Sadece antibiyotik mi?

‘Dr. Güzel’in çalışmasında Ceyhan’ın 9 farklı noktasında, 4 mevsim boyunca 91 farklı ilaç etken maddesi araştırılmış. Çalışma süresinde en yaygın bulunanlar; kafein, diazepam, gabapentin, lidokain, etodolak, metoprolol, karbamazepin, diklofenak ve flukonazol.’

Geçtiğimiz hafta basına yansıyan, İngiltere York Üniversitesinden araştırmacıların, 72 ülkedeki 711 nehir havzasında yaptıkları çalışmada antibiyotik kirliliğine rastlaması gündem olmuştu. Bu havzalar içerisinde Dicle Nehrinin de bulunması, çalışmanın ülkemizde de ses getirmesine neden oldu. Çalışmaya göre dünya genelindeki çeşitli nehirlerden alınan örneklerin %65’inde ciddi miktarda antibiyotik kalıntısına rastlandı. Yaygın olarak kullanılan 14 farklı antibiyotiğin araştırıldığı çalışmada, metronidazole isimli deri ve ağızda çıkan bakteriyel enfeksiyonların giderilmesinde kullanılan antibiyotiğin, Bangladeş’ten alınan örneklerde güvenli seviyeden 300 kat fazla olduğu tespit edildi. En yaygın olarak bulunan ise idrar yolları enfeksiyonunda kullanılan trimethoprim isimli antibiyotik! 711 örnek noktasının 307’sinde bu antibiyotiğe rastlanılmış. 51 noktada ciproflaxacin miktarı güvenli seviyenin üzerinde bulunmuş. Çalışma henüz yayınlanmadığı için detaylarına tam hâkim değiliz. Kısa süre sonra yayınlanınca daha detaylı olarak analiz edebileceğiz.

Detaylarına hâkim olduğumuz ve Türkiye adresli bir çalışma daha var. 2018 yılında Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesinden Dr. Evşen Güzel’in denetiminde Ceyhan Nehri’nde gerçekleştirilen ve ‘Human and Ecological Risk Assessment: An International Journal’ isimli dergide yayınlanan bu çalışmada da ilginç sonuçlar mevcut. Çünkü antibiyotiklerin yanında ciddi çeşitlilikte ilaç kirliliği araştırılmış ve birçok farklı ilaç kalıntısı Ceyhan Nehri’nde tespit edilmiş. Dr. Güzel’in çalışmasında Ceyhan’ın 9 farklı noktasında, 4 mevsim boyunca 91 farklı ilaç etken maddesi araştırılmış. Çalışma süresinde en yaygın bulunanlar; kafein (4880.00 ng/L), diazepam (374.00 ng/L), gabapentin (355.00 ng/L), lidokain (48.70 ng/L), etodolak (47.35 ng/L), metoprolol (43.60 ng/L), karbamazepin (24.25 ng/L), diklofenak (17.60 ng/L) ve flukonazol (15.95 ng/L).

Dr. Güzel’in çalışmasında araştırılan ilaç etken maddelerinin istasyonlarda bulunma yüzdeleri.

York Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen çalışmada en yüksek seviyede bulunan metronidazole Dr. Güzel’in yaptığı çalışmada bulunamamış. Ancak başka bir antibiyotik olan ornidazole bulunmuş. Bu antibiyotik de protoza ve bazı bakteri temelli enfeksiyonların tedavisinde kullanılıyor. Antibiyotiklerin farklı bölgelerde farklı çıkması anlaşılabilir bir durum. Miktarları ise kullanım sıklığıyla bağlantılı. Sağlık bakanlığına göre 2017 yılında yazılan reçetelerin %35’i antibiyotik içermiş. Yani 166 milyon kutu antibiyotik tüketilmiş ya da tüketilmeden çöpe atılmış. Bu boyuttaki antibiyotik tüketimini düşündüğümüzde bunun çevredeki miktarı hakkında da fikir sahibi olabiliyoruz. Burada tıbbi atıkların akıbetine özel bir parantez açmak gerekiyor. Çünkü sucul ekosistemlerimizde ciddi bir tıbbi atık kirliliği söz konusu. Bu kirliliğe başka bir yazının konusu olarak rezerv koyalım. Ancak bu kirliliğin de ekosistemdeki ilaç kirliliği üzerinde belirleyici bir role sahip olduğunu aklımızın bir kenarında tutalım.

Kafein varsa, insan var

Dr. Güzel’in çalışmasına dönecek olursak, en fazla bulunan uyarıcı/ilaç kafein, hepimizin bildiği gibi kahve ve bazı ilaçların içerisinde etken madde olarak mevcut ve bir yerdeki insan etkisinin belirlenmesinde de anahtar madde. Yani bir yerde kafein miktarı fazla ise orada ciddi bir insan etkisi söz konusudur denilebilir. Bunun yanında diazepam, gabapentin, lidokain ve karbamezapin gibi ilaçlar da merkezi sinir sistemi ilacı olması nedeniyle önem arz ediyor. Ciddi bir anti-depresan vb. ilaç kullanımı mevcut. Dr. Güzel’in çalışmasında tespit edilen değerler, Avrupa Komisyonu tarafından belirlenen dörtlü risk sınıflandırmasına göre düşük çevresel risk seviyesinde. Ancak bu ilaçların birlikte sinerji halinde ciddi riskler oluşturma durumu söz konusu. Yani düşük dozlarda tek başına etki gösteremeyen bu kimyasallar bir arada ciddi bir risk oluşturabiliyor. Hatırlayalım, geçtiğimiz yıllarda küresel arı ölümlerine, bazı tarımsal ilaçların birlikte kombinasyonunun neden olduğu tespit edilmişti.

Kaldı ki Ceyhan Nehri, diğer nehirlere göre daha az nüfusun ama daha çok tarımsal kullanımın etkisi altında denilebilir. Belki de burada yapılacak bir pestisit kalıntı araştırması daha başka problemlerin olduğunu ortaya koyacak. Bu anlamda Seyhan, Menderes, Kızılırmak, Fırat ve Dicle nehirleri, insan kullanımına yönelik üretilen ilaçları içeriyor olabilir. Nitekim York Üniversitesi tarafından yapılan çalışmada Dicle nehrinde ciddi miktarda antibiyotik tespit edilmesi bu durumu destekler nitelikte. Bildiğim kadarıyla Dr. Güzel’in Seyhan Nehri’nde bu ilaçların bir kısmını inceledikleri bir çalışması mevcut ancak sonuçları henüz yayınlanmadığı için burada paylaşamıyorum.

Peki bu düzeydeki ilaç kirliliğinin nasıl bir etkisi olabilir? Özellikle antibiyotikler, doğal ortamlarda dirençli bakterilerin gelişmesine olanak sağlıyor ki bu da antibiyotiklerin tedavi edici etkisinin işlevsizleşmesine neden olabiliyor. Bunun yanında anti-depresanların sucul canlıların hormonal sistemleri ve sinir sistemleri üzerinde ciddi etki yarattığına dair birçok araştırma mevcut.

Bir nevi tedavi olmak, güneşten korunmak, bunalımdan kurtulmak vb amaçlar için kullandığımız ilaçların kendileri ya da yan ürünleri doğal ortama karıştığında doğal ortamın sağlığını bozuyor. Ciddi bir paradoksal durum söz konusu.

(Yeşil Gazete)