sevgili Rıdvan Ayhan, şimdi size sorayım. Bir Hasankeyfli olarak son gelişmelerle ilgili ne düşünüyorsunuz? Hasankeyf halkı nasıl etkileniyor tüm bu olanlardan?

Rıdvan Ayhan: Bundan birkaç gün önce Hasankeyf’te yürürken arkadaşım Süleyman’ı gördüm. Ağaç dikiyordu. Kendisine ağacı neden diktiğini, barajın su tutmaya başlayacağı haberini duyup duymadığını sordum. Süleyman’ın bundan haberi vardı elbette ama barajın su tutup da suların Hasankeyf’e kadar ulaşacağına inanmadığını söyledi. Ben de onun gibi düşünüyorum. Sular Hasankeyf’i ve bizi yutamayacak. Biz biraz daha kararlı ve inançlı bir biçimde mücadele edersek inanın ki Dicle’nin suyu tutulamaz, Dicle güle oynaya akmaya devam eder.

– Peki, Yeni Hasankeyf diye anılan yeni yerleşim yerinde vaziyet nedir? 15 Mayıs ile 15 Haziran arasında Hasankeyf’in tamamen boşaltılacağı yazıldı medyada. Bunun gerçeklik payı nedir?

Rıdvan Ayhan: Yeni yerleşim yerinde binaların kalitesinde, yollarda ve şebeke suyunda ciddi sıkıntılar var. Bu nedenlerle de kimse gitmek istemiyor Hasankeyf’in karşısında kurulmuş bu yerleşim yerine. DSİ önceden bizi buraya yerleştirmek istedi ama biz direndik ve şimdiye kadar gitmedik. Sadece birkaç aile evlerinde sorunlar olduğu için lojmanlara yerleştirildi. Evlerin kalitesi de iyi değil. Nisanda yağan yağmurlarla evler sular içinde kaldı. Bir de evlerin fiyatlarında sorun var. Mesela bizim eski evleri 100 bin TL’ye saymışsa yeni evler için 150 bin istiyorlar. Böyle olursa insanlar bu farkı ödemekte çok zorlanır. Çünkü yeni yerleşim yerinde herhangi bir iş olanağı yok. Kupkuru bir yerde insanlar hayvancılık, tarım turizm veya esnaflık yapamayacak ki. Hiçbir ekonomik faaliyeti yapamayacağı bir yerde nasıl para kazansın da devlete o kadar parayı ödesin? Eski evlerimizin bağı, bahçesi, merası vardı. Kale Yolu üzerinde esnafın dükkânları vardı. Turizmle geçinen insanlar vardı. Bu insanlar o kupkuru yerde ne yapacak, nasıl geçinecek? Bir de benim için çocukluğumun geçtiği yerler buralar. Yeni bir Hasankeyf yok ki başka yere gidelim. Umarım su tutulmaz, Dicle özgür akar, biz de ait olduğumuz yerde yaşamaya devam ederiz.

(Yeşil Gazete)